1 Eylül yaklaşırken dünyanın bir kez daha barışı konuşacağı günlere giriyoruz. Ancak barış, yalnızca takvimde yer alan bir günle sınırlı kalmamalı.

1 Eylül Dünya Barış Günü’ne iki gün kala…

1 Eylül yaklaşırken dünyanın bir kez daha barışı konuşacağı günlere giriyoruz. Ancak barış, yalnızca takvimde yer alan bir günle sınırlı kalmamalı.

1 Eylül 1939’da Nazi Almanyası’nın Polonya’ya saldırmasıyla başlayan süreç, milyonlarca insanın hayatını kaybettiği büyük bir yıkıma dönüştü. Şehirler yıkıldı, aileler parçalandı, çocuklar savaşın acısıyla büyüdü.

Aradan 87 yıl geçmesine rağmen dünyanın farklı bölgelerinde savaşlar devam ediyor. İnsanlar evlerini terk ediyor, çocuklar bombaların gölgesinde büyüyor. Savaşların adı ve coğrafyası değişse de geride bıraktığı acı değişmiyor.

Bu nedenle 1 Eylül yaklaşırken yalnızca “Dünya Barış Günü kutlu olsun” demek yetmez.

Savaşın kazananı olmaz

Tarih bize savaşların gerçek anlamda kazananı olmadığını gösterdi. Bir ülke toprak kazanabilir, bir ordu üstün gelebilir; ancak kaybedilen canları geri getirmek mümkün değildir.

Barış; sorunların silahla değil, konuşarak çözülmesidir. Farklı düşüncelerin düşmanlık nedeni değil, birlikte yaşamanın bir parçası olarak görülmesidir.

Barış dilde başlar

Barış yalnızca devletlerden beklenebilecek bir kavram değildir. Evde, okulda, sokakta, siyasette ve medyada kullandığımız dil de barışın bir parçasıdır.

Farklı düşünene tahammül edemediğimiz, karşımızdakini dinlemek yerine susturmaya çalıştığımız sürece gerçek bir barış kültürü oluşturamayız.

Çünkü savaş bazen silahların patlamasıyla değil, insanları birbirinden uzaklaştıran sözlerle başlar.

Çocuklara nasıl bir dünya?

1 Eylül yaklaşırken belki de en fazla çocukları düşünmeliyiz.

Onlara daha iyi okullar, daha güçlü bir ekonomi ve daha gelişmiş şehirler bırakmak istiyoruz. Ancak bütün bunlardan önce onlara huzur içinde yaşayabilecekleri bir dünya bırakmalıyız.

Savaş görüntülerini ekranlardan değil, tarih kitaplarından öğrendikleri; korkuyla değil umutla büyüdükleri bir dünya…

1 Eylül’e iki gün kala kendimize şu soruyu sormalıyız:

Çocuklarımıza nasıl bir dünya bırakmak istiyoruz?

Daha fazla korkunun ve düşmanlığın olduğu bir dünya mı, yoksa daha fazla umudun, anlayışın ve dayanışmanın olduğu bir dünya mı?

Çünkü barış, yalnızca savaşın bitmesi değildir.

Barış, insanlığın birbirini kaybetmemeyi seçmesidir.

Ve bu seçimi yapmak için 1 Eylül’ü beklemeye gerek yok.

Barış için bugün de geç değil.