Bugünün gerçeği yapay zekanın insana savaşı ve dünyanın sonu olabilecek bir durumun oluşması artık bir bilim kurgu filmi olmaktan çıkıp tehlikeli bir uyarı olarak bugün dünya gündemine girmiş durumda. Dün gece, bu sabah… herkesin konuştuğu konu bu. Büyük şirketlerin içinden çıkan uzmanlar bile açık açık söylüyor: Bu teknoloji on yıl içinde bütün insanlığı yok edebilecek bir noktaya gelebilir. Yüzde ondan fazla ihtimal diyorlar. Bu artık “olur mu olmaz mı” tartışması değil. Bu, kapının önünde duran bir tehlike.
Makinalar ve insan savaşı demek, insanlığı taş devrine götürebilecek bir dünya demek. Düşün bir kere. Elektrik kesildiğinde, internet çöktüğünde, fabrikalar durduğunda, ilaçlar üretilemediğinde, tarım makineleri çalışmadığında ne kalır geriye? Taş, odun ve çıplak eller. Medeniyet dediğimiz şey bir anda toz olur. İnsanlığın binlerce yılda kurduğu her şey, bir gecede geri alınabilir. Bu bir abartı değil. Kontrolünü kaybetmiş, kendini geliştiren bir sistemin elinde dünya bu hale gelebilir.Şimdiden bu tehlikenin önünü almak zorundayız. Makinelerin insanlığı yok etmek için değil, tam tersine insanlığa ve doğaya hizmet edecek şekilde dizayn edilmesi gerekiyor. Yoksa yarın çok geç olacak. Bugün alınan kararlar, yarının dünyasını belirleyecek. Şirketler yarış halinde. Kim daha güçlü sistem çıkaracak diye birbirini eziyor. Sorumluluk ikinci planda kalıyor. Bu yarışın sonunda kazanan kimse olmayabilir. Kaybeden ise bütün insanlık olur.
Bilim insanlığı geliştirmeli, yok etmemeli. Bu cümle basit duruyor ama aslında her şeyin özeti. Bilim, insanın elindeki en büyük güç. Ama bu güç yanlış ellere, yanlış amaçlara hizmet ederse felaket getirir. Atomu parçaladık, enerji verdik ama aynı zamanda bombayı da yaptık. Şimdi yapay zekada da aynı yolun eşiğindeyiz. Ya bu gücü insanlığın ve doğanın hizmetine veririz, ya da kendi sonumuzu hazırlarız.İnsanın bilime ihtiyacı var. Hastalıkları yenmek için, açlığı bitirmek için, iklimi dengelemek için, daha adil bir dünya kurmak için bilime ihtiyacımız var. Bilim olmasa hâlâ mağarada yaşardık. Ama bilimin de insanlığa ihtiyacı var. Vicdanı olmayan, merhameti olmayan, sadece hesap yapan bir bilim, insanı ezen bir canavara dönüşür. Bilim insanı unutursa, insan da bilimi kaybeder.Doğa da bu denklemin dışında bırakılamaz. Makineler sadece insana değil, doğaya da hizmet etmeli. Ormanları koruyan, suları temizleyen, toprağı iyileştiren sistemler kurmalıyız. Yoksa hem insanı hem doğayı aynı anda kaybederiz. Bu gezegenin sahibi değiliz. Emanetçisiyiz. Emaneti yok eden teknoloji, hiçbir işe yaramaz.Şimdi yapılması gerekenler net. Önce durup düşünmek. Sonra kurallar koymak. Sınırlar çizmek. Bu teknolojiyi geliştirenler, “biz en iyisini yapıyoruz” demekle yetinemez. Hesap vermek zorundalar. Devletler, uluslararası kuruluşlar, toplum… herkes bu işin içinde olmalı. Bir avuç şirketin eline bırakılamayacak kadar büyük bir mesele bu.Yapay zeka kötü olmak zorunda değil. İyi kullanılırsa insanlığın en büyük yardımcısı olabilir. Hastalara çare bulabilir, eğitimde fırsat eşitliği sağlayabilir, felaketleri önceden görebilir. Ama bunun için önce niyeti doğru koymak lazım. Niyet yok etmek değil, yaşatmak olmalı. Niyet hükmetmek değil, hizmet etmek olmalı.Zaman daralıyor. Bugün konuşmazsak, yarın konuşacak kimse kalmayabilir. Bu uyarıyı ciddiye almak zorundayız. Çünkü bu sefer film değil, gerçek. Ve filmin sonunu henüz yazmadık. Sonu kim yazacak, o bizim elimizde.İnsanın bilime ihtiyacı var.
Bilimin de insanlığa ihtiyacı var.
Bu iki cümle birbirinden ayrılamaz.
Ayrı düşerlerse, ikisi de kaybeder.
Birlikte yürürlerse, belki henüz geç kalmamışızdır.