Öyle insanlar ki, yanımızda dururken yüzlerine bakmadık. Seslerini duymazdan geldik. Yalnızlıklarını görmezden geldik. Onlar oradayken “yok” muamelesi yaptık. Sanki hiç doğmamış, hiç mücadele etmemiş, hiç bedel ödememiş gibi davrandık.

Ne acıdır ki…

Yaşarken sanki hiç var olmamışlar gibi unuttuğumuz öyle çok kıymetli insanlar var ki.

Öyle insanlar ki, yanımızda dururken yüzlerine bakmadık. Seslerini duymazdan geldik. Yalnızlıklarını görmezden geldik. Onlar oradayken “yok” muamelesi yaptık. Sanki hiç doğmamış, hiç mücadele etmemiş, hiç bedel ödememiş gibi davrandık.

Ama öldüklerinde…

O zaman hepimiz birden hatırlarız.

O zaman methiyeler dizeriz.

O zaman “ne büyük insandı”, “ne cesurdu”, “ne dik durdu” deriz.

O zaman fotoğraflarını paylaşırız, yazılarını alıntılarız, mezarlarının başında dualar okuruz.

Oysa o insan yaşarken yanımızdayken, o cesareti, o dik duruşu, o yalnızlığı görmek istemedik.

Bedel ödediler.

Mücadele ettiler.

Hapis yattılar.

İşkence gördüler.

Sürgün yaşadılar.

Yalnızlığa itildiler.

Hiç var olmamış gibi unutulmaya çalışıldılar.

Belki bizim gibi düşünmedikleri için.

Belki biat etmedikleri için.

Belki itirazları olduğu için.

Belki sorguladıkları için.

Belki “neden?” diye sordukları için.

Belki “bu böyle olmamalı” dedikleri için.

Sadece siyasetçi olmadıkları için değil…

Entellektüel bir duruşları olduğu için.

Düşünceye, vicdana, hakikate bağlı kaldıkları için.

Yok saydık onları.

Hatırlamadık onları.

Kapılarını çalmadık.

Yazılarını okumadık.

Seslerini duyurmadık.

Onları yalnız bıraktık.

Sonra öldüler.

Ve biz, o yalnızlığın üzerine çiçekler koyduk.

Ne acı bir çelişkidir bu.

Yaşarken yük olan insan, ölünce hafifler.

Yaşarken rahatsız eden ses, ölünce güzel bir hatıra olur.

Yaşarken “aşırı” bulunan duruş, ölünce “özgün” bulunur.

Yaşarken “bölücü” denilen söz, ölünce “cesur” olur.

Biz bunu biliyoruz aslında.

Ama yine de yapıyoruz.

Çünkü yaşayan insan soru sorar.

Yaşayan insan rahatsız eder.

Yaşayan insan hesap sorar.

Ölen insan ise artık hiçbir şey sormaz.

Onun için methiye dizmek kolaydır.

Onun için “keşke” demek kolaydır.

Umuyor ve diliyorum artık bundan vazgeçeriz.

Ölümü beklemeyelim.

Mezar taşlarına yazılacak cümleleri, o insan daha nefes alırken söyleyelim.

Yalnız bırakılanlara, daha yalnızken sahip çıkalım.

Sorgulayana, itiraz edene, dik durana… yaşarken değer verelim.

Çünkü gerçek kıymet, öldükten sonra verilen methiye değildir.

Gerçek kıymet, yaşarken yanına durabilmektir.

Artık yeter.

Unutmayalım onları…

Yaşarken unutmayalım.