Bugün pek çok anne baba çocuklarının geleceği için kaygılanıyor. İyi bir okul, iyi bir meslek, iyi bir hayat istiyor.
Bir çocuğun dünyaya gelmesi, yalnızca bir insanın hayatına yeni bir bireyin katılması değildir. Aynı zamanda iki insanın hayatına büyük bir sorumluluğun girmesidir. Çünkü çocuk, dünyaya geldiği andan itibaren sadece beslenmeye, giydirilmeye ve korunmaya değil; anlaşılmaya, dinlenmeye, sevilmeye ve kendisini güvende hissedeceği bir aile ortamına ihtiyaç duyar.
Ebeveyn olmak, çocuğun ihtiyaçlarını karşılamaktan çok daha fazlasıdır. Anne ve babanın asıl sorumluluğu, çocuğu hayata hazırlarken onun kişiliğini ezmemek, özgüvenini kırmamak ve kendi doğrularını dayatmadan doğruyu bulmasına yardımcı olmaktır.
Çocuklar söylediklerimizden çok yaptıklarımızı öğrenir. Bir anne babanın öfkesini nasıl kontrol ettiği, insanlarla nasıl konuştuğu, hata yaptığında nasıl davrandığı, özür dileyip dilemediği çocuğun zihninde yıllarca kalır. Bu nedenle ebeveynlerin çocuklarına verebileceği en önemli eğitim, kendi davranışlarıdır.
Bugün pek çok anne baba çocuklarının geleceği için kaygılanıyor. İyi bir okul, iyi bir meslek, iyi bir hayat istiyor. Ancak bazen çocuğun başarılı olması için gösterilen çaba, onun mutlu ve sağlıklı bir birey olmasının önüne geçebiliyor. Çocuğun sürekli daha başarılı olması, daha yüksek not alması, başkalarıyla yarışması bekleniyor. Oysa çocukların yalnızca başarılı olmaya değil, çocuk olmaya da ihtiyaçları var.
Bir çocuğun sınavdan aldığı puan onun değerini belirlemez. Kazandığı ya da kaybettiği bir yarış, onun karakterini anlatmaz. Çocuğa sürekli “Daha iyisini yapmalısın” demek yerine zaman zaman “Seninle gurur duyuyorum” diyebilmek gerekir.
Ebeveynlerin bir başka önemli sorumluluğu da çocuklarını dinlemektir. Dinlemek, sadece çocuğun konuşmasını beklemek değildir. Onun duygusunu anlamaya çalışmaktır. Bir çocuk korktuğunda “Korkacak ne var?” demek yerine, “Seni korkutan ne?” diye sorabilmektir. Üzüldüğünde “Bunda üzülecek ne var?” diyerek duygusunu küçümsemek yerine, yanında olduğunu hissettirmektir.
Çünkü çocuk, duygularının kabul edildiğini gördükçe kendisini daha değerli hisseder.
Elbette ebeveynlik yalnızca anlayış göstermekten ibaret değildir. Sınır koymak da anne ve babanın sorumluluğudur. Çocuğa her istediğini vermek, onu sevmek anlamına gelmez. Tam tersine, hayatın kurallarını ve sorumluluklarını öğretmek çocuğun gelecekte kendi ayakları üzerinde durabilmesi için gereklidir.
“Hayır” diyebilmek de sevginin bir parçasıdır.
Ancak sınır koymakla baskı kurmak arasındaki farkı bilmek gerekir. Çocuğa neden bir şeyin doğru veya yanlış olduğunu anlatmadan sadece “Ben böyle istiyorum” demek, otorite kurabilir ama sorumluluk bilinci oluşturmaz. Asıl amaç, çocuğun anne babası yanında olmadığı zamanlarda da doğru karar verebilmesini sağlamaktır.
Bir başka önemli mesele ise çocuğun mahremiyetine ve bireyselliğine saygı göstermektir. Çocuk, anne babasının bir uzantısı değildir. Kendi düşünceleri, korkuları, hayalleri ve tercihleri olan ayrı bir bireydir. Anne babanın görevi onun yerine bir hayat kurmak değil, kendi hayatını kurabilmesi için ihtiyaç duyduğu zemini hazırlamaktır.
Çocuğumuzun doktor, mühendis, avukat, sanatçı ya da başka bir meslek sahibi olmasını isteyebiliriz. Fakat onun ne olmak istediğini sormadan yalnızca kendi hayallerimizi onun üzerinden gerçekleştirmeye çalışırsak, çocuğun geleceğini değil, kendi beklentimizi büyütmüş oluruz.
Unutmamak gerekir ki çocuklar mükemmel anne babalara değil, güvenebilecekleri anne babalara ihtiyaç duyar.
Hata yapan, zaman zaman yorulan, bazen yanlış karar veren ama gerektiğinde özür dilemeyi bilen anne babalara...
Çocuğundan özür dileyen bir baba otoritesini kaybetmez. Aksine çocuğuna çok önemli bir şey öğretir: Hata yapmak insanidir, önemli olan hatayı kabul edebilmek ve telafi etmeye çalışmaktır.
Ebeveynliğin belki de en zor tarafı, çocuğu büyütürken kendimizi de değiştirmek zorunda olmamızdır. Çocuğumuza sabırlı olmayı öğretmek istiyorsak önce sabırlı olmayı öğrenmeliyiz. Saygılı olmasını istiyorsak ona saygı göstermeliyiz. Kitap okumasını istiyorsak bizi kitap okurken görmelidir. İnsanlara iyi davranmasını istiyorsak bizim davranışlarımız buna örnek olmalıdır.
Çünkü çocuk, en çok evinde gördüğü hayatı öğrenir.
Sonuçta ebeveynlerin çocuklarına bırakabileceği en değerli miras; büyük bir ev, pahalı bir araba ya da yüksek bir banka hesabı değildir. Çocuğun kendisine güvenmesi, doğru ile yanlışı ayırt edebilmesi, insanlara saygı duyması, kendi sorumluluğunu taşıyabilmesi ve zor zamanlarda yeniden ayağa kalkabileceğine inanmasıdır.
Bir gün çocuklarımız büyüyecek. Bizim onlar adına verdiğimiz kararların çoğu geride kalacak. Fakat onlara hissettirdiğimiz sevgi, verdiğimiz güven ve öğrettiğimiz değerler hayatları boyunca onlarla birlikte olacak.
Bu yüzden ebeveynliğin en temel sorusu belki de şudur; çocuğumu hayata hazırlarken onun hayatını mı kuruyorum, yoksa kendi hayatını kurabilmesi için ona güç mü veriyorum? Aradaki fark, iyi bir ebeveynlikle gerçekten bilinçli bir ebeveynlik arasındaki en önemli ayrımlardan biridir.