Sermaye piyasasında en değerli bilgi, yarın olacak olanı bugünden bilmektir. Hukukun sorusu da tam olarak budur: Kim, neyi, ne zaman biliyordu?
Sermaye piyasasında en değerli bilgi, yarın olacak olanı bugünden bilmektir. Hukukun sorusu da tam olarak budur: Kim, neyi, ne zaman biliyordu?
Sıradan yatırımcı piyasayı dünden bilir: dünkü kapanışı, dünkü haberi, dünkü bilançoyu. Bazıları ise yarını bugünden bilir. Sermaye piyasası hukukunun bütün yasakları, bu iki bilme biçimi arasındaki mesafeyi kapatmak için vardır.
Son iki haftada yaşananlar, bu mesafenin ne kadar açılmış olabileceği sorusunu yeniden gündeme getirdi.
Bir gün, iki ayrı kader
17 Eylül 2026'da SPK, bazı portföy yönetim şirketlerinin kurucusu olduğu fonları TEFAS'ta işleme kapattı ve tasfiyeye aldı. SPK'nın bugün yaptığı açıklamaya göre, yalnızca 16 Eylül ve öncesinde verilen talimatlar olağan şekilde işlendi. 17 Eylül'de verilen bütün talimatlar iptal edildi. Bu talimatların sahipleri paralarını, tasfiye bakiyesinden payları oranında alabilecek.
Yani aynı fonda aynı parayı tutan iki yatırımcıdan biri 16 Eylül'de çıktıysa parasını aldı. Diğeri bir gün sonra çıkmak istediyse tasfiye kuyruğuna girdi.
Aradaki fark bir gündür. Sıradan yatırımcı için o bir gün, bugünü bilmekle yarını bilmek arasındaki farktır.
İddia: Nisan'da gir, kriz görünmeden çık
Bu tablonun ortasında kamuoyuna başka bir iddia yansıdı. Kamuoyuna açıklanan ve henüz resmî kayıtlarla doğrulanmayan işlem dökümüne göre AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya, 8 Nisan'da Özata Denizcilik (OZATD) paylarından 255 lira seviyesinden 250 bin adet aldı. Bu paylar eylül ayında 4.482 lira seviyesinden satıldı. Eşi İlyas Kaya'nın da aynı payda benzer işlemler yaptığı ileri sürüldü. Basına yansıyan rakamlara göre çiftin toplam yatırımı 163 milyon 46 bin lira, çıkışları ise 2,17 milyar liradır. Bu rakamlar doğruysa ve aynı işlem zincirine aitse, yatırılan tutarla çıkış tutarı arasında yaklaşık 2 milyar liralık olağanüstü bir fark vardır.
Burada bir ayrımı baştan yapmak gerekir. İddia, tasfiyeye alınan fonlardaki katılma paylarıyla değil, borsada işlem gören OZATD paylarıyla ilgilidir. Fonların TEFAS'ta kapatılması, borsadaki bir payın satılmasını doğrudan engellemez. Bu iki işlem aynı kapıdan geçmez.
İddianın dikkat çeken tarafı yalnızca ulaşılan kazanç değildir. Satışların, fon krizi görünür hâle gelmeden önce tamamlandığı da ileri sürülmektedir. Ancak zaman yakınlığı tek başına hukuki bağ kurmaya yetmez. Araştırılması gereken, OZATD işlemleri ile tasfiyeye alınan fonların portföyleri, yöneticileri ve bilgi akışı arasında somut bir ilişki bulunup bulunmadığıdır.
Bu iddia doğrulanmış değildir. Hesap hareketlerinin tamamı kamuoyuna açıklanmadı. Hiç kimse haberlerdeki rakamlardan hareketle suç hükmü kuramaz. Ama hiç kimse bu rakamları sıradan bir yatırım başarısı gibi görüp geçemez de.
Olağanüstü kazanç tek başına suç değildir
Bir yatırımcının çok yüksek kazanç elde etmesi, tek başına hukuka aykırılık anlamına gelmez. Doğru zamanda doğru payı alan kişi büyük kazanç sağlayabilir. Doğru zamanda satan da kurtulabilir.
Hukukun ilgilendiği şey şansın kendisi değil, şansın gerçekten şans olup olmadığıdır. Yatırım kararı kamuya açık verilerle mi verildi, yoksa diğer yatırımcıların henüz bilmediği bir bilgiye mi dayanıyordu? Fiyat piyasanın doğal hareketiyle mi yükseldi, yoksa yapay bir işlem zinciriyle mi?
Yarını bugünden bilmek: bilgi suistimali
6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 106. maddesi, kamuya açıklanmamış ve fiyatı ya da yatırımcı kararlarını etkileyebilecek bilgiye dayanılarak menfaat sağlanmasını "bilgi suistimali" olarak düzenliyor. Başka bir deyişle kanun, yarını bugünden bilerek işlem yapmayı yasaklıyor.
Bu suçun ispatında belirleyici olan para değil, zamandır. Bilgi ne zaman oluştu, kime ne zaman ulaştı, emir ne zaman verildi? Bu üç zaman noktası birbirine ne kadar yakınsa, tesadüf açıklaması o kadar zayıflar. Ama yakınlık tek başına delil değildir; bilginin gerçekten o kişiye ulaştığı da gösterilmelidir.
Bir de piyasa dolandırıcılığı vardır. Bu suç, fiyat, arz veya talep hakkında yanıltıcı bir izlenim oluşturan işlemlere ilişkindir. Biri bilginin ayrıcalıklı kullanılması, diğeri piyasanın yönlendirilmesidir. İkisi aynı olayda birlikte de ortaya çıkabilir. Fiyatı yapay biçimde yükseltildiği şüphesi bulunan bir payda, bu yükselişin ne zaman biteceğini önceden bilen kişi hem kazanır hem kurtulur.
Aynı pay, aynı dönem
SPK, 25 Eylül 2026 tarihli 2026/65 sayılı bülteninde, OZATD pay piyasasındaki işlemler nedeniyle 11 kişi hakkında 107/1. madde kapsamında, yani işlem bazlı piyasa dolandırıcılığı şüphesiyle suç duyurusunda bulunulmasına karar verdi. Tera Yatırım ve Tera Portföy'e OZATD'de iki yıl işlem yasağı getirildi. Aynı gün Özata Denizcilik'in yönetim kurulu başkanı ve başkan vekili hakkında tutuklama kararı verildi; şirket bu bilgiyi KAP'a bildirdi. Bugün ise Destek Holding ve Özata Gemicilik bağlantılı yedi kişi daha gözaltına alındı.
Kamuoyundaki iddia da aynı pay üzerindedir. SPK'nın bazı işlemleri piyasa dolandırıcılığı şüphesiyle suç duyurusuna konu ettiği bir payda, fiyat 255 lira seviyesindeyken alım yapıldığı ve fiyat yaklaşık 17 katına çıktıktan sonra satıldığı ileri sürülmektedir.
Bu tablo kimse hakkında hüküm kurmaya yetmez. Ama soruyu kaçınılmaz kılar: Bu dönemde yüksek hacimli alım yapan ve kriz görünür hâle gelmeden pozisyonunu kapatan kişiler kimlerdi? İşlemlerini hangi bilgiye dayanarak gerçekleştirdiler?
Listede olmamak aklanmak değildir
SPK'nın suç duyurusu listesinde yer almamak, hakkındaki iddiaların incelendiği ve aklandığı anlamına gelmez. Bunun en açık örneği, listede adı bulunmadığı hâlde hakkında tutuklama kararı verilen Özata yöneticileridir.
Usul hukukunun da bir sözü vardır. Sermaye Piyasası Kanunu'nun 115. maddesi uyarınca, 106 ve 107. maddelerdeki suçlardan soruşturma yapılması Kurul'un yazılı başvurusuna bağlıdır. SPK'nın 107/1 kapsamında yaptığı başvuru, bilgi suistimali iddiasının da ayrıca incelendiğini kendiliğinden göstermez. Alım ve satışların kamuya açıklanmamış bilgiye dayanıp dayanmadığı 106. madde yönünden ayrıca değerlendirilmeli, gerekiyorsa bu suç için de m.115'e uygun yazılı başvuru yapılmalıdır.
Bir bülten soruşturmanın yerine geçmez. Bir isim listesi de gerçeğin tamamını anlatmaz.
İnceleme takvimi takip etmelidir
Bu dosyada sağlıklı bir inceleme, her şeyden önce bir takvim incelemesidir. Şu soruların cevaplanması gerekir:
- OZATD'deki bütün alım-satım emirleri hangi tarih ve saatte, hangi fiyattan ve hangi kanaldan verildi?
- Fiyat serisinde bölünme veya bedelsiz sermaye artırımı kaynaklı bir düzeltme var mı?
- Tasfiyeye alınan fonların OZATD pozisyonları ile bireysel yatırımcıların işlemleri arasında zaman veya karşı taraf ilişkisi bulunuyor mu?
- Fonların kapatılması sürecine ilişkin bilgi hangi tarihte oluştu ve bu bilgiye kimler, ne zaman erişti?
- İşlemler yatırımcının kendi kararıyla mı, bir portföy yöneticisinin yönlendirmesiyle mi yapıldı?
- İşlem yapılan hesapların gerçek yararlanıcıları kimler, paylar kimden alınıp kime satıldı?
- Şirket, fon ve portföy yöneticileriyle doğrudan ya da dolaylı bir iletişim kuruldu mu?
- KAP açıklamalarından önce ve sonra hangi işlemler yapıldı?
- Yatırılan paranın kaynağı neydi, kazanç sonradan hangi hesaplara aktarıldı?
- Akraba veya bağlantılı kişiler üzerinden paralel işlemler yapıldı mı?
Bu sorular cevaplanmadan hazırlanacak bir rapor gerçeği araştırmış olmaz; yalnızca dosyanın kapağını değiştirmiş olur.
Piyasanın sermayesi yalnızca para değildir
Bugün binlerce yatırımcı, tasfiyeye alınan fonlarda parasına ne zaman ve hangi oranda ulaşacağını bilmiyor. Bu insanlar yarını bilmiyordu. Yılların emeğini, çocuklarının eğitim parasını, emeklilik birikimini bu yapılara emanet ettiler ve 17 Eylül'de kapının kapandığını gördüler.
Bir tarafta bir gün geç kaldığı için parasına ulaşamayan yatırımcılar, diğer tarafta kriz görünür hâle gelmeden olağanüstü büyüklüğe ulaştığı ileri sürülen kazançlar varsa, toplumun soru sorması kaçınılmazdır. Bu sorular kıskançlığın değil, adalet duygusunun sonucudur.
Sermaye piyasasında herkes kazanmaz. Her zarar da devletin tazmin etmesi gereken bir sonuç değildir. Ama piyasanın bazılarına önceden açılan bir kapıya, sıradan yatırımcıya ise sonradan kilitlenen bir kapıya dönüştüğü şüphesi varsa, devlet sessiz kalamaz.
Çünkü piyasanın asıl sermayesi para değil, güvendir. Güven kaybolduğunda yatırımcı bir fondan çıkmaz; sistemden çıkar.
İstifa hüküm değildir; sorumluluktan kaçış da olmamalıdır
Fatma Betül Sayan Kaya, 26 Eylül gecesi bütün görevlerinden affını istedi. AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, af talebinin Cumhurbaşkanı tarafından kabul edildiğini açıkladı. Çelik, yanlış yapan herkesin hesap vereceğini söylerken masumiyet karinesine de vurgu yaptı.
Basına, Başsavcılığın malvarlığı tedbiri talep ettiği ve ifadeye başvurulacağı yönünde haberler yansıdı. Bu aşamada bu haberleri, resmî adli makamlarca açıklanan kapsamla sınırlı değerlendirmek gerekir. Talep savcılığın istemidir; karar hâkimliğe aittir.
İstifa kurumsal siyaset açısından yerinde bir adımdır. Ama masumiyetin de suçluluğun da delili değildir. Malvarlığı tedbiri de, konulsa bile, bir koruma tedbiridir; mahkûmiyet değildir. Hiçbiri hukuki incelemenin yerine geçmez, hiçbiri incelemeyi gereksiz kılmaz.
Siyasi sorumluluk makamdan ayrılmakla başlayabilir. Kamusal sorumluluk ise soruların cevaplandırılmasıyla tamamlanır.
Masumiyet karinesi ile hesap verme birbirinin düşmanı değildir
Bir hukukçu olarak altını çizmek gerekir: Kamuoyuna yansıyan bir iddia, kesinleşmiş mahkeme kararı değildir. İddialara konu kişilerin masumiyet karinesi, itibar hakkı ve savunma hakkı vardır.
Ama masumiyet karinesi, siyasi nüfuz sahibi kişiler hakkında soru sorulamayacağı anlamına gelmez. Siyasi nüfuz, ayrıcalıklı bilgiye erişildiğini göstermez. Ancak böyle bir iddia ortaya çıktığında, incelemenin bağımsızlığına ve şeffaflığına ilişkin beklentiyi artırır. Makam ne kadar yüksekse, açıklık yükümlülüğü de o kadar ağırdır.
Hukuk kimseyi peşinen mahkûm etmemelidir.
Ama hukuk, nüfuz sahibi olanı sorudan da korumamalıdır.
Bu dosyada cevaplanması gereken soru, 163 milyon liranın nasıl 2,17 milyar liraya ulaştığından daha büyüktür:
Bu kazanç herkesin bildiği bir bugünle mi sağlandı, yoksa bazıları yarını herkesten önce mi biliyordu?
İşlemler hukuka uygunsa, bunu ortaya koyacak olan eksiksiz bir incelemedir. Hukuka aykırılık varsa, karşılığı kişinin adına ve makamına bakılmadan verilmelidir.
Çünkü sermaye piyasasında adalet, herkesin aynı miktarda kazanması değildir.
Adalet, hiç kimsenin yarını herkesten önce bilme ayrıcalığına sahip olmamasıdır.