Eski davaları hatırlayalım gelin. Deniz Gezmiş’in mahkemede söylediği sözleri bugün hâlâ hatırlıyoruz. Necmettin Erbakan’ın siyasi yasak davasındaki savunmaları hâlâ anlatılır. Erdoğan’ın Siirt davası bir dönüm noktası olarak yazıldı ve hafızalarımıza kazındı…
Türkiye’de siyaset ile hukuk arasındaki çizgiyi yıllarca tartışırız. Özellikle kamuoyunun yakından tanıdığı siyasi aktörler söz konusu olduğunda, hukuki süreçler hızla bir iletişim savaşına dönüşmüştür. Hal böyle olunca hukuki tartışmalar yerine algı yönetimi tartışmaları gündemi gelmekte.
“Siyasi suç” kavramı da bu tartışmaların merkezinde yer alıyor. Oysa ceza hukuku açısından mesele oldukça nettir: Bir kişinin siyasetçi olması, işlediği iddia edilen fiili otomatik olarak siyasi suç kategorisine sokmaz. Siyasi suç, doğrudan devletin siyasal düzenini hedef alan eylemler için kullanılan teknik bir kavramdır. Bu nedenle her siyasi dava ya da her siyasi aktör hakkında yürütülen soruşturma, hukuki anlamda “siyasi suç” başlığına girmez.
Son dönemde Ekrem İmamoğlu etrafında yürüyen tartışmalar da bu çerçevede değerlendirildiğinde ilginç bir iletişim örneği sunuyor. Bir yanda destekçileri tarafından güçlü bir mağduriyet anlatısı kurulurken, diğer yanda eleştirenler tarafından farklı bir siyasi okuma yapılmaktadır. Mahkeme salonu siyaset yapılacak bir yer değildir demiyorum. Tarih bunun örnekleriyle dolu. Eski davaları hatırlayalım gelin. Deniz Gezmiş’in mahkemede söylediği sözleri bugün hâlâ hatırlıyoruz. Necmettin Erbakan’ın siyasi yasak davasındaki savunmaları hâlâ anlatılır. Erdoğan’ın Siirt davası bir dönüm noktası olarak yazıldı ve hafızalarımıza kazındı…
Recep Tayyip Erdoğan- 1999, Siirt şiir davası
“Düşünce suç olamaz.”
Deniz Gezmiş- 1971, Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi
“Biz Türkiye’nin bağımsızlığı için mücadele ettik.”
Leyla Zana -1994, Devlet Güvenlik Mahkemesi
“Halkımın kardeşliği için çalıştım. Bunun için yargılanıyorsam bundan onur duyarım.”
Necmettin Erbakan (Siyasi yasak davası)
“Bizi mahkeme salonlarında yargılayabilirsiniz ama milletin gönlünden silemezsiniz.”
Adnan Menderes -1960 Yassıada Yargılamaları
“Sizi buraya tıkan kuvvet böyle istiyor.”
Nelson Mandela - 1964 Rivonia Davası
“Gerekirse uğruna ölmeye hazır olduğum bir ideal uğruna mücadele ettim.”
Fidel Castro - 1953 Moncada Davası
“Tarih beni beraat ettirecektir.”
Martin Luther King Jr. -1960, ABD mahkemesi
“Adaletsiz bir yasa, yasa değildir.”
Václav Havel (1979, Çekoslovakya)
“Gerçeği söylemek suç sayılıyorsa, bu suçtan vazgeçmeyeceğim.”
Yukarıdaki bu örnekleri aradan yıllar geçmesine rağmen hala hatırlıyoruz. Ama İmamoğlu’nun Silivri’deki tavırları mahkeme disiplinini zorlayan bir performans olarak hatırlanacaktır. Bunun nedeni de İmamoğlu’nun üslubuydu. Oturma düzeni tartışması, söz hakkı polemiği, hakimle yaşanan gerilim… Türkiye zaten fazlasıyla gergin bir siyasi atmosferdeyken, siyasetçinin sakinliği bazen en güçlü iletişimdir. Kaldı ki yukarıda hafızamıza kazınan tüm cümleler daha sakin bir tavırla söylenmişti.
Sonuç olarak mesele hukuki değil, zaten bu siyasi bir dava da değil. Meseleyi algı yönetimine çevirmekse gaye o konuda da başarılı değil. Bu nedenle siyasal aktörlerin böyle tarihi anlardaki her tutum, hukuki olduğu kadar iletişimsel sonuçlar da üretir.