Yaşananları sadece CHP’nin bir iç sorunu olarak görmek, iktidarın ülkeyi adım adım “muhalefetsiz bir sorun” haline getirdiğini görememek için siyasi kör olmak lazım.

Gerçek bu kadar basit ve bu kadar acımasız. Evet, iktidar muhalefeti darmadağın ederek, var olan derin ekonomik krizi perdeleyerek ve muhalefeti halkın gözünde “bir umut” olmaktan tamamen çıkararak erken seçime gitmek istiyor.

Çünkü biliyor ki, muhalefet toparlanırsa, halkın öfkesi ve umutsuzluğu yeniden birleşirse, o sandık onun için felaket olur.

O yüzden her şeyi hızlandırıyor. Muhalefet kendini toparlamadan, muhalefeti daha da itibarsızlaştırarak, bir an önce sandığa gitmek istiyor.

Bu strateji tesadüf değil. Uzun zamandır uygulanan sistematik bir siyasal mühendislik.

İktidar, yıllardır muhalefeti içinden bölerek, liderlerini yıpratarak, tabanını umutsuzluğa sürükleyerek ve medyayı, yargıyı, bürokrasiyi kullanarak muhalefeti “güçsüz ve güvensiz” bir görüntüye hapsetti.

Şimdi de o görüntüyü son noktaya taşıyor.

Çünkü biliyor.
Halk, “bu muhalefetle ne değişir ki?” diye düşünmeye başladığı anda, sandığa gitmek onun için en büyük güvence haline geliyor.

Ekonomik kriz ne kadar ağır olursa olsun, muhalefet umut olmaktan çıktığı anda halkın bir kısmı “hiç yoktan iyidir” mantığıyla iktidara meylediyor.

İşte iktidarın hesapladığı tam da bu.
Peki bu kadar siyasal mühendislik stratejisi uygulayan, iktidarını korumak için her türlü taktiği devreye sokan bir iktidar, böyle altın değerinde bir fırsatı kaçırır mı?

Elbette kaçırmaz. Kaçırmayacağı o kadar açık ki, bunu görmek için kahin olmaya gerek yok.

İktidarın her adımı, her açıklaması, her hamlesi bu amaca hizmet ediyor.

Erken seçim baskısını artırıyor, muhalefetin iç kavgalarını körüklüyor, gündemi sürekli CHP’nin iç meselelerine kilitleyerek asıl sorunu –ülkenin yönetilemez hale gelen ekonomik ve sosyal çöküşünü– unutturuyor.

Ama asıl sorulması gereken soru şu: Muhalefet bunun farkında mı?
Bence hala farkında değil. Ya da farkında olmak istemiyor.

Çünkü farkına varsa, o zaman bugünkü iç hesaplaşmaları, liderlik kavgalarını, “benim dediğim olsun” tartışmalarını bir kenara bırakıp, asıl tehlike ile yüzleşmek zorunda kalacak.

Asıl tehlike, sandığın hemen arkasındaki o büyük oyundur.

Asıl tehlike, muhalefeti umutsuzluğun batağına sürükleyerek halkı “ya mevcut düzen ya kaos” ikilemine hapseden iktidar stratejisidir.

Muhalefet hala kendi içinde dönüp duruyor. Oysa ülke, muhalefetsiz bir soruna dönüştürülmek üzere. Halkın büyük bir kısmı “değişim” kelimesini duyunca artık omuz silkiyor.

Çünkü gördüğü tablo şu. İktidar güçlü, muhalefet parçalı, dağınık ve umutsuz.

Eğer muhalefet bu gerçeği görmezse, iktidarın istediği tam da bu olacak. Erken seçimde yine “muhalefetsiz” bir yarış. Yine “alternatifsiz” bir tablo.

Zaman daralıyor. Siyasi körlük lüksü kalmadı. Ya bu oyunu görecek ve ona göre pozisyon alacak, ya da tarihe “iktidarın en büyük yardımcısı” olarak geçecek.

Seçim tercihi artık sadece sandıkta değil. Seçim tercihi, bugün, muhalefetin kendi aynasına bakıp “biz ne yapıyoruz?” sorusunu cesaretle sormasında.


Farkına varmak, hala mümkün. Ama çok vakit yok.