Tarihsel olarak bakıldığında, şiddet sarmalı, sürekli mağduriyet söylemi ve devletin Kürt meselesine yaklaşımındaki kronik sorunlar, Kürt toplumunun kendi içindeki eleştirel sesleri bastırmış ya da en azından ertelemiştir.

Kürt sokağında son dönemde giderek yükselen eleştirilerin, Kürt siyaseti tarafından nasıl karşılandığı ve bundan sonra nasıl karşılanacağı, bu sürecin en kritik diğer yüzü olarak önümüze çıkacaktır.

Uzun yıllardır biriktirilen, ancak çeşitli nedenlerle ertelenen bu sesler artık görmezden gelinemeyecek, “kol kırılır yen içinde kalır” mantığıyla geçiştirilemeyecek bir noktaya ulaşmıştır.

Tarihsel olarak bakıldığında, şiddet sarmalı, sürekli mağduriyet söylemi ve devletin Kürt meselesine yaklaşımındaki kronik sorunlar, Kürt toplumunun kendi içindeki eleştirel sesleri bastırmış ya da en azından ertelemiştir.

Eleştiriler ya marjinalleştirilmiş ya da “dış mihrakların oyunu” diye etiketlenerek kolayca saf dışı bırakılmıştır.

Ancak bugün gelinen aşamada bu mekanizmaların eskisi gibi işlemeyeceği açıktır.

Toplumun geniş kesimleri, özellikle gençler ve orta sınıflar, artık sadece “direniş” ve “mağduriyet” anlatısıyla yetinmemekte; somut sonuçlar, stratejik tutarlılık ve geleceğe dönük gerçekçi vizyon talep etmektedir.

Özellikle 2026 Ocak ayında Suriye’de yaşanan gelişmeler, bu eleştirilerin dışa vurumunda bir kırılma noktası olmuştur.

Bölgedeki güç dengelerinin hızla değiştiği, yeni dengelerin kurulmaya çalışıldığı bu dönemde Kürt aktörlerin aldığı pozisyonlar, yapılan ittifaklar ve alınan riskler, sokaktaki Kürt vatandaş tarafından yakından takip edilmiş ve sorgulanmıştır.

Dünyanın farklı coğrafyalarında yaşanan silahsızlanma ve normalleşme eğilimleri, Kürt toplumunda da benzer bir ruh halinin yeşermesine zemin hazırlamıştır.

İnsanlar, yıllardır süren çatışma ve belirsizliğin yarattığı yorgunluğu artık daha açık bir şekilde dile getirmekte; “barış, refah ve istikrar” talebini yüksek sesle ifade etmektedir.

Bu talep, romantik direniş söylemlerinden ziyade, somut yaşam koşullarına ve gelecek kaygılarına dayanan pragmatik bir eleştiridir.

Burada asıl mesele, Kürt siyasetinin bu yükselen eleştirilere nasıl yaklaşacağıdır.

Geçmişte benzer eleştirilerle karşılaşıldığında sıklıkla başvurulan yöntemler bellidir: “hainlik”, “işbirlikçilik”, “özel savaş taktiği” ya da “düşmanın psikolojik harekâtı” gibi etiketlerle eleştirenleri marjinalleştirmek.

Bu refleks, uzun yıllar boyunca etkili olmuş,iç muhasebeyi engellemiş ve muhalif sesleri susturmuştur.

Ancak bugün bu yöntemin sürdürülebilir olmadığı görülmektedir.

Çünkü eleştiriler artık marjinal bir gruptan değil, geniş bir toplumsal tabandan gelmektedir.

Sokaktaki insan, akademisyen, sanatçı, iş insanı ve gençler, artık bu etiketlere aldırmadan düşüncelerini daha cesurca dile getirmektedir.

Kürt siyaseti için iki yol görünmektedir.

Ya eski alışkanlıklarına sarılarak eleştirileri bastırma, dışlama ve şeytanlaştırma yoluna devam edecek; ya da cesur bir özeleştiriye tabi tutarak kendini yenileme iradesi gösterecektir.

Birinci yol, kısa vadede konforlu gibi görünse de uzun vadede Kürt toplumunu daha da içe kapanık, kırılgan ve vizyonsuz bir hale getirecektir.

İkinci yol ise zor, sancılı ama aynı zamanda kurtarıcıdır.

Kendi hatalarını, stratejik yanlışlarını, taktik çıkmazlarını samimiyetle tartışabilen bir siyaset, hem kendi tabanını güçlendirir hem de dışarıya karşı daha meşru ve ikna edici bir konum elde eder.

Bu süreç, aynı zamanda bir olgunlaşma sınavıdır. Kürt siyaseti, “her eleştiriyi düşmanlık” olarak görme refleksinden kurtulabilir mi?

Toplumsal dinamikleri, değişen dünya koşullarını ve kendi içindeki çeşitliliği dikkate alarak yeni bir dil ve üslup geliştirebilir mi?

Yoksa eski ezberleri tekrar ederek zaman kazanmaya mı çalışacaktır?

Cevabı zaman verecek. Ancak şurası açık ki, Kürt sokağındaki bu eleştirel dalga artık geri döndürülemez bir nitelik kazanmıştır.

Bu sesler susturulmak yerine dinlenirse, Kürt siyaseti hem kendi halkına hem de bölgeye karşı daha güçlü ve güvenilir bir aktör haline gelebilir.

Aksi takdirde, eleştiriler derinleşecek, güvensizlik büyüyecek ve bugünün fırsatları yarına kalacak birer pişmanlığa dönüşebilecektir.

Kürt toplumu, tarihinin en kritik eşiklerinden birinden geçiyor.

Bu eşikte siyasetin göstereceği tutum, sadece bugünü değil, önümüzdeki on yılları da belirleyecektir.