Dolayısıyla, ülkemize yarım asırdır böyle can ve mal kaybına mal olmuş bir sürecin sonunda bitecek olması nereden bakarsanız bakın olumludur.

Haftalardır hatta aylardır hazırlığı süren “Çerçeve Yasa”, tam ismiyle “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”, en sonunda meclise geldi ve büyük tartışmaları da beraberinde getirdi.

Kanun teklifine AKP, MHP, DEM Parti, CHP ve Yeni Yol imza verdi. Yeni Parti kanun teklifine imza vermedi ancak genel kurulda Evet diyecek. İYİ Parti (ve Zafer Partisi) ise sürece tamemen karşı.

Yasa ne getiriyor? Bu temelde bir af yasası. PKK silah bırakıyor, silah bıraktığı devletin güvenlik kurumlarınca teyit edildikten sonra dağdaki ve hapisteki PKK mensuplarına ve sivil Kürt hareketinden (Selahattin Demirtaş gibi) tutuklulara koşullu af getiriliyor. Afın iki istisnası da var: 2005’ten önce (Abdullah Öcalan gibi) müebbet hapis cezası alanlar ve (nasıl tespit edileceği belirsiz olmakla beraber) ölümlü eyleme karışmış olanlar aftan yararlanamıyor. Aynı şekilde PKK’nın tepe yönetici kadrosu da (şimdilik) af dışı.

Bu yasa gerçekten tarihi bir dönüm noktası.

PKK 1978 ylında kuruldu. İlk büyük silahlı eylemini 1979’da Bucak aşiretine yaptı. Devlete yönelik sistematik ve kapsamlı eylemlerini ise 1984’te Eruh ve Şemdinli baskınlarıyla başlattı.

Yani neredeyse 50 yıllık bir terör ve çatışma sürecinden bahsediyoruz.

Bu yarım asırlık süreçte 50 bine yakın insanımızı kaybettik.

Ayrıca tahmini 1,5 trilyon dolarlık bir ekonomik kaynak kaybı oldu. Ki bu Türkiye’nin bugün bir yıllık gayrisafi yurtiçi hasılasına eşit bir rakam.

Dolayısıyla, ülkemize yarım asırdır böyle can ve mal kaybına mal olmuş bir sürecin sonunda bitecek olması nereden bakarsanız bakın olumludur. Bunun bir kere teslim edilmesi gerekir.

Ancak, süreç elbette ki güllük gülistanlık değil.

Sürecin en büyük sorunu siyasi iktidarın süreci ileride kendi iktidarının devamlılığı amacıyla araçsallaştırma ihtimali. Hatta aslında çoktan araçsallaştırmış, arkakapıdan karşılıklı belli sözler verilmiş ve biz kamuoyu olarak şu anda böyle bir sürecin sadece başlangıcını görüyor bile olabiliriz. Daha somut yazmak gerekirse, süreç ileride iktidarın çok istediği ve Erdoğan’a ömür boyu cumhurbaşkanlığının kapısını açacak ve otoriter rejimi kurumsallaştıracak yeni anayasanın geçirilmesi noktasında bir Cumhur İttifakı-DEM Parti işbirliğinin ön adımı olabilir.

Ancak, bu bence gene de mevcut çerçeve yasaya destek olmak için bir engel değil. Çünkü düşük olmadığını kabul etmekle beraber sürecin iktidar tarafından araçsallaştırılması şimdilik sadece bir ihtimal ve mevcut çevrçeve yasada buna dair somut bir gösterge yok. Yasa sadece PKK’nın silah bırakması ve örgüt üyelerinin ve tutukluların affına yönelik. Yeni Parti’nin bu yasaya Evet demesi, sonradan süreç iktidar tarafından suistimal edilirse buna karşı çıkmasına bir engel oluşturmuyor. Hatta tam tersi, şimdi Evet demesi ileride sürecin suistimalinde Hayır demesini daha meşru kılar. Ayrıca aksi bir durum DEM Parti’nin de Cumhur İttifakı’yla yakınlaşmasını kolaylaştırır.

İkinci bir sıkıntılı husus, bir yandan PKK militanlarına af getirilirken diğer yandan CHP/Yeni Parti üzerindeki baskı ve tutuklamaların son sürat devam ediyor olması. Bu, muhalif kesimin itiraz etmekte gerçekten de haklı olduğu bir nokta. Siyasi iktidarın burada uyguladığı çifte standart ortada. Süreci samimi bir demokratikleşme motivasyonuyla yürütmediği de.

Bu bakımdan, Yeni Parti üzerindeki baskıyı gerekçe göstererek çerçeve yasaya Hayır diyecek olsaydı da haksız olmazdı. Ama kısmen sosyal-demokrat dünya görüşünden kısmen de mevcut siyasi dengeleri hesap ederek Genel Kurul’da yasaya Evet diyecek ve bence doğru olanı yapacak.

Burada görülmesi gereken şey şu: Evet siyasi iktidar samimi bir süreç yürütmüyor ve bir yandan PKK’lılara af getirirken diğer yandan CHP’li belediye başkanlarını tutuklatmaya devam ediyor. Ancak, bunlar bu iktidar gittiğinde değişecek konjonktürel (diyelim 5-10 yıllık) süreçler. Diğer taraftan Kürt sorunu 100 yıllık, PKK sorunu ise 50 yıllık bir mesele. Sürece bu perspektifle yaklaşmalı.

Barış süreçleri öyle ha deyince ortaya çıkmaz. Bölgesel ve ulusal düzeydeki siyasi dengeler gereği o fırsat penceresi çok seyrek açılır. Böyle uzun süreli ve kangren olmuş bir sorunda halihazırda açılmış tarihi bir fırsat penceresine Türkiye siyasetinin konjonktürel gelişmeleri veya AKP’nin siyasi niyetleri gerekçe gösterilerek takoz koymaya çalışmak doğru değil. Aksi bi durumun bedeli çok ağır olur. Allah korusun, onlarca yıl daha çatışmalı ortam sürebilir, gene on binlerce insanımızı ve trilyonlarca dolar kaynağımızı kaybedebiliriz.

O yüzden ben derim ki, burada meselenin gerçek önemi ve büyüklüğü dikkate alınarak hareket edilmeli ve bu tarihi fırsata siyasi iktidar süreci açıktan suistimal etmediği sürece destek verilmeli.