Politika Kasabasını kasıp kavuran yaz sıcağından kurtulayım diye Siyaset Bulvarından geçip Millet Bahçesine seğirtirken, derdi güzeller yüzünden derbeder olmuş vekillere asıllardan bir dörtlük okudum:
Bahçelerde ibrişah / Boyu küçük kendi Şah
İki gönül bir olsa / Ayıramaz padişah
Ne diyeceklerini bilmiyordum ama cevabını beklemeden daldım bahçeye! Sakinler sakin değildi…
***
Bu hallerin hal olmadığını bildiğim için, eski bir tanıdığı görünce yanına vardım.
- Merhaba ahbap! Nasılsın?
‘Ahbap’ hitabıma bozulmuş olmalı ki ‘mânâlı’ bir karşılık verdi:
Hırkalı, Ahbap’ı çavuştan sayma
Haluk değil diye insandan cayma
Her leventi sakın gönlüne koyma
Depremzedelerin ruhları kanar
***
Bu anlamlı yanıttan aldığım ders ile yaşananları yorumlamaya çalıştım…
Kimisi insana insan demiyor
İnsanın çok azı haram yemiyor
Kimi sülük gibi cop cop emiyor
Emdiği kendidir farkında değil
***
Yüreğinde sevgiye/seviye, gönlünde aşka/meşke, kalbinde sevdaya yer vermeyen, veremeyenler her dönemde vardı, var olacaktır.
Böyle insanlarla hasbihal edenler, halvet olanlar her daim vardı, var olacaktır…
Dün, büyük ozan Aşık Mahzuni Şerif, ‘Ortaklık’ türküsünde buna çarpıcı biçimde dikkat çekerken diyordu ki;
Öyle bir zalımla ortaklık ettim
Dolu ona düştü, boş bana düştü
Bir ulu defterde hesaplar tuttum
Beş bin ona düştü beş bana düştü
Ahbap/çavuş ilişkilerinin yarattığı ortaklıklarda birileri malı götürürken ötekiler Mahzuni gibi maldan/mülkten olabiliyor. Yani;
Bir deryaya girdik daldık dolaştık
Ulu bir mecliste güldük gülüştük
Vücudumu parça parça bölüştük
Gözüm ona düştü yaş bana düştü
***
Yazıya bir ‘son’ yazayım derken, Neyzen Tevfik yetişti imdadıma! Ona ait bir dörtlüğü eğip bükerek ve hiç kimseyi kast etmeyerek diyorum ki;
Asrın yeni bir umdesi var, hak kapanındır
Söz haykıranın, mantık ise şarlatanındır
Geçmez ele bir pâye, nutuk sallamayınca
Malı götürme işi vicdan harlatanındır
Hülasatülhülasa: Yepyeni bir dünya kurulurken epeski hallerin içinde debelenmek kimseye bir şey kazandırmaz. Silkelenme zamanı…