Belki de aralarındaki bütün görüş ayrılıklarına rağmen bağın tamamen kopmamasının temel sebebi buydu.

Recep Tayyip Erdoğan, ilk yola çıktığındaki sosyolojik tabanı zaman içerisinde dönüştürerek büyük ölçüde doğrudan kendisine bağlı yeni bir siyasal taban oluşturdu.

Muhalefetin, FETÖ gibi yapıların ya da dış güçlerin hedefinde de çoğu zaman AK Parti'den ziyade Erdoğan vardı.

Siyasi girişimlerin, krizlerin ve mücadelelerin merkezinde parti kadar, hatta çoğu zaman partiden daha fazla liderin kendisi yer aldı.

Erdoğan ise tabanın ve partisinin desteğini hep arkasında hissetmesine, konuşmalarında sürekli “biz” diye başlayan cümleler kurmasına rağmen, karşı karşıya kaldığı mücadeleleri büyük ölçüde şahsen üstlendi ve savuşturdu.

Partide ve kabinede istişare ettiği kadrolar elbette vardı. Ancak zaman içerisinde, deyim yerindeyse “Başkanın adamları” olarak nitelendirilebilecek, doğrudan kendisine bağlı daha dar ve özel ekiplerle çalışmaya başladı.

Bu, bir tercihten ziyade zaman içerisinde ortaya çıkan bir ihtiyaçtı.

Çünkü Erdoğan'ın ilk yola çıktığı isimlerin bir kısmı zaman içerisinde sessizce, bir kısmı ise ciddi siyasi kırılmalar yaşayarak ondan ayrıldı.

Bazıları karşı cephede konumlanan yapılarla ilişkiler kurdu. Bazıları parti kurarak doğrudan muhalefete geçti; bazıları ise Erdoğan'a karşı oluşan hemen her siyasi zeminde yer aldı.

17–25 Aralık sürecinde Abdullah Gül'ün sözlerini ve tavrını hatırlayın.

Ahmet Davutoğlu döneminde AK Parti ile CHP arasında koalisyon ihtimali ciddi biçimde gündeme geldi ve bu süreç Erdoğan'ın siyasal tercihleriyle Davutoğlu arasındaki mesafeyi daha görünür hâle getirdi.

O ilk ekip içerisinde partisini ve Erdoğan'ı zaman zaman kamuoyu önünde eleştiren, fakat bunu kendi zaviyesinden liderinin ve partisinin menfaatine gördüğü için yaptığını söyleyen; buna rağmen kritik zamanlarda Erdoğan'ı savunmayı sürdüren en dikkat çekici isimlerden biri ise Bülent Arınç'tı.

Arınç hep gemide kaldı.

Gemiyi terk etmedi, başka bir geminin bayrağını sallamadı. Zaman zaman çok sert eleştiriler yöneltse de Erdoğan karşıtı yeni bir siyasi merkezin parçası olmayı tercih etmedi.

Belki de aralarındaki bütün görüş ayrılıklarına rağmen bağın tamamen kopmamasının temel sebebi buydu.

Çünkü siyasette görüş ayrılığı başka şeydir, liderlik mücadelesine girişmek başka...

Ve Erdoğan'ın siyaset anlayışında lider hep Erdoğan'dı.

Liderlik paylaşılmazdı; liderlik biraz da yalnızlığı severdi.

Erdoğan da zaman içerisinde bunun gereğini yaptı.

“Kadro hareketi”, “kurucular”, “ortak akıl”... Bunların hepsi AK Parti'nin kuruluş hikâyesinin birer parçasıdır. Ancak bugün gelinen noktada kabul edilmesi gereken siyasi gerçek şudur:

AK Parti artık Erdoğan'ın partisidir.

Bir dönem Erdoğan'ın karşısına zaman zaman çıkarılan “rağmen” kelimesi, bugün AK Parti siyasetinde neredeyse ortadan kalkmıştır.

Parti, kalbi Erdoğan olan kolektif bir yapıdan, Erdoğan'ın siyasal varlığının kurumsallaştığı bir yapıya dönüşmüştür.

Bu dönüşüm yalnızca teşkilatlarda gerçekleşmedi.

Tabanda da çok önemli bir değişim yaşandı.

AK Parti seçmeninin önemli bir bölümü zaman içerisinde parti aidiyetinden daha güçlü bir Erdoğan aidiyeti geliştirdi. “Reis” kavramı tam da burada ortaya çıktı. Erdoğan'ın başarılarını kendi başarısı gibi gören, liderine yönelik eleştirileri kendisine yöneltilmiş kabul eden son derece sadık bir seçmen kitlesi oluştu.

Çünkü Erdoğan, içerisinden geldiği toplumun geniş kesimlerinin ne istediğini, neye tepki verdiğini ve neyle mutlu olduğunu Türkiye siyasetinde en iyi okuyan isimlerden biri oldu.

Üstelik bunu yalnızca seçim dönemlerinde değil, yıllara yayılan bir siyasal ilişki içerisinde yaptı.

Toplumun geniş kesimlerini önemsedi, onlara sahip çıktığı mesajını verdi, gündelik hayatlarını kolaylaştıran büyük dönüşümlere imza attı ve en önemlisi seçmeniyle doğrudan bir duygusal bağ kurdu.

“Bu kardeşiniz size emanet” derken de, “Sizin üzerinizde hiçbir güç tanımıyorum” mesajı verirken de aslında parti ile seçmen arasındaki ilişkiyi, lider ile millet arasındaki doğrudan bir ilişkiye dönüştürüyordu.

Sonrasında büyük resimde ne yapmak istiyorsa, arkasına aldığı bu büyük kitlenin aktif siyasi desteğiyle yaptı.

Yürüdü ve durmadı.

Bir süre sonra sadece AK Parti Genel Başkanı veya Cumhurbaşkanı değildi artık.

Milletin Adamı oldu.

Başkomutan oldu.

Reis oldu.

Sevenlerinin gözünde bütün bu sıfatların üzerinde, AK Parti'nin kendisiyle özdeşleştiği siyasi figür hâline geldi.

Fakat tam da burada AK Parti açısından geleceğin en önemli sorusu ortaya çıkıyor:

Erdoğan sonrası ne olacak?

Bugün AK Parti'nin en büyük gücü olan Erdoğan merkezli yapı, Erdoğan sonrası dönemin aynı zamanda en büyük yönetim problemine dönüşebilir.

Çünkü güçlü liderlerin oluşturduğu siyasi yapılarda en zor mesele, lider hayattayken veya aktif siyasetteyken değil; lider sonrasında ortaya çıkar.

Otoritenin kimde toplanacağı, tabanın kimi benimseyeceği, farklı ekiplerin nasıl dengeleneceği ve Erdoğan'a duyulan sadakatin yeni lidere veya parti kurumuna aktarılıp aktarılamayacağı, AK Parti'nin geleceğini belirleyecektir.

Ancak Erdoğan'ın kendisinden sonraki dönemi düşünmediğini varsaymak da onun siyaset yapma biçimini yeterince okumamak olur.

Kanaatimce Erdoğan kendisinden sonrasını da planlıyor ve büyük ihtimalle uzun zamandır planlıyor.

Mesele, bu planın ne zaman ve hangi şartlarda devreye sokulacağıdır.

Zamanlamanın kendi siyasi hedefleri açısından en avantajlı noktaya gelmesini bekleyecektir.

Evet, AK Parti bir “kadro hareketi” olarak kuruldu.

Bu doğru.

Fakat bugünün AK Parti'sindeki kadrolar artık büyük ölçüde Erdoğan'ın oluşturduğu, şekillendirdiği veya oluşturacağı kadrolardır.

Ve Erdoğan aktif siyasette bulunduğu müddetçe bunun değişmesini beklemek gerçekçi değildir.

Bir şirket benzetmesiyle anlatırsak:

Erdoğan başlangıçta AK Parti'nin kurucularından, Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO'suydu.

Yıllar içerisinde sabırla ve adım adım öyle bir dönüşüm gerçekleştirdi ki bugün artık sadece CEO ve Yönetim Kurulu Başkanı değil...

Aynı zamanda şirketin hâkim ortağı ve en büyük hissedarıdır.

İşte AK Parti'nin bugünkü yapısını anlamak için belki de uzun siyasi analizlere ihtiyaç yok.

Bir zamanlar Erdoğan, AK Parti'nin lideriydi.

Bugün ise siyasi açıdan bakıldığında AK Parti ile Erdoğan'ı birbirinden ayırmak giderek zorlaştı.

Ve belki de bütün hikâyenin özeti yazının başlığında saklı:

Artık sadece O var...

Vesselam.