Film tam burada Türkiye’nin yüzyıllardır değişmeyen sosyolojik meselesine dokunur: ağalık ve aşiret düzeni.
Türk sinemasında bazı filmler vardır ki yalnızca bir dönemi anlatmaz; o dönemin içinden bugüne doğru konuşur. İşte Kibar Feyzo tam da böyle bir filmdir. İlk bakışta köy komedisi gibi görünen bu film, aslında Türkiye’nin sınıfsal anatomisini mizahın keskin bıçağıyla açan bir politik alegoridir. Yönetmen Atıf Yılmaz, Osman Şahin’in öyküsünden yola çıkarak Anadolu’nun feodal yapısını yalnızca anlatmaz; onu teşhir eder.
Filmde Kemal Sunal’ın canlandırdığı Feyzo, sevdiği kadına kavuşmak için başlık parası ödemek zorunda kalan bir köylüdür. Ama bu hikâyenin asıl meselesi aşk değildir. Asıl mesele mülkiyet ve iktidardır. Çünkü köyde sevda bile piyasa ekonomisine tabidir. Aşkın bile bir fiyatı vardır; o fiyatı da Maho Ağa belirler.
Maho Ağa bir kişi değil, bir rejimdir. Toprak onun, su onun, ekmek onun, hatta insanların kaderi bile onun tasarrufundadır.
Film tam burada Türkiye’nin yüzyıllardır değişmeyen sosyolojik meselesine dokunur: ağalık ve aşiret düzeni.
Anadolu’nun birçok yerinde devlet, uzun süre yalnızca bir tabeladan ibaret kalmıştır. Gerçek iktidar çoğu zaman ağaların, aşiret reislerinin ve yerel güç odaklarının elindedir. Bu yapı yalnız ekonomik değildir; aynı zamanda kültüreldir. İnsanlar yalnızca toprağa değil itaat kültürüne bağlanırlar.
Feyzo’nun askerden döndüğünde yaşadığı dönüşüm de bu yüzden önemlidir. Şehir görmüş bir köylü olarak köyüne döner ve birden fark eder:
“Normal sandığımız şeylerin çoğu aslında yalnızca alışılmış bir adaletsizliktir.”
Filmin komik görünen ama en sert sahneleri de tam burada ortaya çıkar. Feyzo’nun şehirde gördüğü sendika, grev ve işçi hakları gibi kavramları köyde anlatmaya çalışması, Anadolu’nun sınıf bilinciyle ilk tanışmasını temsil eder. Bu sahnelerde gülünür; ama o gülüş aslında bir sosyal gerçeğin acı kahkahasıdır.
İşte tam da bu nedenle film 12 Eylül darbesinden sonra on yıl boyunca yasaklı kalmıştır. Çünkü darbeler yalnızca silahlı güçlerle değil, hafıza silme operasyonlarıyla da çalışır. Kibar Feyzo ise hafızayı canlı tutan bir filmdir.
Bugün filmi yeniden izlediğimizde şunu fark ederiz: Maho Ağa yalnızca bir köy ağası değildir; o, Türkiye’de farklı dönemlerde farklı isimlerle karşımıza çıkan otorite figürünün karikatürüdür. Ve Feyzo’nun mücadelesi yalnız başlık parasına karşı değildir; o aynı zamanda itaat kültürüne karşı verilen küçük ama anlamlı bir direniştir.
İşte film burada sınıfsal bilinç meselesine girer. Feyzo’nun köylülerle konuşup haklarını anlatmaya çalıştığı sahneler, Anadolu’da sınıf bilincinin filizlenmesini temsil eder. Ama tam o anda Maho Ağa’nın ağzından o meşhur söz çıkar:
“Ula burada 141, 142 başsınız!”
Bu cümle bir espri değildir; doğrudan Anayasanın 141 ve 142. maddelerine göndermedir. O yıllarda “komünizm propagandası” suç sayılan bu maddeler, devletin ideolojik korkularını temsil eder. Filmde köylülerin hak araması bile “komünizm” olarak damgalanır. Çünkü tarih boyunca egemen düzenlerin en büyük korkusu eşitlik fikridir.
Bu yüzden Kibar Feyzo, yalnız ağalık düzenini değil aynı zamanda devletin sınıfsal reflekslerini de eleştirir. Film bize şunu söyler: Eğer bir toplumda yoksullar hakkını aradığında “tehlikeli fikirler” suçlamasıyla susturuluyorsa, o toplumda sorun fikirlerde değil düzendedir.
Kibar Feyzo’yu bugün izlediğimizde insanı asıl ürperten şey şu: Film yalnızca 1970’leri anlatmıyor; bugünün Türkiye’sine de ayna tutuyor.
O dönemde ağalar vardı, bugün başka türden güç odakları var. O dönemde köylüler başlık parasıyla sömürülüyordu, bugün insanlar kredi borçlarıyla sömürülüyor.
O dönemde aşiret ilişkileri siyaseti belirliyordu, bugün hâlâ bazı bölgelerde oylar aşiret liderlerinin işaret ettiği yere gidiyor.
Türkiye’de feodal yapı hiçbir zaman tamamen ortadan kalkmadı; yalnızca şekil değiştirdi.
Bir zamanlar köy meydanında hüküm süren ağalar vardı. Bugün onların yerini kimi zaman yerel siyaset baronları, kimi zaman ekonomik güç odakları aldı.
Kibar Feyzo’nun köyünde insanların ağaya karşı çıkamamasının nedeni yalnız korku değildir. Asıl mesele alışkanlıktır. Çünkü insanlar uzun süre aynı düzende yaşadıklarında, o düzeni sorgulamayı bile unuturlar.
Bu yüzden film aslında şu soruyu sorar:
Bir toplumda düzen gerçekten güçlü olduğu için mi ayakta kalır,
yoksa insanlar onu sorgulamaya cesaret edemediği için mi?
Türkiye modernleşme hikâyesini hep iki paralel çizgi üzerinde yaşadı. Bir tarafta şehirleşme, sanayileşme ve modern hukuk vardı. Diğer tarafta ise köylerde ve taşrada yaşayan feodal ilişkiler ağı. Kibar Feyzo bu iki dünyanın çarpışmasını mizah yoluyla anlatır.
Feyzo askerden modern fikirlerle döner ama köy hâlâ Ortaçağ düzenindedir. Devlet vardır ama devletin yerine karar veren ağadır. Kanun vardır ama uygulayan güç Maho Ağa’nın otoritesidir.
Bu yüzden film yalnızca köy komedisi değildir; aynı zamanda Türkiye’nin modernleşme krizinin sinemasal bir özetidir.
Türk sinemasında güldüren çok film vardır ama gülerken sistemi sorgulatan film sayısı azdır.
Kibar Feyzo işte bu yüzden hâlâ önemlidir. Çünkü film bize şunu hatırlatır:
Bazen en sert politik eleştiriler, en masum görünen kahkahaların içinden çıkar.
Feyzo’nun isyanı büyük bir devrim değildir.Ama küçük bir bilinç kıvılcımıdır.
Ve tarih bize şunu öğretmiştir:
Büyük değişimler çoğu zaman küçük bir itirazla başlar.