Küresel siyaset düzeyinde zirvede genel trendlerin ötesinde yeni bir gelişme olmadı. Zirve için bir “kırılma anı” demek zor. Trump her zaman olduğu gibi NATO’nun mevcut yapısından rahatsızlığını dile getirdi ve Avrupa’nın birlik içindeki sorumluluğunun artması gerektiğini söyledi.
Günlerdir televizyon kanallarının onunla yatıp kalktığı, Ankaralının hayatını esir alan, “ya protesto yaparlarsa” denilerek öncesinde yüzlerce vatandaşın gözaltına alındığı NATO Zirvesi sonunda bitti.
Küresel siyaset düzeyinde zirvede genel trendlerin ötesinde yeni bir gelişme olmadı. Zirve için bir “kırılma anı” demek zor. Trump her zaman olduğu gibi NATO’nun mevcut yapısından rahatsızlığını dile getirdi ve Avrupa’nın birlik içindeki sorumluluğunun artması gerektiğini söyledi. Buna rağmen NATO’nun birlik görüntüsü korundu; bu görüntü kısa bir bildiriyle kamuoyuna deklare edildi. Ayrıca, Ukrayna’ya destek de tekrardan teyit edildi.
Türkiye’nin durumunu ise dış politika ve iç siyasete etkileri üzerinden iki yönlü değerlendirmek gerekiyor.
Dış politika boyutunda Türkiye organizasyon açısından iyi bir sınav verdi. Ankaralının yaşamı birkaç günlüğüne zorlaşsa ve akademisyeninden TEMA Vakfı gönüllüsüne yüzlerce vatandaş gözaltına alınsa da organizasyon dışa dönük dikkate değer bir olumsuzluk yaşanmadan nihayete erdi.
Ancak, Trump’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik abartılı övgülerinin ötesinde, Türkiye’nin dış politika açısından hedeflerinde çok da bir ilerleme kaydettiğini söylemek zor. Türkiye’ye gelmeden önce görece daha net ifadeler kullanan Trump, zirvede Türkiye’ye yönelik CAATSA yaptırımlarının kalkması ve F-35 satışı konularında daha muğlak konuştu. Bu konularda ne olacağı halen belirsizliğini koruyor. Özellikle, yaptırımların ana sebebi olan, Türkiye’nin hatalı bir şekilde 2017 yılında Rusya’dan aldığı S-400’lerin ne yapılacağı hâlâ belirsiz.
Aynı şekilde, Türkiye’nin AB içindeki savunma projelerinden büyük oranda dışlanması da sürüyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan AB’nin bunu değiştirmesi yönünde bir çağrı yapmış olsa da AB devletleri Türkiye’yi artık kendilerinden görmediği için bu durum pek değişeceğe benzemiyor. Bu kendinden görmeme durumunda en büyük etken de Türkiye’de son 15-20 yılda gerçekleşen büyük demokratik ve hukuki gerileme. AB, Türkiye ile çıkar odaklı stratejik ortaklıklarına devam ediyor ama kendinden görmediği için ana projelerine eklemiyor. Bu da bu iktidarın ülkeyi demokratik olarak geriletmesinin nasıl güvenlik bazlı sorunlara da yol açabildiğini gösteriyor.
NATO Zirvesi’nin Türkiye açısından bir de iç siyaset boyutu var. Bu noktada siyasi iktidarın istediğini aldığını söyleyebiliriz. Şöyle ki, son bir buçuk yılda Türkiye’de büyük bir demokratik gerileme olmasına, cumhurbaşkanlığı seçiminde muhalefetin en güçlü rakibi hapse atılmasına ve iktidara yürüyen ana muhalefet partisinin genel başkanı değiştirilmesine rağmen bunlar yabancı liderler tarafından hiçbir şekilde günden yapılmadı. Onlar bu gelişmelere gözlerini kapatarak meseleye tamamen çıkar odaklı yaklaştılar. Bu tam da Türkiye’deki siyasi iktidarın istediği şeydi. Bu durum aslında Türkiye’deki otoriterleşmeye örtük bir onay anlamına gelmekteydi ve NATO Zirvesi bu otoriterleşme adımlarının mevcut siyasi iktidarın uluslararası meşruluğuna herhangi bir zarar vermediğini gösterdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçtiğimiz Eylül ayındaki ABD ziyaretinden hemen önce Büyükelçi Tom Barrack ABD yönetiminin Erdoğan’a meşruluk sağladığını kendisi dile getirmişti. Trump’ın Erdoğan’a yönelik aşırı övgülerini bu bağlamda değerlendirmek gerekir. Trump ve Erdoğan’ın arası iyi olsa bile son tahlilde uluslararası siyaset çıkar merkezli yürür. Başka bir devlet başkanı, özellikle de ABD Başkanı, bir siyasetçiyi bu kadar övüyorsa orada bence o öven kişinin gerçek niyetine dair şüphe etmek gerekir.
Öte yandan, Ankara’da NATO Zirvesi gerçekleşirken, aynı saatlerde Silivri’de hukuksuzluğun zirvesi yaşanmaktaydı. 4000 sayfaya yakın bir iddianame ile 142 ayrı suçtan 2352 yıla kadar hapis cezasıyla yargılanan CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu’na mahkeme savunma yapması için sadece 6-7 saatlik bir süre tanımak istedi. İmamoğlu buna itiraz edince tartışma çıktı ve böyle bir talebi olmadığı halde mahkeme başkanı tutanağa İmamoğlu’nun savunma yapmak istemediğini yazdırttı.
Burada yapılmaya çalışılan şey açık: Ekrem İmamoğlu’nun, sonuna kadar hakkı olan, ihtiyaç duyduğu sürede bir savunma yaparak gerçekleri kamuoyuna aktarması ve bu şekilde davaların içinin boş olduğunu göstermesi istenmiyor. Çünkü İmamoğlu savunma yaptıkça onun ifadeleri kamuoyunda kaçınılmaz olarak yer alacak ve bu da davaların inandırıcılığını halk nezdinde daha da düşürecek. Bunu engellemek için Yassıada Mahkemeleri’nde bile görülmeyen uygulamalarla savunma hakkı kısıtlanıyor. Yani artık mahkeme adil bir yargılama yapıyormuş görüntüsü dahi vermeye çalışmıyor.
NATO Zirvesi’nin sağladığı örtük uluslararası onayla siyasi iktidarın önümüzdeki dönemde otoriterleşme adımlarını hızlandırması ve sertleştirmesi maalesef ki muhtemel. Çünkü bu tür adımlar atılırken şimdiye dek uluslararası konjonktür hep azami ölçüde dikkate alındı ve adımlar uluslararası tepkinin gelmeyeceği dönemler seçilerek atıldı. Bu bakımdan, NATO Zirvesi’nin bunu sağlayacağı düşünülerek yeni adımların gelmesi olması. Bu adımlar maalesef ki Özgür Özel’e ve eli kulağında olan yeni partisine yönelik olabilir.
Türkiye’de demokrasi uçurumun eşiğinde can çekişiyor ve maalesef ki demokratik değerlerin epey bir geri plana itildiği küresel konjonktür de bu gidişata müsait. Bu konjonktürün en büyük sorumlusu da ABD Başkanı Trump. Ancak, önümüzdeki Kasım ayında ABD’de yapılacak Kongre seçimlerinde Trump’ın elini kolunu bağlayacak bir sonuç çıkabilir. Bekleyelim görelim.