Gündüz aydınlığında, evladımın iteklemesiyle kendimi kapkaranlık bir kuyunun dibinde buldum.
Bağırdım. Sesim kısıldı, boğazım yandı, yüreğim yoruldu ama hiç susmadım. İnsanlar koştu. Eller uzandı. İpler sarkıtıldı. Karanlığın içinden çıkanlar oldu. Ben de o ellerden biriydim. Başkalarının kuyusuna eğildim, seslerini duydum, çıkmaları için bağırdım.
Sonra gün geldi.
Gündüz aydınlığında, evladımın iteklemesiyle kendimi kapkaranlık bir kuyunun dibinde buldum.
Önce çırpındım.
Yüzme bildiğimi sandım. Kolum, kanadım, yüreğim hep başkalarını çıkarmak için çalışmıştı. Şimdi kendi bedenim bana itiraz etti. “Sen buradasın” dedi. “Sen de düştün.” Utanç geldi. “Sen şu anda başka kuyulara düşmüş insanlar için feryat etmeliydin” diye fısıldadı içim. Utanma duygusu insanı öldürmese hiçbir duygu öldürmez derlerdi büyüklerimiz. O utanç kuyunun dibini daha da kararttı.
Ama sesim yine çıktı.
Bu kez kendim için çıktı. Kısık, kırık, utangaç bir ses. “Buradayım” dedim. “Kuyudayım.”
Ve insanlar yine koştu.
Öyle inanılmaz bir çabayla koştular ki, en dipsiz kuyudan bile çıkmak mümkün görünmeye başladı. Eller uzandı. İpler sarkıtıldı. Sesler geldi: “Yalnız değilsin.” “Tutun.” “Çık.”
İçimde biriken acı hâlâ ağır.
“Ben niye buradayım?” diye soruyorum. “Evladım beni niye buraya itti?” diye soruyorum. Bedenim yüzmeyi unutmuş gibi. Gözlerim ışığı görmekte zorlanıyor. Yüreğim bazen “yeteri kadar ışık gördün, karanlık daha huzurlu” diyor.
Ama ben artık o sese teslim olmak istemiyorum.
Kuyudan çıkış çabası budur işte.
Tek bir sıçrayış değil. Tek bir mucize değil. Her gün, her saat, her nefes. Utancı yutarak “yardım edin” diyebilmek. Utancı yutarak uzanan eli tutabilmek. Utancı yutarak “ben de düştüm” diyebilmek.
Çünkü yıllarca başkaları için bağıran adam, şimdi kendi sesini duymak zorunda.
Çünkü kuyunun dibinde kalmak, o sesi sonsuza kadar kesmek demek.
Ben o sesi kesmek istemiyorum.
Hâlâ karanlık var.
Hâlâ acı var.
Hâlâ “çıkma, kal” diyen sesler var.
Ama artık bir de başka sesler var.
Koşan ayakların sesi.
Uzanan ellerin sesi.
“Tutun, çıkıyoruz” diyen ses.
Ben o seslere tutunuyorum.
Yavaş yavaş, titreyerek, utanarak, ama tutunuyorum.
Kuyudan çıkış çabası, kahramanlık değil.
İnat.
Nefes.
Ve “henüz bitmedi” diyebilme cesareti.
Ben hâlâ kuyudayım.
Ama artık dibinde yatıp bekleyen biri değilim.
Ellerimi duvara sürtüyorum.
Sesi duyuyorum.
Çıkmaya çalışıyorum.
Bu kez kendim için de bağırıyorum.
belki de ilk kez, sesim bana da yetiyor.