Şimdi 12. Yargı Paketi kapsamında bu konuda yeni bir düzenleme gündemde. Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre, para karşılığında banka hesabını, kredi kartını veya kripto varlık hesabını başkasına kullandıran kişiler hakkında, başka bir dolandırıcılık fiiline doğrudan katılmamış olsalar bile, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası öngörülüyor.
Son yıllarda dolandırıcılık dosyalarında sıkça karşımıza çıkan bir cümle var:
“Ben sadece IBAN’ımı verdim.”
Kimi zaman bir üniversite öğrencisi söylüyor bunu, kimi zaman işsiz bir genç, kimi zaman borç içinde bunalmış biri. Birkaç bin lira karşılığında banka hesabını, kredi kartını ya da kripto varlık hesabını başkasına kullandırıyor. Sonra bir bakıyor ki hesabından geçen para, bir dolandırıcılık dosyasının merkezine oturmuş.
Şimdi 12. Yargı Paketi kapsamında bu konuda yeni bir düzenleme gündemde. Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre, para karşılığında banka hesabını, kredi kartını veya kripto varlık hesabını başkasına kullandıran kişiler hakkında, başka bir dolandırıcılık fiiline doğrudan katılmamış olsalar bile, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası öngörülüyor.
Yani kamuoyunda “IBAN kiralama” diye bilinen fiil, tek başına suç sayılacak.
Önce hakkını teslim edelim: Böyle bir düzenlemeye ihtiyaç var.
Çünkü bugün dolandırıcılık artık eski bildiğimiz dolandırıcılık değil. Bir telefon konuşmasından, bir yalan beyandan, bir kandırma cümlesinden ibaret değil. Sahte internet siteleri, sosyal medya ilanları, yatırım vaadiyle kurulan tuzaklar, kripto para hesapları, ödeme kuruluşları ve başkalarının adına açılmış ya da başkalarına kullandırılmış banka hesaplarıyla işleyen koca bir düzen var.
Bu düzenin en önemli araçlarından biri de başkasının hesabı.
Dolandırıcı çoğu zaman kendi hesabını kullanmıyor. Mağdurdan aldığı parayı önce üçüncü kişinin hesabına yönlendiriyor. O para oradan başka hesaplara aktarılıyor, nakde çevriliyor, bazen kripto varlık hesaplarına dağıtılıyor. Mağdur parasının peşine düştüğünde ise karşısında çoğu zaman dolandırıcılık ağını kuran kişiyi değil, sadece hesabını kullandıran kişiyi buluyor.
Bu nedenle “Ben sadece IBAN verdim” savunması her durumda kişiyi sorumluluktan kurtaramaz. Kimse banka hesabının, kredi kartının ya da kripto hesabının sıradan bir anahtar olmadığını söyleyemez. Bugün bir hesap, suç gelirinin dolaşıma sokulmasını sağlayan ciddi bir araçtır.
Fakat mesele burada bitmiyor.
Tam tersine asıl mesele burada başlıyor.
Çünkü hukuk, yalnızca cezalandırmak için değil, doğru kişiyi doğru fiilden sorumlu tutmak için vardır. Hesabını kullandıran herkes aynı yerde durmaz. Bunu para karşılığı ve bilerek yapan vardır. Hesabına gelen paradan komisyon alan vardır. Parayı çekip başkasına veren vardır. Kartını, şifresini, telefonuna gelen doğrulama kodunu teslim eden vardır. Bir de neye bulaştığını tam anlamadan, kolay para vaadiyle kandırılan ya da içine çekilen kişiler vardır.
Bunların hepsini aynı torbaya koyarsanız hukuk olmaz; sadece kaba bir cezalandırma düzeni kurmuş olursunuz.
Elbette ekonomik sıkıntı, gençlik, bilgisizlik veya kandırılmış olmak kişiyi otomatik olarak masum yapmaz. İnsan kendi banka hesabını başkasına kullandırırken bunun sonuçlarını düşünmek zorundadır. Hele bunu para karşılığı yapıyorsa, artık “hiçbir şey bilmiyordum” demesi her olayda inandırıcı olmayabilir.
Ama şu da unutulmamalı: Hesabını kullandıran kişi çoğu zaman bu suç düzeninin patronu değildir. Sahte siteyi o kurmamıştır. Mağduru o aramamıştır. Sosyal medya reklamını o vermemiştir. Paranın nereye gideceğini o planlamamıştır. Örgütlü dolandırıcılık ağını o yönetmemiştir.
O halde ceza hukuku ince bir ayrım yapmak zorundadır.
Bir defalık hesap kullandırma ile sistematik şekilde hesap temin etme aynı değildir.
Küçük bir komisyon alan kişi ile dolandırıcılık gelirini yöneten kişi aynı değildir.
Hesabının suçta kullanılacağını bilmeyen kişi ile bile bile bu trafiğin parçası olan kişi aynı değildir.
Gerçekten kandırılan kişi ile bu işi gelir kapısı haline getiren kişi aynı değildir.
Yeni düzenleme bu ayrımları açık biçimde kurmazsa, sorun çözülmez. Sadece eski sorun başka bir başlık altında devam eder.
Bugün yargıda bu tür dosyaların yüz binlerle ifade edildiği söyleniyor. MASAK verileri de meselenin büyüklüğünü gösteriyor. 2025 yılında yaklaşık bir milyon kişi hakkında 464 binden fazla şüpheli işlem bildirimi yapılmış durumda. Bu rakamlar bize açıkça şunu söylüyor: Karşımızda birkaç kişinin yaptığı basit bir yanlış değil, büyüyen ve yaygınlaşan bir suç ekonomisi var.
Bu kadar büyük bir sorunu yalnızca hesabını kullandıran kişiye hapis cezası vererek çözemezsiniz.
Çünkü bu işin bir de banka tarafı var. Ödeme kuruluşları tarafı var. Kripto varlık hizmet sağlayıcıları tarafı var. Sosyal medya ve sahte ilanlar tarafı var.
Bir kişinin hesabına kısa sürede onlarca farklı kişiden para geliyorsa, bu para dakikalar içinde başka hesaplara aktarılıyorsa, hesap sahibinin ekonomik durumu ile işlem hacmi arasında açık bir uyumsuzluk varsa, yeni açılmış bir hesap yüksek miktarlı işlemler için kullanılıyorsa, burada sadece hesap sahibinin değil, finansal sistemin de dikkat etmesi gerekir.
Devlet vatandaşa “IBAN’ını kiralama” derken bankalara da “Bu hareketleri zamanında gör” demelidir.
Aksi halde yangın çıktıktan sonra en kolay bulunan kişiyi cezalandırırız; ama yangının nasıl çıktığını, nasıl büyüdüğünü, kimlerin bu yangından asıl kazancı sağladığını yeterince sorgulamayız.
Bir başka önemli sorun da şudur: Aynı hesabın kullanılması nedeniyle bir kişi hakkında kaç ayrı dosya açılacak?
Hesabını bir defa kullandıran kişinin hesabına farklı mağdurlardan para gelmişse, her mağdur için ayrı suç mu oluşacak? Her para transferi ayrı bir ceza mı doğuracak? Yoksa failin kastı, eylemin bütünlüğü ve olayın akışı birlikte mi değerlendirilecek?
Bu sorular açıkça cevaplanmazsa, “bir yıldan üç yıla kadar hapis” diye anlatılan düzenleme, uygulamada çok daha ağır sonuçlar doğurabilir. Bir kişiye teoride hafif görünen ceza, dosya sayısı arttıkça hayatını altüst eden bir cezaya dönüşebilir.
Mağdurun zararının giderilmesi de bu düzenlemenin en hassas noktalarından biri olmalı.
Dolandırılan kişinin parasını geri alması elbette önemlidir. Hatta çoğu zaman mağdur için en gerçek adalet budur. Fakat para hesabına giren kişinin elinde kalmamışsa, yalnızca hesap sahibine bütün zararı yüklemek de adil olmaz. Gerçek parayı alan, yöneten ve kullanan kişilere ulaşmadan sadece hesap sahibini cezalandırmak, suç düzeninin tepesindekileri gölgede bırakır.
Bu nedenle kanun yapılırken kolay olan değil, doğru olan tercih edilmelidir.
IBAN kiralamak suç sayılacaksa, bunun sınırları açık çizilmelidir. Hangi fiilin bu suçu oluşturduğu, hangi durumda nitelikli dolandırıcılığa iştirak sayılacağı, hangi durumda kişinin kastının bulunmadığı, hangi durumda cezanın ağırlaşacağı net olarak belirlenmelidir.
Ayrıca bu düzenleme sadece ceza tehdidiyle bırakılmamalıdır. Gençlere, öğrencilere, iş arayanlara, sosyal medya kullanıcılarına bu konuda ciddi uyarılar yapılmalıdır. Bankalar hesap açılışında ve mobil bankacılık işlemlerinde daha açık bilgilendirme yapmalıdır. Riskli hareketlerde hesap sahibine ve gerektiğinde ilgili kurumlara hızlı uyarı mekanizmaları kurulmalıdır.
Çünkü mesele yalnızca ceza meselesi değildir. Bu aynı zamanda finansal okuryazarlık, dijital güvenlik, ekonomik kırılganlık ve organize suçla mücadele meselesidir.
Sonuç olarak, IBAN kiralamanın tek başına suç sayılması yanlış bir fikir değildir. Hatta gecikmiş bir adımdır. Kimse kendi hesabını birkaç bin lira karşılığında suç gelirlerinin geçiş kapısı haline getiremez.
Ama bu düzenleme yapılırken hukuk en kolay yakalananı değil, en doğru sorumluyu bulmak zorundadır.
Hesabını kullandıran cezalandırılsın; fakat gerçek dolandırıcı kaybolmasın.
Komisyon alan sorumlu tutulsun; fakat suç ağını yöneten kişi perde arkasında kalmasın.
Gençlerin, işsizlerin, ekonomik sıkıntı içindeki insanların içine düştüğü tuzak görülsün; fakat bu da sorumsuzluğun bahanesi yapılmasın.
Bankalar ve ödeme kuruluşları denetlensin; çünkü bu kadar büyük para trafiği sadece bireysel dikkatsizlikle açıklanamaz.
Hukuk, yalnızca IBAN numarasına bakarsa eksik görür. Paranın izine, kastın derecesine, failin konumuna ve sistemin açıklarına birlikte bakarsa adalet olur.
Aksi halde bir kez daha suç düzeninin en alt basamağındakiler yakalanır, en üsttekiler yoluna devam eder.
Oysa ceza hukuku, gölgeyle değil, gölgeyi düşüren asıl yapı ile mücadele etmek zorundadır.