Yargıyı araçsallaştırarak cumhurbaşkanlığı seçimini kazanma ihtimali oldukça yüksek olan Ekrem İmamoğlu’nun seçime girmesini ve siyaset yapmasını engellemek ve onu halk nezdinde mümkün olduğunca itibarsızlaştırmak.
İBB Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun ve onunla beraber 106 kişinin tutuklu yargılandığı İBB davası başladı. Ekrem İmamoğlu “çıkar amaçlı suç örgütü lideri” olmakla suçlanıyor.
Türkiye Cumhuriyeti tarihinde böyle bir olay ilk kez yaşanıyor. Yargılamalar ve siyasi yasakları Türkiye öncesinde de çok kez gördü ancak 1945’te çok partili demokratik rejime geçtiğimizden beri sivil siyaset döneminde ilk kez bu derece üst kademeden bir siyasi lider gözaltına alınıp tutuklu olarak yargılanıyor.
Yargıdaki savcı ve hakimlerin belirli bir ideoloji doğrultusunda hareket etmeleri ve kendilerine ters ideolojiden siyasetçilerle ilgili olur olmadık konularda dava açmaları ve onlara siyasi yasak getirmeleri elbette ki demokrasi açısından kabul edilebilir değildir. AKP öncesi dönemde Türkiye’de olan genel olarak buydu. Ancak siyasi motivasyonlu bir davanın doğrudan iktidarı koruma maksadıyla daha en baştan belirli bir hedefe yönelik olarak dizayn edilmesi bundan öte ve bambaşka bir şeydir. Mevcut İBB Davası daha çok bu ikinci kategoriye girmektedir.
Bu tür dava ve mahkemeler için İngilizce’de “show trial” deniyor. Özellikle yargı bağımsızlığının olmadığı otoriter rejimlerde görülen bu tür mahkemelerde sanığın sözde suçluluğuna siyasi gerekçe ve motivasyonla zaten çoktan karar verilmiştir. Ancak, kamuoyuna sanki gerçekten bir hukuki süreç yürüyormuş görüntüsü verebilmek için aynı zamanda kamuya açık bir yargılama da yapılır. Bu yargılama elbette ki bir “show”dan ibarettir. Bu tür bir gösteri yargılaması yapan mahkemeye de İngilizce’de “kangaroo court” adı verilir.
İBB Davası’nın da bir “show trial” olmadığını söyleyebilir miyiz? Bu benim ideolojik gerekçelerle öne sürdüğüm bir argüman değil; ortada çok güçlü göstergeler var. CHP’ye yönelik tüm bu yargı soruşturmalarının CHP’nin 2024’teki yerel seçim zaferinden sonra başlaması; Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilmesi ve yolsuzluk soruşturmasından gözaltına alınmasının tesadüf olması mümkün olmayacak şekilde aynı akşam/gece içerisinde gerçekleşmesi; tutuksuz yargılanabilecek suçlardan sanıkların ısrarla tutuklu yargılanması; davanın iddianamesinde siyasi iktidarın temsilcilerinin kullandığı ifadelerin geçmesi; davanın savcısının sonradan adalet bakanı yapılması; davalara bakan hakimlerin eğer siyasi iktidarın istmeyeceği yönde karar almaya eğilim gösterirlerse derhal değiştirilmeleri gibi çok güçlü göstergeler bu davaların siyasi motivasyonlu olduğunu açık bir şekilde bize gösteriyor.
Zaten güvenilir kamuoyu araştırmaları da halkın çoğunluğunun soruşturmaların hukuki olduğuna inanmadığını gösteriyor. Araştırmasına göre kısmen değişmekle beraber, halkın en az %60’ı davaların siyasi olduğunu düşünüyor ve tutuklama kararını yanlış buluyor. Hatta bence o “hukuki” bulduğunu söyleyen yaklaşık %40’ın içinde de azımsanmayacak bir kesimin davaların siyasi olduğunu bildiğini ama partizanlıktan ötürü bunu dile getirmediğini söyleyebiliriz.
Görmek isteyen için siyasi iktidarın amacı açık. Yargıyı araçsallaştırarak cumhurbaşkanlığı seçimini kazanma ihtimali oldukça yüksek olan Ekrem İmamoğlu’nun seçime girmesini ve siyaset yapmasını engellemek ve onu halk nezdinde mümkün olduğunca itibarsızlaştırmak.
Ancak, kamu gücü kullanılarak seçimde yarışma ve siyaset yapmanın engellenmesi büyük oranda başarılmış olmakla beraber, tutukluluğun üzerinden geçen bir yılda İmamoğlu’nun itibarsızlaştığını iddia etmek mümkün değil. İlk tutuklanmadaki kalabalıklar ve medya gündemi artık olmasa da halkın çoğunluğu İmamoğlu’nun suçluluğuna halen inanmadı ve önümüzdeki dönemde de inanacak gibi gözükmüyor. Ayrıca, CHP ve Özgür Özel yönetimi de İmamoğlu’yla güçlü dayanışmasını sürdürüyor.
Bunda İmamoğlu’nun dirençli tavrının ve liderliğinin de rolü büyük. İmamoğlu, kamuoyunun karşısına çıktığı davalarda mahkeme salonundaki duruş, hal ve tavırlarıyla ve salona olan hakimiyetiyle muhalefet seçmenine ilham vermeye devam ediyor ve halen muhalefetin doğal lideri olduğunu gösteriyor.
Ancak, realist bir analiz bize siyasi iktidarın İmamoğlu’nu seçime sokmamakta kararlı olduğunu ve bir sürpriz gerçekleşmzse İmamoğlu’nun seçime giremeyeceğini de söylüyor. O yüzden CHP bir yandan kamuoyu önünde İmamoğlu’nun adaylığından son ana kadar vazgeçmemekle beraber, çünkü aksi takdirde hukuksuzluk resmen kabullenilmiş olur, diğer taraftan cumhurbaşkanlığı yarışı için mutlaka B ve C planlarını hazır tutmalı.
Evet siyasi iktidar yargıyı kullanarak İmamoğlu’nu önümüzdeki seçimde safdışı bırakacak gibi gözüküyor. Ama bu haksız safdışı bırakma halini seçmen görüyor ve ülkenin özellikle iktisadi koşullarını da hesaba katarak sabırla sandıkta vereceği cevap gününü bekliyor.