Takvimler 17 Ağustos’u gösterdiğinde, Türkiye’nin hafızasında hiçbir zaman silinmeyecek bir gecenin acısı yeniden canlanıyor.
Takvimler 17 Ağustos’u gösterdiğinde, Türkiye’nin hafızasında hiçbir zaman silinmeyecek bir gecenin acısı yeniden canlanıyor.
Saat 03.02…
Marmara, o gece yalnızca sallanmadı. Binlerce hayatın yarım kaldığı, ailelerin parçalandığı, çocukların anne ve babasız kaldığı, insanların bir gecede evlerini ve sevdiklerini kaybettiği büyük bir felaket yaşandı.
17 Ağustos 1999…
Aradan yıllar geçti. Takvimler değişti, şehirler büyüdü, binalar yükseldi. Fakat o gecenin bıraktığı iz hâlâ aynı yerde duruyor.
Deprem gerçeği ise değişmedi.
Türkiye bir deprem ülkesi. Bunu artık söylemek için yeni bir felaket yaşamamıza gerek yok. Her büyük depremden sonra aynı cümleleri kuruyoruz: “Ders çıkarmalıyız.” “Bir daha aynı acıları yaşamamalıyız.” “Binalarımızı güçlendirmeliyiz.”
Peki gerçekten ders çıkardık mı?
Asıl sorulması gereken soru bu.
Çünkü deprem öldürmez. Dayanıksız yapılar, yanlış şehirleşme, denetimsizlik ve alınmayan önlemler öldürür.
17 Ağustos’un üzerinden geçen yıllara rağmen hâlâ deprem riskini konuşuyorsak, hâlâ milyonlarca insanın “Olası büyük depremde ne olacak?” sorusunu sormasına neden oluyorsak, geçmişten geleceğe uzanan ciddi bir sorumluluğumuz var demektir.
Depremi engelleyemeyiz. Ancak depremin felakete dönüşmesini engelleyebiliriz.
Bunun yolu da yalnızca deprem olduğunda enkaz başına koşmaktan geçmiyor. Asıl mücadele deprem olmadan önce verilmeli.
Sağlam binalar yapılmalı. Riskli yapılar tespit edilmeli. Kentsel dönüşüm, insanların ekonomik gücünü ve yaşam hakkını gözeten bir anlayışla yürütülmeli. Bilim insanlarının uyarıları dikkate alınmalı. Denetim mekanizmaları gerçekten çalışmalı.
Çünkü deprem konusunda “nasıl olsa bir şey olmaz” düşüncesinin bedeli çok ağır.
17 Ağustos’un bize bıraktığı en büyük ders belki de budur: Unutmak, yeni bir felaketin kapısını aralamaktır.
Bugün 17 Ağustos’u yalnızca hayatını kaybedenleri anmak için değil, kendimize bir kez daha şu soruyu sormak için hatırlamalıyız:
Bir sonraki deprem olduğunda gerçekten hazır olacak mıyız?
Bu sorunun cevabını deprem olduktan sonra vermek için çok geç olabilir.
O yüzden 17 Ağustos’un yıl dönümünde bir kez daha hatırlayalım.
Yıkılan binaların altında kalan yalnızca beton değildi. Hayaller, hayatlar, aileler ve gelecekler vardı.
Onları unutmayalım.
Çünkü bazı acılar vardır; üzerinden yıllar geçse de hafızadan silinmez.
17 Ağustos da onlardan biri.
Unutmadık. Unutmayacağız. Ve bir daha aynı acıların yaşanmaması için deprem gerçeğini gündemden hiç düşürmeyeceğiz.