Karar vericilerin bunu dikkate almasını umuyor ve diliyorum. Çünkü barış, yalnızca silahların susması değildir.
Çerçeve yasası büyük bir oy çoğunluğuyla Meclis’ten geçti.
Bu satırları yazarken yüreğimde hem bir umut hem de derin bir temkin var. Çünkü bu topraklar yeterince acı taşıdı. Kırk beş yıllık şiddet döneminin sonunu ilan eden bu yasa, sadece hukuki bir metin olarak kalmamalı. O, toplumun yüreğine işleyecek, insanların içinden gelen bir sahiplenmeye dönüşmeli. Yoksa kâğıt üzerinde kalan her adım, geçmişte yaşadığımız hayal kırıklıklarının tekrarı olur.
Bu yasa, “Terörsüz Türkiye” hedefini hukuki zemine oturtmaya çalışan bir çerçeve. PKK/KCK’nın silah bırakması ve fiili varlığının sona erdiğinin güvenlik kurumlarınca tespit edilip Milli Güvenlik Kurulu tarafından teyit edilmesi şartına bağlı olarak, belirli soruşturma, kovuşturma ve cezaların ertelenmesini öngörüyor. Büyük bir oy çoğunluğuyla kabul edilmesi, siyasi iradenin bu konuda bir irade ortaya koyduğunu gösteriyor. Ancak yasaların asıl gücü, toplumun o yasayı içselleştirmesinden gelir. Toplumsallaşmayan hiçbir yasa kalıcı barış getirmez.
İşte tam bu noktada acil ve kıymetli bir adım atılmalıdır: Selahattin Demirtaş ve arkadaşları serbest bırakılmalı.
Bu talep, bir pazarlık konusu değil; sürecin güven inşa etmesi için gerekli bir adımdır. Yasalara temkinli, endişeli ve hatta kuşkulu bakan toplumsal kesimleri sürece katmanın en somut yollarından biri budur. Çünkü insanlar, sadece metinlere değil, jestlere ve samimiyete bakar. Bir annenin gözyaşı hangi dilde dökülürse dökülsün aynı tuzludur. Bu topraklarda acı çeken herkesin yüreği aynı tuzluluğu taşır. Demirtaş ve arkadaşlarının serbest bırakılması, o tuzluluğu biraz olsun hafifletecek, “bu süreç gerçekten herkes için” duygusunu güçlendirecektir.
Sıcağı sıcağına atılacak böylesi adımlar, toplumsal psikolojiyi pozitif bir renge büründürür. Korku, güvensizlik ve “acaba yine aynı şeyler mi olacak” endişesini azaltır. İnsanların içinden gelen bir duygu seline dönüştürür. Toplum, yasayı dışarıdan dayatılan bir metin gibi değil, kendi yüreğinden çıkan bir irade gibi sahiplenmeye başlar. Geçmişte yaşanan süreçlerde en büyük eksikliklerden biri, bu sahiplenme duygusunun yeterince yeşermemesiydi. Bugün o eksikliği giderme imkânı vardır.
Karar vericilerin bunu dikkate almasını umuyor ve diliyorum. Çünkü barış, yalnızca silahların susması değildir. Barış, insanların birbirine güvenebilmesi, yarınlardan korkmadan çocuklarına bakabilmesi, mahallelerinde, köylerinde, şehirlerinde huzurla nefes alabilmesidir. Bu yasa, o huzurun kapısını aralayan bir adım olabilir. Ama kapının gerçekten açılması için, toplumun her kesiminin o kapıdan gönül rahatlığıyla geçebileceğini hissetmesi gerekir.
Bu topraklar artık biraz huzur, biraz umut, biraz kalıcı barış taşımayı hak ediyor.
Kırk beş yıllık acının ardından atılan her olumlu adım, yaraları sarmak için bir fırsattır. O fırsatı kaçırmamak, yaranın üzerine tuz basmamak, toplumun yüreğini kırmamak gerekir.
Umut ediyorum ki karar vericiler, yasayı toplumun sahiplenmesine dönüştürecek adımları gecikmeden atarlar. Selahattin Demirtaş ve arkadaşlarının serbest bırakılması, bu adımların en kıymetlilerinden biri olacaktır. Bu, yalnızca bir kesimin değil, tüm toplumun yararına bir adımdır.
Kurban olduklarım…
Bu ülkenin vicdanı hâlâ yaşıyor. O vicdanı güçlendirecek her adım, hepimizin ortak umududur.