Sadece teknoloji satın alan değil, teknoloji üreten bir ülke olmak zorundayız. İcat yapmak zorundayız.

Dünyanın sözde hegemon devletlerinin ve “Ben güçlüyüm” diye dolaşan İsrail, İran gibi ülkelerin aslında ne kadar “köpüklü” oldukları ortaya çıktı.

Bence esas mesele de bu...

Yıllardır devletler arasında oluşmuş, herkesin bir şekilde birbirine yaslandığı alışılmış güven zinciri kırıldı.

Şimdi herkes yeni güvenlik arayışında.

ABD’ye milyarlarca dolar ödeyerek güvenliğini garanti altına aldığını düşünen ülkeler, ihtiyaç duydukları anda bu korumanın ne kadar hızlı ve ne kadar yeterli olacağını sorgulamaya başladı.

İsrail’i gördük...

İran’ı gördük...

ABD’yi ve Avrupa ülkelerinin askerî kapasitelerini gördük...

Sadece silah sistemlerini değil; insan kaynağını, mühimmat stoklarını, ekonomik dayanıklılıklarını ve uzun süreli bir çatışmayı sürdürebilme kapasitelerini de gördük.

Ve gördük ki hiçbirinin gücü sınırsız değil.

Mühimmat ve insan kaynağındaki zafiyetler ortaya çıktı. Ekonomik gücün, savaşın süresini ve şeklini belirleyen en önemli unsurlardan biri olduğunu bir kez daha gördük.

Daha önemlisi başka bir şey daha gördük:

Bu ülkelerin vatandaşları, liderlerinin arkasında kayıtsız şartsız durmuyor.

Ortak insani vicdanın zaman zaman devlet politikalarının önüne ve üstüne geçtiğine şahit olduk.

İnsanlar, “Benim devletim yapıyorsa doğrudur” veya “Benim liderim söylüyorsa doğrudur” demedi.

Sokağa çıktılar.

İtiraz ettiler.

Sorguladılar.

İşte dünya düzenindeki değişimin belki de en önemli taraflarından biri bu.

TÜRKİYE'NİN ÖNÜNE GELEN FIRSAT

Bütün bunlar yaşanırken Türkiye, kırılgan ekonomisine rağmen bir anda çok daha güçlü bir ülke görüntüsü vermeye başladı.

Çünkü Türkiye'nin elinde bugün dünyanın ihtiyaç duyduğu bazı önemli avantajlar var.

Coğrafyası var.

İnsan kaynağı var.

Savunma sanayisinde kazandığı kabiliyet var.

Diplomatik hareket alanı var.

Bölgesindeki birçok aktörle aynı anda konuşabilme imkânı var.

Bunun doğal sonucu olarak da herkes Türkiye'yi bir şekilde yanında görmek istiyor.

Türkiye ise mümkün olduğunca denge kuran ülke pozisyonunda kalmaya çalışıyor.

Fakat tam burada kendimize sormamız gereken rahatsız edici bir soru var:

Biz gerçekten bu kadar güçlü müyüz, yoksa biz de mi köpürtülüyoruz?

Çünkü ekonomi gerçeğini masaya koyduğumuz anda karşımıza farklı bir tablo çıkıyor.

Stratejik önemimiz gerçek olabilir.

Coğrafi avantajımız gerçek olabilir.

Savunma sanayisindeki gelişmemiz gerçek olabilir.

Diplomatik ağırlığımız da gerçek olabilir.

Ama bütün bunların altında sağlam bir ekonomik yapı yoksa, bugün sahip olduğumuz stratejik ağırlığın ne kadarının kalıcı olduğunu sorgulamak zorundayız.

Kısacası başkalarının köpüğünü görürken kendi köpüğümüzü de görmeliyiz.

KÖPÜĞÜ HACME DÖNÜŞTÜRMEK

Türkiye açısından esas mesele artık budur.

Bugün arkamıza aldığımız rüzgârı kullanarak yol alabilmek...

Konjonktürün bize sağladığı avantajı kalıcılaştırabilmek...

Köpüğü gerçek hacme dönüştürebilmek...

Bunun yolu da bana göre belli:

1- Üretim ve ihracata dayalı bir ekonomi.

Tüketerek, borçlanarak veya sadece para hareketleri üzerinden büyüyen değil; üreten, ürettiğini dünyaya satan bir ekonomik yapı.

2- Bilim, bilim, bilim...

Sadece teknoloji satın alan değil, teknoloji üreten bir ülke olmak zorundayız.

İcat yapmak zorundayız.

Başkasının geliştirdiğini kullanmanın ötesine geçip başkalarının kullanmak zorunda olduğu ürünleri, sistemleri ve teknolojileri geliştirmeliyiz.

3- Toplumsal değişim.

Üreten, sorgulayan, liyakati önemseyen, eğitimli ve dünyayla rekabet edebilen bir toplum yaratmadan ekonomik veya askerî gücün tek başına yeterli olmayacağını kabul etmeliyiz.

4- Güçlü istihbarat.

Yeni dünyada savaşlar sadece cephede yapılmıyor.

Bilgi, teknoloji, ekonomi, diplomasi ve istihbarat artık aynı mücadelenin parçaları.

Türkiye'nin istihbarat ağını ve kapasitesini de buna göre büyütmesi gerekiyor.

Bunları İHA yapar gibi seri, kararlı ve hızlı biçimde gerçekleştirebilirsek bugün oluşan köpük donar ve gerçek hacmimiz olur.

Bugünün konjonktürel gücü, yarının kalıcı devlet gücüne dönüşür.

Yoksa dünya şartları değiştiğinde, bugün bizi olduğumuzdan büyük gösteren köpüğü birileri alır...

Ve geriye gerçek hacmimiz ne kadarsa o kalır.