İnsanlar sabah kalkıp akşam yatıyor, ne değiştiğini bile anlamadan. Ne bir şey için yanıp tutuşuyor, ne de bir şey için ayağa kalkıyor.
İğdiş edilmiş, renksiz, kokusuz, ruhsuz bir yığın haline getirilmiş. Ne bir duruşu var, ne bir kokusu, ne de bir rengi. Her şey griye boyanmış, her şey aynı tada, aynı kokuya, aynı şekle sokulmuş.
Adına siyaset deniyor ama aslında siyasetsizlikten başka bir şey değil.
Para-pula boğulmuş, ilke diye bir şey kalmamış, duruş diye bir kavram unutulmuş, kişilik ise lüks haline gelmiş.
Bu ucube yapı daha fazla taşınamaz.
Bu kabusun bir an önce bitmesi lazım.
Yıllardır aynı oyun oynanıyor. Birileri sahneye çıkıyor, “biz farklıyız” diyor, “biz ilkeli olacağız” diyor, “biz halkın yanındayız” diyor. Sonra o sahne karanlığa gömülüyor.
Para konuşmaya başlıyor. İktidar koltuğu, ihale kapısı, kadro dağıtımı, menfaat çarkı dönmeye başlıyor.
Her şeyin ölçüsü para oluyor. Kimin ne dediği değil, kimin cebine ne girdiği önem kazanıyor. Dün “hayır” diyen bugün “evet” diyor. Dün karşı çıkan bugün aynı sofrada oturuyor. Dün ilke diye bağıran bugün o ilkeyi satıyor.
Renkler soluyor, kokular kayboluyor, duruşlar kırılıyor. Geriye sadece para kalıyor. Sadece koltuk kalıyor. Sadece menfaat kalıyor.
Bu ülkede siyaset artık bir meslek değil, bir ticaret haline geldi. İnsanlar inandıkları için değil, çıkarları için bir araya geliyor.
Birliktelikler ilkelerden değil, ortak menfaatten doğuyor.
Bugün yan yana duranlar yarın birbirine düşman oluyor. Çünkü aralarında bağlayan şey ilke değil, para. Bağlayan şey vizyon değil, koltuk. Bağlayan şey halkın yararı değil, kendi ceplerinin dolması.
Bu yüzden her şey sahte duruyor. Her şey yapay duruyor. Her şey “sanki” duruyor.
Sanki siyaset var, sanki tartışma var, sanki farklı görüşler var.
Ama aslında hiçbir şey yok.
Sadece aynı filmin farklı sahneleri oynanıyor. Aynı aktörler, aynı replikler, sadece kostümler değişiyor.
Bu ülke iğdiş edilmiş çünkü cesaretini kaybetmiş. Korkuyla yönetiliyor. Korkuyla susuyor. Korkuyla oy veriyor. Korkuyla susuyor.
Renksiz çünkü herkes aynı kalıba sokulmuş. Kimse kendi rengini, kendi sesini, kendi duruşunu ortaya koyamıyor.
Korkudan, menfaatten, yalnız kalma korkusundan herkes griye boyanıyor. Kokusuz çünkü ne bir heyecan var, ne bir öfke, ne de bir umut. Her şey bayatlamış, her şey kokusunu kaybetmiş.
İnsanlar sabah kalkıp akşam yatıyor, ne değiştiğini bile anlamadan. Ne bir şey için yanıp tutuşuyor, ne de bir şey için ayağa kalkıyor.
Çünkü her şey aynı. Çünkü her şey kontrol altında. Çünkü her şey para ile ölçülüyor. Bu ucube durum daha fazla taşınamaz.
Çünkü bu haliyle ülke sadece zaman kaybediyor. Gençler umutsuz, yaşlılar yorgun, orta yaşlılar çaresiz.
Herkes “ne olacak bu işin sonu” diye soruyor ama kimse gerçek cevabı veremiyor.
Çünkü cevap veremeyecek kadar bağlılar bu sisteme.
Çünkü cevap vermek cesaret istiyor.
Cesaret ise çoktan satılmış.
Bu ülkede artık “ben farklıyım” demek yetmiyor. “Ben ilkeli olacağım” demek yetmiyor. “Ben duracağım” demek yetmiyor.
Bunları söyleyenler de er ya da geç aynı çarkın içinde kayboluyor. Çünkü sistem öyle kurulmuş ki, durmak istersen eziliyorsun. İlkeli olmak istersen dışlanıyorsun. Kişilik sahibi olmak istersen yalnız bırakılıyorsun.
O yüzden bu kabusun son bulması için başka bir yola ihtiyaç var.
O yolu açacak olanlar, para için değil ilke için yola çıkanlar olmalı.
Duruşu olanlar, kişiliği olanlar, “ne olursa olsun” demeyenler, “ne olursa olsun ben buradayım” diyenler olmalı.
Menfaati için değil, inancı için mücadele edenler olmalı.
Dün söylediğiyle bugün söylediği aynı olanlar, dün savunduğuyla bugün savunduğu aynı olanlar olmalı.
Korkudan değil, vicdandan hareket edenler olmalı. Yalnız kalma korkusuyla değil, yalnız kalmayı göze alarak yürüyenler olmalı.
Bu yeni yol, eski oyunların tekrarı olmayacak. Bu yeni yol, “herkes aynı” demeyecek. Bu yeni yol, “para her şeyi çözer” demeyecek. Bu yeni yol, insanlara “sus” demeyecek. İnsanlara “susun, biz hallederiz” demeyecek. Aksine insanlara “konuşun, tartışın, sorgulayın” diyecek.
İnsanlara “kendi renginizi bulun, kendi duruşunuzu bulun” diyecek. Çünkü bu ülke renksiz, kokusuz, iğdiş edilmiş haliyle daha fazla dayanamaz.
Bu ülke, duruşu olanlara, ilkesi olanlara, kişiliği olanlara muhtaç. Bu kabus bitmeli.
Çünkü başka türlü bir gelecek yok.
Çünkü bu haliyle sadece zaman kaybediyoruz.
Çünkü bu haliyle sadece umut tüketiyoruz.
Çünkü bu haliyle sadece insan tüketiyoruz.
Bir duruşu olanlar,
Bir ilkesi olanlar,
Ve bir kişiliği olanlar…
Yeni bir yol açmalı.
Bu ucube siyasetin, bu renksiz, kokusuz, para-pula boğulmuş düzenin son bulmalı
Başka türlü bir ülke mümkün.
Başka türlü bir siyaset mümkün.
Başka türlü bir gelecek mümkün.
Sadece cesaret etmek lazım.
Sadece durmak lazım.
Sadece “ben buradayım” demek lazım.