Bazı istisnai durumlar haricinde, iktidarın tarafındaysanız size dokunulmuyor, ama muhalifseniz (varsa) suçlarınız sonuna kadar soruşturuluyor.

Dün medyada yeni bir yargı operasyonunun gerçekleştirildiğini öğrendik. Süleymancılar cemaatinin lideri Alihan Kuriş ve onunla bağlantılı 33 isim suç örgütü kurma ve örgüte üye olma iddiasıyla gözaltına alındılar. 17 ilde toplam 123 adreste arama yapıldı.

Bu kişiler suçlu mudur değil midir şu aşamada elbette ki bilmek mümkün değil. Bence suçlu olma ihtimalleri yüksek. Tarikatlar ve cemaatler içe kapanık yapıları, sadakat ilişkilerinin aşırılaştığı katı hiyerarşik örgütlenmeleri ve bireyin değil, adı üstünde, cemaatin baskın olduğu zihniyetleriyle zaten suistamellere açık oluşumlar. Daha önce tanık olduğumuz üzere bu oluşumlardan bir tanesi Türkiye’de darbe yapmaya dahi kalktı.

Dolayısıyla baştan söylemek gerekli, bu yazı bir “Süleymancıları savunma” yazısı değil, bir “hukukun işleyişini eleştirme” yazısı.

Süleymancılar cemaati kuruluşundan itibaren İslamcı Milli Görüş çizgisindeki partilerden çok Demokrat Parti, Adalet Partisi, ANAP, DYP gibi merkez-sağ partileri destekledi. 2002’de AKP’nin iktidara gelişinden itibaren ise iktidarla ikircikli bir ilişki içerisinde oldu. Bir yandan cemaat içinden bazı isimler AKP’den vekil oldular ama diğer yandan Süleymancılar liderlik düzeyinde AKP’ye diğer cemaatler kadar yakınlaşmadılar.

2016’da Alihan Kuriş’in cemaat lideri olmasıyla ise iktidarla araları daha da açıldı. Süleymancılar 2018’deki genel seçimde İYİ Parti’yi destekledi; 2019 sonrasında ise CHP’yi veya CHP’li belediye başkan adaylarını destekledi. Dolayısıyla, Süleymancılar ülkedeki diğer tarikat ve cemaatlerin aksine iktidara “muhalif” bir çizgideydi.

Tabii bu muhalefet çok ilkesel olmayabilir. Bir dini cemmatin iktidara muhalefetinin ülkede demokrasi ve hukukun gerilemesinden duyduğu endişeden kaynaklı olduğunu düşünmek gerçekçi değil. Daha gerçekçi olan iktidarla yaşadıkları muhtemel çıkar çatışması.

Ancak, öyle bile olsa son tahlilde “muhalif” bir cemaat. Bu muhalif cemaatin kapsamlı bir yargı soruşturmasına maruz kalması ise ülkedeki genel bir eğilimin cemaatler dünyasına sirayet etmiş hali gibi duruyor.

O genel eğilim şu: Ülkede siyasetçi de olsanız, belediye başkanı da olsanız, cemaat lideri de olsanız hatta silahlı örgüt lideri de olsanız yargıyla olan ilişkiniz siyasi iktidarla olan ilişkinize göre belirleniyor.

Örneğin, muhalif belediye başkanları bir buçuk senedir soruşturma üzerine soruşturma geçirirken, operasyonlar, gözaltılar, tutuklamalar ardı arkasına gelirken iktidar belediyelerine böyle bir muamele hiçbir şekilde yapılmıyor.

Meclise muhalif milletvekilleriyle ilgili onlarca fezleke gönderilirken iktidar milletvekilleriyle ilgili neredeyse hiç gönderilmiyor.

PKK lideri Abdullah Öcalan bile iktidarla iyi ilişkiler geliştirdiği sürece makbûl bir muhatap ve siyasetçi haline gelebiliyor.

Bu durum sosyal medya paylaşımlarından ötürü tutuklananlarda bile böyle. Örneğin, geçtiğimiz aylarda bir AKP’li belediye meclisi üyesi Kemalistlere çok ağır hakaretlerde bulunmasına rağmen hakkında hiçbir işlem yapılmazken, ondan çok daha hafif şeyler yazan muhalifler kolayca tutuklanabiliyor.

Burada bir çifte standart olduğu açık. Bazı istisnai durumlar haricinde, iktidarın tarafındaysanız size dokunulmuyor, ama muhalifseniz (varsa) suçlarınız sonuna kadar soruşturuluyor, hatta suçsuzsanız bile soruşturulabiliyor.

Bunun son örneğini Süleymancılara yönelik operasyonda gördük. Başta söylediğim gibi, suçlu olup olmadıklarını bilemem; suçlularsa cezalarını çekmeleri gerekir. Ancak, örneğin, onlarla ayın tip örgütlenmeye, aynı tip şirketleşmeye, aynı tip para trafiğine sahip ama iktidara yakın olan Menzil ya da İsmailağa gibi cemaatlere de bu tür operasyonların yapıldığını görebilecek miyiz? Bu sorunun cevabını hepimiz biliyoruz.

Burada temel sorun muhalif tarafta olup suçlu olanlara karşı hukukun işletilmesi değil, iktidar tarafında olup benzer hatta daha büyük suçları işleyenlere karşı işletilmemesi.

Bu şekilde işleyen bir yargı sisteminin ise adalet dağıttığını söyleyebilmek mümkün değil.

Tabii burada daha derinde bir rejim dizaynı olduğu da görülüyor. İşin burasını kaçırmamalı. Siyasal partilerden cemaatlere, futbol kulüplerinden medyaya, siyasetin ve toplumun her bileşeni yeni rejime uygun biçimde yeniden dizayn ediliyor. Muhalif unsurlar ayıklanıyor ya da sadece kendilerine çizilen alanda var olmalarına izin veriliyor.

Dikkat edilirse Süleymancılara yönelik soruşturma da kamuoyuna “Süleymancılara operasyon” olarak değil, “Alihan Kuriş suç örgütüne operasyon” olarak aksettirildi. Yani aslında cemaatle doğrudan bir alıp verilemeyen yok, sorun cemaatin başında iktidara muhalif birisinin olması. İktidar yanlısı bir isim başa geçerse (ki çok büyük ihtimalle öyle olacak) sorun “çözülecek”.

Yani aslında CHP’deki senaryonun çok benzeri...