Mümkün olmaması da iddia edildiği gibi mevcut CHP’li delegenin yolsuzluğa batmış olmasından kaynaklı falan değil.
En baştan cevabı verelim: %80-90 ihtimalle hayır mümkün değil.
Cevabı da çok karmaşık değil. CHP’nin başına atanan Kılıçdaroğlu’nun mevcut delegeyle girdiği herhangi bir kurultayı kazanabilmesi hiçbir şekilde mümkün değil de ondan.
Mümkün olmaması da iddia edildiği gibi mevcut CHP’li delegenin yolsuzluğa batmış olmasından kaynaklı falan değil. Bu delegelerin tamamı Kemal Kılıçdaroğlu genel başkanken seçildi; Özel Özel’in bir dahli olmadı. Ama Kılıçdaroğlu’nun iktidarla yaptığı işbirliği ve ihaneti o kadar açık ki Kılıçdaroğlu döneminde seçilmiş olan delegelerin bile en az %95’i Kılıçdaroğlu’nu seçmeyecektir.
Ve bunu kendisi ve çevresindekiler de çok iyi biliyor. O yüzden de “dosyada tedbir kararı var” gibi hukuki bir gerekçenin arkasına saklanarak kurultayı yapmamakta direniyorlar. Halbuki hukukçuların açıkça belirttiği üzere tedbir kararı kurultay yapılmasına engel değil.
Ancak, şimdi atanmış Kılıçdaroğlu yönetimine parti ve tabandan gelen tepki beklenenin üzerinde olmuş olacak ki Kılıçdaroğlu iki gün önce verdiği röportajda “aslında ben de en kısa zamanda kurultay yapılmasını istiyorum ama ‘arınma’ olmadan yapamayız” gibi bir söyleme başvurdu.
Bu aslında oyalamacadan başka bir şey değil. Zaten bu Kılıçdaroğlu’nun klasik taktiğidir. Kendisinin bir adaylık dayatmasıyla 2023’teki genel seçimi kaybettirdiği ve sonrasında istifa etmesi yönünde çok yoğun bir talep olduğu dönemi hatırlayalım. O dönemde de Kılıçdaroğlu “gemiyi limana sağ salim yanaştırmak genel başkanın görevidir” diyerek bir süre sonra zaten genel başkanlığı devredeceği iması yapmıştı. Bu da aslında bir oyalamacaydı. Planı bir süre sonra genel başkanlığı devredeceği gibi bir ilüzyon yaratarak oluşan yoğun istifa et baskısını atlatabilmekti. “Bu talepler nasıl olsa bir süre sonra diner, ben de kaldığım yerden genel başkanlığa devam ederim” diye düşünüyordu.
Bu sinsi stratejiyi Kılıçdaroğlu şimdi de uyguluyor. Kurultay için “en uygun zamanda”, “en kısa zamanda” gibi ifadeler kullanıyor ama net bir tarih vermiyor. “Önce arınma olmalı”yı şart koşuyor. Burada “arınma”dan kasıt da aslında parti kadrolarını tepeden tırnağa tamamen kendine bağlı isimlerden oluşturmak. Kurultaya da Kılıçdaroğlu yönetiminin sözünden asla çıkmayacak bir sadık delege yapısıyla gitmek. Kurultayı kazanmasının tek yolu bu ve bunun için de zamana ihtiyacı var. O yüzden de çeşitli zaman kazandırıcı söylemlerle kamuoyunu oyalıyor. Bu oyalama sürecinde en çok iktidara ve onun güdümündeki yargıya güveniyor.
Ancak, atanmış Kılıçdaroğlu yönetimi için de her şey güllük gülistanlık değil. Parti ve taban buradaki oyunu net bir şekilde gördü ve Kılıçdaroğlu’na yönelik sert bir tepki yükseldi. Nitekim bu tepki Kılıçdaroğlu yönetiminin partide ve tabanda açıkça gayrımeşru görülmesini beraberinde getirdi ve kendi yönetim kadrolarını kurmasını zorlaştırdı. Birçok CHP’li isim Kılıçdaroğlu’nun ekibinde görev almak istemedi.
Ayrıca, tabandaki gayrımeşruluk Grup Yorum, Onur Akın gibi sol cenahtan müzisyenlerin atanmış Kılıçdaroğlu yönetiminin kendi şarkılarını kullanmasını yasaklaması veya Hacıbektaş’taki kültür merkezine (yani aslında cemevine) verilen Kemal Kılıçaroğlu isminin geri alınması gibi sembolik ama önemli adımları da beraberinde getirdi.
Ancak Kılıçdaroğlu bu tepki dalgasının bir noktada dineceğini hesaplıyor. Tepki dalgası dindikçe genel başkanlığın getirdiği yetki ve kaynakları kullanarak CHP içindeki oportünist kadroların gittikçe daha fazla kendisine yanaşacağını, bu şekilde zamanla kadro sorunu yaşamayacağını ve tabanın da zamanla kendi yönetimini kanıksayacağını umuyor.
Tepki dalgasının zamanla bir sönümlenme sürecine gireceği ve oportünist kadroların zamanla Kılıçdaroğlu’na yanaşacağı gerçekten doğru olabilir ancak eski tepki olmasa bile bu saatten sonra partinin çoğunluğunda ve özellikle de tabanda bir kanıksama olmayacaktır. 2 yıl içerisinde gidilecek bir genel seçimde mevcut Kılıçdaroğlu yönetimiyle CHP’nin %10’un üzerinde bir oy alması mümkün değil. Ancak,bu durum atanmış Kılıçdaroğlu yönetiminin umrunda mı tartışılır. Onlar için önemli olan “devlet aklı” olarak nitelendirdikleri rejimin talepleri.
Meşru ve seçilmiş Özgür Özel yönetiminin ise tüm bu yazdıklarımın farkında olmadığını hiç sanmıyorum. Zamanında Kılıçdaroğlu’nun grup başkanvelilliğini yapmış Özgür Özel onun tüm sinsi hamlelerinin farkında. Ancak, siyaseten gene de bu kurultay talebi sürecini yürütmesi gerekiyor. İki sebepten ötürü: Birincisi, düşük bir ihtimal de olsa ciddi meşruluk sorunu ve izolasyondan ötürü Kılıçdaroğlu bir ihtimal pes edip bir noktada kurultaya gidebilir. İkincisi ve daha önemlisi, Özgür Özel yönetimi yeni bir partiye geçiş yapacaksa önce parti içi kanalları tamamen zorlaması o geçişin meşruluğu ve gücü açısından oldukça önemli. Kılıçdaroğlu yönetiminin tüm yolları gayrımeşru bir şekilde tıkadığının iyice aleni bir şekilde ortaya çıkması yeni partiye geçişi daha kolay hale getirecektir.
Bu süreçte şu anda eli en rahat olan ise iktidar (ki mutlak butlan kararı da zaten o yüzden çıkartıldı). Erdoğan, dünkü açıklamalarında bu meselenin CHP içi bir mücadele olduğunu ve kendilerini ilgilendirmediğini söyledi. Şu anda Erdoğan’ın CHP içindeki bu kavgadan son derece memnun olduğunu tahmin etmek zor değil. Siyaseti yakından takip eden herkes bu kararın arkasında iktidarın olduğunu biliyor. Ama maalesef ki toplumda herkes siyaseti o derece yakından takip etmiyor. Siyaseti yakından takip etmeyen azımsanmayacak bir kesim meselenin iktidarın orkestra ettiği bir süreç olmaktan çok gerçekten CHP içindeki bir kavga olduğunu düşünebilir. Ki bu düşüncenin temeli de yok değil. Sonuçta iktidarla işbirliği yaparak CHP’nin başına gelmeye çalışan gerçekten de eski bir genel başkan.
Tüm bu süreçler sonunda artık bugün olmasa da yarın yeni bir partiye geçmek Özgür Özel açısından tek seçenek gibi gözüküyor. O partinin seçime girememesi için çıkarılacak yeni hukuki engeller veya atanmış Kılıçdaroğlu CHP’sinin 27 vekiliyle Erdoğan’ın eli kulağındaki anayasasına destek verme ihtimali ise başka yazıların konusu.