İktidar olabilirsiniz. Sandıktan çıkabilirsiniz. Yıllarca muhalefette kalıp “biz geleceğiz” diyebilirsiniz. Ama bu ülkenin siyasi adresi olamazsınız.
Son 25 yılda palazlanan, devlet eliyle, yanlış ve taraflı politikalar sayesinde servetine servet katan bu dar kesimin yaşadığı tablo, Türkiye’nin gerçek tablosu değildir.
O tabloyu ülkenin tamamı sanmak, hem kendini hem de halkı kandırmaktır.
Bu topraklarda yaşayan insanların yüzde 80’i, her sabah umutsuzlukla uyanıyor, her akşam öfkeyle yatağa giriyor. Kirasını ödeyemeyen, fatura geldiğinde kalbi sıkışan, çocuğunun okul masrafını nasıl karşılayacağını bilmeyen, marketten bir şey alırken fiyatına bakıp geri bırakan insanların ülkesi burası.
Bu yüzde 80’in yaşadığı hayat, ne televizyon ekranlarındaki lüks villalarda, ne de “ekonomi iyi gidiyor” nutuklarında görünür. Çünkü o nutukları atanlar, o villalarda oturanlar, halkın gerçekliğini ya görmüyor ya da görmek istemiyor.
Hiçbir siyasi parti, bu umutsuzluğu ve öfkeyi görmeden, hissetmeden, dert etmeden bu ülkede çözümün adresi olamaz.
İktidar olabilirsiniz. Sandıktan çıkabilirsiniz. Yıllarca muhalefette kalıp “biz geleceğiz” diyebilirsiniz. Ama bu ülkenin siyasi adresi olamazsınız.
Çünkü siyaset, sadece yüzde 20’nin hayatını idare etmek değildir. Siyaset, yüzde 80’in boğazına kadar battığı yoksulluğu görmek, onu dert etmek ve ona çözüm üretmektir.
Bunu yapmayan her parti, sadece birer güç oyunu oynayan, halkı seyreden birer gruptur.
Sadece o yüzde 20’nin yaşadığı hayatı baz alarak “ülke iyi durumda” demek, hem kendinizi hem de toplumu aldatmaktır.
O yüzde 20’nin sofrası dolu olabilir, arabası yenilenebilir, tatili yurtdışında geçebilir. Ama aynı ülkede, aynı semtte, aynı mahallede yaşayan insanların büyük çoğunluğu, ayın 15’inden sonra buzdolabına bakmaya korkuyor.
Bu gerçeklik ortadayken “ekonomi büyüyor, her şey yolunda” demek, halkın yüzüne bakıp yalan söylemektir.
Türkiye’nin esas gündemi ne seçimdir, ne parti içi çekişmedir, ne de televizyonlarda saatlerce konuşulan o “büyük siyaset” oyunlarıdır.
Türkiye’nin esas gündemi, toplumun yüzde 80’inin yaşadığı yoksulluktur.
Bu yoksulluk sadece maddi değil; umut yoksulluğudur, gelecek yoksulluğudur, onur yoksulluğudur. İnsanlar artık “çocuğum okusun, eline meslek geçsin” diyemiyor. “Emekli olunca rahat ederim” diyemiyor. “Bir gün ev sahibi olurum” diyemiyor. Çünkü sistem, onları sürekli geride bırakacak şekilde kurulmuş durumda.
Bu tabloyu görmeyen, görmezden gelen, “asıl mesele başka” diyen herkes, ister iktidarda olsun ister muhalefette, bu halkın temsilcisi olamaz.
Çünkü temsil etmek, önce anlamakla başlar. Anlamayan, dert etmeyen, çözüm üretmeyen hiç kimse, bu ülkenin siyasi adresi olamaz.
Bu ülke, yüzde 20’nin değil, yüzde 80’in ülkesidir.
Ve o yüzde 80’in sesi duyulmadan, yoksulluğu konuşulmadan, öfkesi dindirilmeden hiçbir şey değişmez.