Yükte hafif, pahada ağır ne varsa alıp Politika Kasabasına doğru yola çıkayım dedim ama öyle bir nesne bulamadım. Bir türkü tutturup;
Bütün dünya senin olsun / Bir dost bir post yeter bana
diye yürürken, alkış sesi ile durdum! Dönüp baktığımda Trump, ağır ama takdir gücü yüksek bir tempo ile ellerini birbirine vuruyordu!
Atlas libas senin olsun / Bir dost bir post yeter bana
dediğimde ise ayağa kalkıp, cibiciklerini hızlandırarak ünledi:
- İşte örnek dünya vatandaşı! Hiçbir zorluk çıkarmadan dünyayı bana teslim ediyor ve kendisi post ile yetiniyor!
Yer kürenin tüm değerli madenlerine çökmek için fırsat kollayan Trump’ı malı/mülkü ve kahrolası federalleri ile baş başa bırakıp Siyaset Bulvarına saptım!
***
Trump, dostla/postla yetinip de parayı/pulu, doğalgazı/petrolü, hele hele nadir toprak elementlerini başkasına bırakacak biri değildi! Bunu en iyi bilenlerden Seyit Sefile, türküsünü kendisi çığırdı:
Beyler tahtından inerler / Ayaksız ata binerler
Toprağa gömüp dönerler / Bir dost bir post yeter bana
Ses etmedim! Bana ne; Trump’a pas atmış olabilir ama ‘tahtından inecekler’ ile ‘ayaksız’ ata binemeyecekler düşünsün!
***
Para puldan daha önemli olan ne var denirse, o dem Trump’ı takmam ve hiç düşünmeden ‘asalet’ derim! Peşin sıra, Ankara yöresine varıp Yağcıoğlu Fehmi Efe ile Rıfat Balaban’ı bulurum. Meramımı anlatınca derler ki;
Asalet bir altın idi pul oldu
Türlü türlü bedenlere çul oldu
İmanın yolu keseden geçeli
Kimi pula kimi kula kul oldu
***
Para/pul, kese/kasa dendiğinde, bu türden dünyalıklara en uzak isimlerden biri olarak yaşayıp terk-i diyar eden Aşık Mahzuni Şerif’in kimseye eyvallah ettiği görülmemiştir. Buna, Ankara Belediye Başkanı iken danışman olduğu Murat Karayalçın da dahildir!
Büyük ozanın ‘ömür yollarında gelip geçerken’, sevdiğine sitemi de anlamlıdır:
Ömür yollarında gelip geçerken
Kervanımı haramiye bozdurdun
Erenler ceminde konup göçerken
Bilmediğim yüce dağda gezdirdin
***
Millet Bahçesine vardığımda, Trump’ın malı mülkü ile çenesini yormayan ama zam beklentisi yüzünden yerinde durmayan züğürtleri görünce, “Çalı benim diken benim” ile türkümün türünü değiştirdim:
Bana verdin taşı dağı / Senin oldu İrem Bağı
Çile benim bunca gamı / Vay başına senin olsun
Sol yanını taşa vermiş bir emekli, ellaham tam zamanı diyerek türküyü devam ettirdi:
Çalı benim diken benim / Derde boyun büken benim
Yaşayan sen çöken benim / Al başına senin olsun
Konuyu değerlendirsin diye Kastamonulu bir dosta sordum. Cevabı anlamlıydı: Bilemeyon!