Ahbap Derneği ve Haluk Levent hakkında yürütülen soruşturma da tam olarak bu noktada geniş bir tartışmayı beraberinde getirdi.

Bir toplumun en güçlü bağlarından biri, zor zamanlarda birbirine uzattığı eldir. Depremde, selde, yangında ya da ekonomik sıkıntıların derinleştiği dönemlerde insanlar çoğu zaman kurumları beklemeden harekete geçer; bir battaniye, bir koli erzak, bir bağış ya da yalnızca bir telefonla bile dayanışmanın parçası olur. Yardımlaşma, sadece maddi bir destek değil; aynı zamanda “yalnız değilsin” mesajıdır.

Türkiye’de son yıllarda bu dayanışma ruhunun en görünür örneklerinden biri de sivil toplum girişimleri oldu. Özellikle büyük felaketlerde toplumun farklı kesimlerinden gelen gönüllülerin oluşturduğu yapılar, milyonlarca insanın yarasına merhem olmaya çalıştı. Bu süreçte birçok kişi, kurum ve gönüllü büyük bir özveriyle hareket etti.

Ancak yardımlaşmanın olduğu her yerde, güven meselesi de en kritik başlıklardan biri olarak karşımıza çıkar. Çünkü bağış, sadece bir para transferi değildir; insanın vicdanını ve umudunu emanet etmesidir. Bir vatandaş yardım amacıyla verdiği desteğin gerçekten ihtiyaç sahibine ulaştığına inanmak ister. Bu nedenle yardım kuruluşlarının en önemli sermayesi para değil, güvendir.

Ahbap Derneği ve Haluk Levent hakkında yürütülen soruşturma da tam olarak bu noktada geniş bir tartışmayı beraberinde getirdi. Soruşturmanın hukuki süreci devam ederken, ortaya atılan iddiaların ve yapılacak incelemelerin sonucunu beklemek gerekir. Ancak bu süreç, toplumda daha büyük bir soruyu yeniden gündeme taşıdı: İnsanların dayanışma duygusunu nasıl koruyacağız?

Çünkü mesele yalnızca bir kurum ya da bir kişi değildir. Mesele, yıllardır zor günlerde birbirine destek olmaya çalışan milyonlarca insanın güven duygusudur. Eğer yardım mekanizmalarına olan inanç zedelenirse, bundan yalnızca bir kuruluş değil, tüm sivil dayanışma kültürü zarar görür.

Öte yandan güven de hiçbir kişi veya kuruma koşulsuz teslim edilemez. Şeffaflık, denetlenebilirlik ve hesap verebilirlik; yardım faaliyetlerinin vazgeçilmez unsurlarıdır. En samimi niyetlerle kurulmuş yapılar bile kamu güvenini korumak için açık ve denetlenebilir olmak zorundadır.

Toplumların gücü sadece devlet kurumlarından ya da ekonomik imkanlardan gelmez. Asıl güç, insanların birbirine duyduğu inançtan doğar. Fakat bu inancın ayakta kalması için iyi niyet kadar sağlam kurallar da gerekir.

Bugün yapılması gereken, yardımlaşma kültürünü hedef almak değil; onu daha güvenilir hale getirmektir. Bir kişinin, bir grubun ya da bir kurumun yaşadığı tartışma üzerinden tüm dayanışma ruhunu sorgulamak doğru değildir. Aynı şekilde hiçbir yapı da toplumun güvenini sonsuza kadar sorgulanamaz bir alan olarak göremez.

Yardımlaşma insanlığın en değerli miraslarından biridir. Bu mirası korumanın yolu ise duygularımızı kaybetmeden, ama denetimi ve şeffaflığı da elden bırakmadan hareket etmektir.

Çünkü zor günlerde uzanan el kadar, o ele duyulan güven de değerlidir.