Seçmen, yeni bir parti kuran liderden yalnızca yeni bir tabela değil, yeni bir vizyon, güçlü bir örgütlenme modeli ve ikna edici bir gelecek hikâyesi bekler.

Türkiye'de siyaset uzun zamandır seçmenin zihninde şekilleniyor. Genel merkezlerde yapılan grup toplantıları, kürsülerden verilen mesajlar ya da parti içi tartışmalar elbette önemli. Fakat seçim sonucunu belirleyen süreç çok daha sessiz ilerliyor. İnsanlar önce dinlemeyi bırakıyor, sonra heyecanını kaybediyor, en sonunda da sandıkta yeni bir tercih yapıyor.

CHP'de son günlerde konuşulan "yeni parti" ihtimali tam da bu açıdan değerlendirilmeli. Özgür Özel'in böyle bir seçeneği kamuoyu önünde dillendirmesi, siyasetin önümüzdeki dönemde farklı senaryolara hazırlanabileceğini gösteriyor. Böyle bir oluşum gerçekten hayata geçerse, herkesin aklındaki ilk soru aynı olacak: CHP'den büyük bir kopuş yaşanır mı?

Bu sorunun cevabı yalnızca parti yöneticilerinde ya da milletvekillerinde aranamaz. Esas belirleyici olan, yıllardır CHP'ye oy veren seçmenin bu tabloyu nasıl okuyacağıdır.

Türkiye'de seçmen davranışı son yıllarda önemli bir dönüşüm geçirdi. Parti aidiyeti hâlâ güçlü; ancak bunun yanında başarı beklentisi, kriz yönetme kapasitesi ve iktidar alternatifi oluşturabilme duygusu da belirleyici hale geldi. Özellikle kararsız seçmen, siyasi aktörlerin kendi iç tartışmalarından çok geleceğe dair ne kadar güven verdiğine bakıyor.

Burada gözden kaçan başka bir değişim daha var.

Kemal Kılıçdaroğlu yeniden başına geçtiği CHP’yi şimdilik sadece Söğütözü'ndeki genel merkez üzerinden yönetiyor. Ülkenin problemlerine, gelecek program ve projelere dair projeksiyon tuttuğu bir gelişme yok.

Son dönemdeki CHP’li belediyeler hakkında ortaya atılan yolsuzluk iddiaları ve yürütülen soruşturmalar da bu yüzden yakından izleniyor. Hukuki süreçlerin nasıl sonuçlanacağını zaman gösterecek. Bununla birlikte, siyasal iletişim açısından algının bekleme süresi hukuktan daha kısa olabiliyor. Seçmen, özellikle etik yönetim konusunda oluşan tartışmaları dikkatle takip ediyor. Güven duygusu zedelendiğinde bunu yeniden inşa etmek ise oldukça zaman alıyor.

Yeni bir parti kurulursa elbette siyasetin dengeleri değişecektir. Bunun ne ölçüde gerçekleşeceğini bugünden kesin ifadelerle söylemek mümkün değil. Ancak bugünden görülebilen bir gerçek var: Sandık sonuçlarını yalnızca örgütsel güç belirlemiyor. Güven duygusu, birlikte hareket edebilme kapasitesi ve seçmene verilen gelecek hissi en az örgüt kadar etkili. Türkiye siyaseti ve beraberindeki CHP son yirmi yılda birçok parti içi kriz yaşadı. Bazıları kısa sürede unutuldu, bazıları ise yeni siyasi hareketlerin önünü açtı. Hangisinin tarihe nasıl geçeceğini belirleyen unsur, liderlerin verdiği mesajlardan çok seçmenin zihninde oluşan kanaat oldu.

CHP'den ayrılarak Özgür Özel liderliğinde kurulacak olası bir partinin kısa vadede güçlü bir siyasal çekim merkezi oluşturması kolay görünmüyor. Çünkü yeni bir partinin başarısı, seçmene mevcut yapıdan neden ayrıldığını ikna edici biçimde anlatabilmesine ve kendine özgü bir siyasi kimlik inşa edebilmesine bağlıdır. Bugün ortaya çıkan tablo ise yeni bir ideolojik yönelimden çok, parti içi krizlerin ürettiği bir ayrışma görüntüsü veriyor. Böyle bir zeminde kurulacak partinin, CHP'nin daha çok mevcut muhalefet oylarını bölerek siyasal denklemi karmaşıklaştırması ihtimali daha yüksektir.

Özgür Özel'in liderliği de bu süreçte önemli bir tartışma başlığı olmaya devam edecektir. Genel başkanlığı boyunca parti içindeki farklı güç odaklarını ortak bir strateji etrafında buluşturmakta zorlanan, kamuoyunda güçlü ve istikrarlı bir liderlik algısı oluşturamayan bir performans sergilediği yönündeki değerlendirmeler dikkate değerdir. Seçmen, yeni bir parti kuran liderden yalnızca yeni bir tabela değil, yeni bir vizyon, güçlü bir örgütlenme modeli ve ikna edici bir gelecek hikâyesi bekler. Bu üç unsur yeterince görünür olmadığında, yeni oluşumun siyasal etkisi beklentilerin gerisinde kalabilir. Türk siyasetinde seçmen, krizden doğan partilere değil; krizleri yönetebileceğine inandığı liderlere yönelme eğilimindedir