CHP’li belediyelere yargı operasyonları hız kesmeden devam ediyor.

Bir ara durulur gibi olan operasyonlar son aylarda yeniden başladı ve her ay gene 4-5 CHP’li belediye başkanı tutuklanır oldu. Öyle ki bu tutuklamalar kamuoyunda artık neredeyse kanıksandı ve eskisi gibi gündem dahi olmamaya başladı.

Örneğin, Haziran ayında Buca, Silivri, Adalar, Silifke, Seferihisar ve Balçova ilçelerinin belediye başkanlarının gözaltına alınıp tutuklanması kamuoyundan ancak kısmen gündem olabildi.

Ancak, Temmuz ayında daha önemli il ve ilçelere operasyon yapılması veya daha popüler belediye başkanlarının tutuklanması kamuoyunun ilgisini tekrardan CHP’li belediyelere yapılan operasyonlara çevirdi. 11 Temmuz’da Çankaya, 20 Temmuz’da İzmit, geçtiğimiz Salı Üsküdar ve dün de Etimesgut belediyelerinin belediye başkanları gözaltına alındı. İlk ikisi tutuklandı, diğer ikisi de (maalesef) çok büyük ihtimalle tutuklanacak.

Süreç Yavaş ve Özel’e doğru mu gidiyor?

CHP’li belediyelere operasyonlar zaten aylardır, hatta yıllardır sürüyor. Bir yönüyle süreçte yeni bir şey yok. Hatta seçime kadar da bu durum sürecek gibi gözüküyor.

Ama son tutuklamalar bize sürecin gidişatına dair başka şeyler söylüyor. Özellikle de Ankara’dakiler.

Hatırlanırsa İstanbul’da Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasına giden süreç önce Esenyurt ve Beşiktaş belediye başkanlarının tutuklanması ile başlamış, sonra Ekrem İmamoğlu’na uzanmıştı.

Şimdi Ankara’da da benzer bir süreç işliyor. NATO Zirvesi’ni izleyen haftalarda önce Çankaya, şimdi de Etimesgut belediye başkanları gözaltına altıntı/tutuklandı. Etimesgut Belediye Başkanı Yeni Parti’ye geçmeyeceğini özellikle belirttiği halde gözaltına alındı. Gidişat “acaba süreç Mansur Yavaş’a mı uzanacak” dedirten cinsten.

Aynı şekilde, bazı iktidar yanlısı gazeteciler İzmit Belediye Başkanı Fatma Hürriyet Kaplan’ın dosyasında bazı “itirafçıların” meseleyi Özgür Özel’e bağladıkları ifadeleri servis ettiler. Özgür Özel zaten öncesinde Uşak ve Antalya belediye başkanlarının “itirafları” üzerinden hedef alınmaktaydı. Bu da oraya eklendi.

Özetle, bu son gelişmeler Ekrem İmamoğlu’nda yaşadığımız sürecin bir benzerini acaba şimdi de Mansur Yavaş ve Özgür Özel için yaşar mıyız sorusunu ister istemez akıllara getiriyor.

Operasyonların asıl hedefi ne?

Öte yandan, burada yanıtlanması gereken bir soru daha var. Ekrem İmamoğlu’na yapılan operasyonun veya mutlak butlan kararının siyasi hedefi belli. Umarım olmaz ama süreç Mansur Yavaş veya Özgür Özel’e uzanırsa onların da hedefini aynı şekilde tahmin etmek zor değil. Ancak, dikkat edilirse bunların dışında da belediyelere operasyonlar sürüyor. Öyleyse siyasi iktidar bu operasyonlarla tam olarak neyi hedefliyor?

Bu operasyonların bir yönüyle CHP’li belediyeleri halk nezdinde yolsuz göstererek CHP’yi ve Yeni Parti’yi itibarsızlaştırmak için yapıldığı iddia edilebilir. Ancak, artık sürekli CHP’li belediyelere operasyon yapılması ama AKP’li belediyelere hiç yapılmaması göze öyle batar oldu ki, buna halkın çoğunluğunun inanacağını düşünmek pek gerçekçi değil. Elbette Cumhur İttifakı’nın kemik seçmen grubu bu operasyonların hukuki olduğuna inanabilir veya inanmasa dahi partizan motivasyonlarla operasyonları destekeyebilir ama güvenilir kamuoyu araştırmalarının gösterdiği halkın çoğunluğunun operasyonların hukuki olduğuna inanmadığı.

İkinci bir neden de CHP’li belediyeleri çalıştırtmamak, bu şekilde onların hizmet üreterek halka kendilerini ispatlamasını engellemek olabilir. Malûm Türkiye’de yerel yönetimler merkezi devlet yönetiminin stajı gibi düşünülür. Bir parti ve o partinin belediyeleri yerelde iyi işler yapmışsa ve vatandaşa iyi hizmet götürmüşse, bu onun devleti de iyi yöneceğine dair bir delil olarak düşünülür. Bu operasyonlarla bir yandan da Yeni Parti’nin bunu yapması engellenmek isteniyor olabilir. Çünkü bu şekilde kendisine operasyon yapılmayan CHP’li ve Yeni Partili belediyeler paralize olmakta, “aman başıma bir iş gelir” düşüncesiyle proje üretememekte, bu da onun vatandaş için hizmet üretme kapasitesini sınırlamakta.

Ancak, ben operasyonların arkasındaki asıl nedenin bu ikisi de olmadığını düşünüyorum. Bence asıl neden “Türkiye’yi seçimsizleştirme” projesinin hem muhalif tabana hem de bunu kabul etmeyen Yeni Parti’ye kabullendirmek.

Siyasi iktidarın artık asgari düzeyde rekabetçi ve demokratik bir seçimi kazanma şansı kalmadı. Öyle görünüyor ki devlet gücüyle siyaseti dizayn ederek bundan sonra seçimleri Rusya, Venezuela ya da Azerbaycan gibi ülkelerde olduğu gibi göstermelik yapma niyeti var. Ancak bu niyet haliyle muhalif tabanda ve Yeni Parti’de kabul görmüyor. Bu operasyonlar bence bu ikisinde yılgınlık yaratarak “bu iktidar seçimle değişmeyecek” düşüncesinin kabullendirilmesini hedefliyor. Çünkü bu operasyonlardaki çifte standardı artık halk görmüyor olamaz. Siyasi iktidar da halkın gördüğünü görmüyor olamaz. Ama operasyonlar gene de devam ediyor. Çünkü artık halkın çoğunluğunun ne düşündüğü o kadar da umursanmıyor. Halka “yeni bir rejim kuruluyor, siz de bunu öyle veya kabul edeceksiniz” deniyor.

Bunları tabii ben de bu yılgınlık yaratma eylemine ortak olmak için yazmıyorum. Aksine, neyle karşı karşıya olduğumuzu bilelim ki ona göre hareket edelim diye yazıyorum.

Türkiye bir yol ayrımında. Önümüzdek bir buçuk yıldaki mücadele çok belirleyici olacak. Türkiye ya Rusya gibi otoriter bir rejim haline gelecek ya da Macaristan’daki gibi iktidarı seçimle değiştirerek yeniden demokratik bir ülke olacak.