Elbette sosyal medyayı bilinçli kullanan, gerçekten üretim yapan insanlar da var. Bilgi paylaşan, sanat üreten, toplumsal fayda sağlayan içerik üreticilerini ayrı tutmak gerekiyor.

Bir zamanlar insanlar bir meslek sahibi olmak için yıllarca okur, çıraklık yapar, emek verir, deneyim kazanırdı. Bugün ise bir telefon kamerası, birkaç filtre ve bolca “takipçi kasma” yöntemiyle herkes kendini uzman, kanaat önderi ya da yıldız ilan edebiliyor. Adına da “influencerlık” deniliyor.

Sosyal medya artık yalnızca insanların fotoğraf paylaştığı bir alan değil; aynı zamanda büyük bir gösteri sahnesi. Bu sahnede en çok bağıran, en dikkat çekici görünen, en abartılı hayatı sergileyen öne çıkıyor. Gerçeklik ise çoğu zaman dekorun arkasında kalıyor.

İnsanlara sürekli “mükemmel hayat” pazarlanıyor. Sabah başka bir kahve markası, öğlen bir kozmetik ürünü, akşam ise “hayatınızı değiştirecek” bir yatırım tavsiyesi… Dün hiçbir fikri olmayan kişiler bugün uzman gibi konuşuyor. Takipçi sayısı bilgi birikiminin önüne geçmiş durumda. Oysa popüler olmak, doğru olmak anlamına gelmiyor.

Daha da kötüsü, özellikle gençler bu yapay dünyanın içine çekiliyor. Saatlerce telefon ekranında başkalarının hayatını izleyen insanlar, kendi yaşamlarını değersiz sanmaya başlıyor. Çünkü sosyal medyada kimse borcunu, mutsuzluğunu, başarısızlığını göstermiyor. Herkes sürekli tatilde, sürekli mutlu, sürekli kusursuz gibi davranıyor. Gerçek olmayan bir hayat standardı oluşturuluyor.

Bir başka sorun da reklam meselesi. Birçok influencer, kullandığını bile bilmediği ürünleri insanlara öneriyor. Sağlık, beslenme, psikoloji gibi ciddi konularda hiçbir eğitimi olmayan kişiler milyonlara tavsiye veriyor. Üstelik bunu çoğu zaman yalnızca daha fazla kazanç elde etmek için yapıyor. İnsan sağlığı bile bazen birkaç reklam anlaşmasının gerisinde kalabiliyor.

Elbette sosyal medyayı bilinçli kullanan, gerçekten üretim yapan insanlar da var. Bilgi paylaşan, sanat üreten, toplumsal fayda sağlayan içerik üreticilerini ayrı tutmak gerekiyor. Ancak bugün ortaya çıkan influencer kültürü, büyük ölçüde tüketimi, gösterişi ve yapaylığı besliyor.

Belki de en büyük problem şu: İnsanlar artık yaşamayı değil, yaşamış gibi görünmeyi önemsiyor. Bir kahve içmekten çok o kahvenin fotoğrafını paylaşmak değerli hale geliyor. Tatilin kendisinden çok hangi açıyla çekildiği konuşuluyor. Samimiyet yerini algoritmaya bırakıyor.

İnfluencer düzeni, modern çağın parlatılmış vitrinlerinden biri. Işıklar güçlü, görüntü etkileyici olabilir. Ama vitrinin arkasına bakıldığında çoğu zaman derinlikten çok reklam, samimiyetten çok kurgu görülüyor. Gerçek hayat ise hâlâ filtresiz yaşanıyor.