Partinin parasal kaynaklarını devraldılar, sosyal medya hesaplarını kullanmaya başladılar, polis zoruyla genel başkanlığa yerleştiler ancak bunlar partiyi yönetmelerine yetmiyor.

Mutlak butlan kararı sonrası CHP’deki “iç savaş” sürüyor.

En son Salı günkü grup toplantısı krizi Özgür Özel’in üstünlüğü ile sona erdi. Sabah erkenden grup toplantısının yapılacağı salonu tutan Özgür Özel’e yakın vekiller sayısal üstünlüklerinin de yardımıyla grup toplantısını Özgür Özel’in yapmasını sağladılar. Süreçte Numan Kurtulmuş’un tarafsız davranması da kritik bir rol oynadı.

Son üç haftaki sürece bakıldığında tarafların stratejileri de kendisini göstermeye başladı. Kılıçdaroğlu tarafı iktidar güdümündeki yargının desteğiyle “partiyi adım adım ele geçirme” stratejisi izlemekte. Özel Özel tarafı ise buna “direnerek geri çekilme” ile mukabele etmekte.

Adım adım ele geçirme

Mahkeme kararıyla partinin başına gelen Kılıçdaroğlu’nun partinin kadrolarında ve tabanda meşruluğu yok. Bu yüzden partiyi yönetemiyor. Ancak elinde genel başkan yetkileri ve arkasında da siyasi iktidarın güdümündeki yargı var.

Kılıçdaroğlu tarafı bunları kullanarak partiyi adım adım ele geçirmeye çalışıyor. Partinin parasal kaynaklarını devraldılar, sosyal medya hesaplarını kullanmaya başladılar, polis zoruyla genel başkanlığa yerleştiler ancak bunlar partiyi yönetmelerine yetmiyor. Kılıçdaroğlu TBMM Grup Toplantısı’nda konuşma yapabilseydi bu da partiyi ele geçirme yolunda önemli bir mevzi olacaktı ama beceriksiz bir lider olmasıyla da ilişkili olarak bunu başaramadı.

Ama Kılıçdaroğlu yılmayacaktır. Önümüzdeki haftalarda bu yoldaki girişimlerine devam edecektir. Nitekim daha şimdiden Özgür Özel’in TBMM’deki makam odasının boşaltılması için TBMM Başkanlığı’na yazı yazıldığı haberleri medyaya düştü.

Tabii mesele sadece grup toplantısından ibaret değil. Bir de partinin temel organları var.

Kılıçdaroğlu kendi Merkez Yönetim Kurulu’nu oluşturdu ancak iptal edilen 38. Kurultay öncesindeki Parti Meclisi’nde bile Kılıçdaroğlu yanlıları çoğunluk değil.

CHP’de Parti Meclisi’ne hakim olmadan ise partiyi yönetebilmek mümkün değil. O yüzden şimdi Kılıçdaroğlu yönetimi ihraçlara başladı. Ne tesadüf ki ihraç etmek istedikleri isimlerden 6’sı Parti Meclisi üyesi ve bu isimler ihraç edilirse o zaman Parti Meclisi’nde üstünlük Kılıçdaroğlu yanlılarına geçecek.

Ancak, şöyle bir sorun var ki, parti tüzüğüne göre Kılıçdaroğlu yönetiminin milletvekili olan bu isimleri Parti Meclisi’nin onayı olmadan Yüksek Disiplin Kurulu’na ihraç istemiyle sevk edebilmesi mümkün değil. Nitekim 2014 yılında benzer şekilde Eskişehir Milletvekili Süheyl Batum ihraç edilmek istenmiş ancak karar Yargıtay’dan dönmüştü.

Tabii 2014 Türkiye’de halen hukukun az çok işlediği yıllardı. Şimdi benzer bir durum yargıya taşınırsa oradan ne karar çıkacağı belirsiz. Hukuksuzca mutlak butlan kararını çıkarttıran iradenin oraya da el atmayacağının garantisi yok.

Kılıçdaroğlu tarafı tabandaki tepki dindikçe ve kendileri parti kurum ve uygulamalarını adım adım ele geçirdikçe gittikçe daha fazla CHP’linin kendilerine yanaşacağını ve bu şekilde partiyi yönetmeye devam edebileceklerini düşünüyor. Ama şu anda oldukça yüksek düzeyde olan öfke diner mi; sonrasında ne kadar CHP’li kadro kendileriyle çalışmaya yanaşır, bunu zaman gösterecek.

Direnerek çekilme

Kılıçdaroğlu’nun “iktidar desteğiyle partiyi adım adım ele geçirme” stratejisine karşılık Özgür Özel yönetimi “direnerek çekilme” stratejisi uyguluyor. Özgür Özel birçok kişinin dillendirdiği üzere “hemen gidip parti kuralım” noktasında değil. Öncelikle partiyi Kemal Kılıçdaroğlu’na bırakmama, onu parti içinde yönetemez kılma ve bu şekilde olağanüstü kurultaya zorlama stratejisi güdüyor.

Bu strateji en sonunda istenileni vermeyebilir; yani Özgür Özel’in Kılıçdaroğlu’nu olağanüstü kurultay topmaya mecbur bırkaması çok zor ama bence bu gene de yanlış bir strateji değil. Çünkü son TBMM Grup Toplantısı örneğinde görüldüğü üzere, Kılıçdaroğlu gerçekten de başına atandığı partiyi yönetemez kılınabilir. Kılınamadığı noktada ise Kılıçdaroğlu yönetimi mecburen iktidar destekli hukuk dışı yöntemlere başvurmak zorunda kalacağı için bu onun parti ve taban nezdindeki gayrımeşruluğunu daha da perçinler. Bu gayrımeşruluk arttıkça da Özgür Özel yeni bir partiye geçiş yaptığında arkasından gelenlerin sayısı da doğru orantılı olarak artacaktır. Çünkü CHP kadroları için CHP’yi bırakmak gerçekten kolay bir şey değil. Ama süreç bu şekilde olursa kopuş kolaylaşacaktır. Ayrıca tüm bu “direnerek çekilme” stratejisi muhtemelen devam etmekte olan yeni parti hazırlıkları için zaman da kazandırmakta.

“Direnerek çekilme” stratejisini yalnış bulmasam da ben Özgür Özel için sürecin son tahlilde yeni bir partiyle sonuçlanmasının kaçınılmaz olduğunu düşünüyorum. Çünkü ortada kendi iktidarı için hukuku sonuna kadar eğip bükmekte tereddüt etmeyen bir iktidar ve onun Kılıçdaroğlu yönetimine verdiği destek var. Bu işbirliği ile Özgür Özel yönetimine yönelik tüm kapılar bugün olmasa da yarın bir noktada kapanacaktır. Örneğin, Kılıçdaroğlu bu hafta grup toplantısını yapamadı ama daha fazla arka kapı girişiminde bulunarak iktidarın desteğiyle haftaya yapmayacağının bir garantisi yok.

Tüm bu süreçten kârlı çıkan ise elbette iktidar. Mutlak butlan kararı da zaten tam da bu yüzden çıkartıldı. Kılıçdaroğlu’nun koltuk hevesi sağolsun, dışarıdan bakan ortalama vatandaşın önemli bir kısmının meseleye “CHP iç karışıklığa düştü” diye bakıyor olması şaşırtıcı olmaz. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan da dün kendi partisinin grup toplantısında CHP’yi epey bir eleştirdi ve kendilerinin bu sürecin hiçbir yerinde olmadığını söyledi. Bu elbette doğru değil ama Kılıçdaroğlu nedeniyle maalesef ortalama vatandaşın azımsanmayacak bir kısmının gördüğü de büyük oranda bu.

Yeni partinin fazla geciktirilmemesi bu açıdan da önemli. “CHP’de iç karışıklık” görüntüsündense artık kendi yoluna bakan bir Özgür Özel, Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş halkta daha fazla karşılık bulacaktır. Ama o yeni parti halkta karşılık buldukça başına yargı yoluyla hangi yeni belalar açılır, onu da zamanla göreceğiz.

Türkiye bir yol ayrımında. Şu anda Türkiye’deki rejim bir yönüyle Orban Macaristan’ına bir yönüyle de Putin Rusyası’na benziyor. Şu anda ne birincisi kadar yumuşak ne de ikincisi kadar sert bir otoriterlik var. 19 Mart ve 21 Mayıs süreçlerini yürütenlerin hedefi siyasal rejimi Putin Rusya’sındaki gibi yapmak. Özgür Özel, Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’ın hedefi ise Macaristan’daki gibi bir iktidar değişikliği ile demokrasi ve hukuk devletini restore etmek. Önümüzdeki iki yıldaki politik mücadelenin sonucu hangisinin olacağını belirleyecek.