CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’na dair çıkan “mutlak butlan” kararı sonrası sular durulmuyor, durulacağa da benzemiyor.

CHP resmen Kurtuluş Savaşı’nda İstanbul hükümeti ve Ankara hükümetinin ayrışması gibi ikiye bölündü. Mahkeme kararına göre yasal olan Kılıçdaroğlu yönetimi ama partinin ve tabanın meşru gördüğü Özgür Özel yönetimi.

Bu durumu son yayınlanan Konda anketi de açıkça ortaya koyuyor. Ankete göre, CHP tabanında Kılıçdaroğlu yönetimini destekleyenlerin oranı sadece %5. Genel olarak toplumda ise mutlak butlan kararını destekleyenlerin oranı %11. Bu durum kararın hem CHP’de hem de genel olarak halk nezdinde açıkça gayrımeşru görüldüğünü gösteriyor.

İktidarın ve Kılıçdaroğlu’nun planı

Gayrimeşruluğa rağmen, atanmış Kılıçdaroğlu yönetimi siyasi iktidarın desteğiyle ve Türkiye demokrasi tarihine kara bir leke olarak geçecek görüntülerle parti genel merkezini aldı. Dün ise Kılıçdaroğlu Yargıtay’daki tedbir kararı kalkmadan kurultayın toplanmasının mümkün olmadığına dönük bir röportaj verdi.

Kılıçdaroğlu’nun “tedbir kalkmadan kurultay toplanamaz” ifadeleri elbette ki bir bahane. CHP’de kurultay toplanması için tedbir kararının kalkmasına gerek yok. Kılıçdaroğlu istese kurultayı toplayabilir ama son derece düşük bir oy oranıyla rezil olacağı bir kurultaya girmemek için her türlü hukuki gerekçenin arkasına saklanmayı tercih ediyor. Nasıl olsa yargıyı kontrol eden siyasi iktidarın da arkasında olduğunu biliyor. Stratejisi belli: O partinin başına geçebilsin diye mutlak butlan kararını çıkartanlar, elbette ki o partiyi dizayn edebilsin diye tedbir kararını da aylarca çıkarmayacak; o esnada Kılıçdaroğlu partiyi kurultayı kazanabileceği şekilde tepeden tırnağa yenileyecek ve yenilenmiş delegelerle girdiği kurultayı Kılıçdaroğlu kolayca kazanacak. Plan bu.

Kılıçdaroğlu kendisinin ne tabanda ne de partide hiçbir karşılığının olmadığının farkında. Ama arkasında siyasi ikitdar ve onun güdümündeki yargı var. Zaten onların desteğiyle başa geldi ve güç kendisinde olduğu için zamanla kendi tarafına geçmeye başlayacağını düşündüğü parti kadrolarıyla yoluna devam etmeyi planlıyor. Seçmenin de kutuplaşma ortamında zamanla olan biteni unutup seçimde gene kendisine oy vereceğini düşünüyor. Bu Kılıçdaroğlu’nda klasik olduğu üzere tabanı ve seçmeni oldukça hafife alan bir bakış açısı. Kendisi en son bu şekilde tabanı hafife aldığında kurultayda kendi döneminde belirlenmiş delegenin oyuyla genel başkanlığı kaybetmişti.

Siyasi iktidar da elbette ki bu süreçte Kılıçdaroğlu’ndan desteğini hiçbir şekilde esirgemiyor çünkü hem iç mücadelelerle CHP’nin yıpranıyor olması işine geliyor hem de Kılıçdaroğlu liderliğindeki bir CHP’nin hiçbir zaman seçim kazanamayacağını çok iyi biliyor.

Butlan kararından hemen sonra Devlet Bahçeli farklı bir tutum alsa da o da birkaç gün içinde sarayın çizgisine geldi. Bahçeli başta mutlak butlan kararı karşısında “Kemal Kılıçdaroğlu genel başkanlıktan feragât etsin” derken, dün yaptığı yeni açıklamada “Genel başkan Kılıçdaroğlu’dur; parti arınsın, yenilensin ve 9 Eylül’de kurultaya gitsin” dedi. Feti Yıldız’ın mutlak butlan kararının hukuki olmadığına dair sosyal medya paylaşımını sonradan silmesi ile beraber düşünüldüğünde MHP’ye saraydan bu konuda bir ikaz gitmiş olması oldukça olası.

Öte yandan, ben iktidarın önümüzdeki seçime dönük siyaseti dizayn etme planlarının burada biteceğini de düşünmüyorum. Çünkü adil bir seçimde Mansur Yavaş’ın da cumhurbaşkanlığı seçimini kazanabileceğini biliyorlar. Planları Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin başına geçmesi süreci tamamlandıktan sonra Mansur Yavaş’a yönelmek olacaktır.

Özgür Özel’in planı

Özgür Özel’in YSK’ya yaptığı itiraz beklendiği üzere sonuç getirmedi. Aslında YSK, Bölge İdare Mahkemesi’nin verdiği kararı tam olarak tanımadı ve Özgür Özel’den genel başkanlık mazbatasını almadı. Ancak, bunu çok vurgulu bir şekilde ifade etmeyip hukuki bir dile büründürdü. Öyle olunca sanki YSK CHP’nin itirazını tamamen reddetmiş gibi bir fiili durum yaratıldı çünkü böyle bir fiili durum siyasi iktidarın ve onun ortağı butlancıların işine gelmekteydi.

Aslında bu yönden CHP Genel Merkezi’ne yapılan polis baskınının da hukuki bir temeli yok ama hukuk devleti ortadan kalktığı ve ülke fiili durumla yönetildiği için maalesef bu durum ciddi bir tartışma konusu olmadı.

Şu anki siyasi ve hukuki düzende Yargıtay’dan da meşru Özgür Özel yönetimini memnun edecek bir kararın çıkmasını beklemek gerçekçi olmaz. Ayrıca oradaki karar zaten ayları bulacak.

İlk aşamada şu netleşmiş gözüküyor: Özgür Özel yönetimi öncelikle parti içi bir mücadele verecek. Ortada bir hukuk devleti olsaydı, parti içi mücadele kolayca sonuç verirdi. Çünkü partiyi genel başkan dışında kurultaya götürecek parti meclisinde de delegede de zaten meşru yönetimin temsilcileri çoğunlukta. Ama Kılıçdaroğlu ne diyor, “tedbir kararı varken parti kurultaya gidemez”. Bunun üzerine meşru Özel yönetimi parti meclisinde veya delegede gerekli çoğunlukları sağlasa bile atanmış Kılıçdaroğlu yönetimi gene de kurultaya gitmediğinde başvurulabilecek tarafsız bir hukuki merci yok. Mevcut hukuki makamlara başvurulduğunda da atanmış Kılıçdaroğlu yönetimi lehine karar çıkacağını kestirmek güç değil.

Ama Özgür Özel gene de bu yolları deniyor. Hatta bunlara ek olarak Kılıçdaroğlu’na “gel genel başkanın kim olacağını 2 milyon üyemize soralım” da diyor. Özgür Özel mahkeme kararıyla CHP’nin başına gelen Kılıçdaroğlu’nun böyle bir teklifi reddedeceğini tahmin etmiyor olamaz. Burada amaç Kılıçdaroğlu’nun ne kadar gayrımeşru olduğunu, seçimden kaçtığını ve iktidarla ortak hareket ettiğini partiye ve tabana göstermek ve zihinlere kazımak.

Özgür Özel’in öncelikle parti içi mücadele yapması aynı zamanda yeni bir partiye geçiş için hazırlık da olabilir. Kılıçdaroğlu yönetiminin parti, taban ve halk nezdindeki gayrımeşruluğu arttıkça Özgür Özel’in yeni partiye geçişinin zemini de güçlenecektir. Özgür Özel mutlak butlan kararının ardından derhal böyle bir yola girse bu siyaseten doğru bir hamle olmazdı ama atanmış Kılıçdaroğlu yönetiminin gayrımeşruluğu halk nezdinde arttıkça bu artık doğal ve kaçınılmaz bir hamle olarak görülecektir ve yeni partiye geçişte de arkasından çok daha fazla parti mensubu gelecektir.

Şu anda Özgür Özel yönetiminin yapması gereken (ve zaten de yaptığı) bir yandan parti içi mücadeleye devam etmek. Bu şekilde bir ihtimal sonuç alınırsa alınır, alınmazsa atanmış Kılıçdaroğlu yönetiminin gayrımeşruluğu alenileştirilmiş olur. Ancak diğer yandan da mutlaka yeni parti hazırlıkları devam etmeli. Çünkü Kılıçdaroğlu iktidar desteğiyle tüm kurultay yollarını kapatırsa, ki çok büyük ihtimalle öyle olacak, o zaman yeni partiye geçilmesi için hazırlıklar da tamamlanmış olur.

“Yeni parti” derken, burada akıllıca olan yepyeni bir parti kurmak değil. Çünkü yeni bir siyasal partinin seçime girecek yeterliliğe sahip olması için belli yasal kriterleri yerine getirmesi gerekiyor. Türkiye’de seçime girme yeterliliğine sahip ama çoğu kamuoyunda tanınmayan toplam 41 parti var. Yepyeni bir parti kurmak yerine bu partilerden birisi devralınıp logoso ve genel başkanı değiştirilebilir. Çünkü meşru Özel yönetimi yeni parti yoluna girerse siyasi iktidar bu süreçte de kendisine büyük hukuki engeller çıkarmak isteyecektir. Bu engellerle en az karşılaşılacak yolun seçilmesi en doğrusu olur.

Türkiye demokrasi ve hukuk devleti açısından çok sıkıntılı bir sürece girdi. Bugüne kadar “rekabetçi seçimli otoriter rejim” kategorisinde olan ülkenin siyasal rejimi artık demokrasinin asgari koşulu olan o “rekabetçi seçim” kısmı da ortadan kaldırılarak salt “otoriter rejim” olma yolunda hızla ilerleiyor. Süreç halen tamamlanmadı ama mutlak butlan kararı bu yönde atılmış büyük bir adım oldu. Öte yandan, Türkiye’de 80 yıllık bir rekabetçi seçim geleneği var. Bu geleneğin puf diye ortadan kaldırılabilmesi de mümkün değil. Mücadele devam edecek ve inanıyorum ki Türkiye’ye ilk seçimde demokrasi ve hukuk devleti geri gelecek.