CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’na dönük mutlak butlan tartışması tekrardan gündemimizde.

CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’na dönük mutlak butlan tartışması tekrardan gündemimizde.

Yaklaşık bir yıldır ha çıktı ha çıkacak denen, öncesinde bazı hukukçular hariç kimsenin ne olduğunu dahi bilmediği “mutlak butlan” gene çıkmadı. Tabii dünkü çıkmayan karar esas davaya ilişkin değildi; ona temel oluşturma potansiyeli taşıyan ceza davasıydı. İstinaf mahkemesinde olan esas davanın ne zaman görüleceği ise henüz belli değil.

Artık herkes bu davanın siyasi olduğunu kabul ettiği için tüm yorum ve analizler de buna göre yapılıyor. İktidar yanlıları dahi davayı hukuki gibi gösterme kaygısı gütmüyor. Bunu en son Şamil Tayyar’ın kulis bilgileri ve yorumlarından açık bir şekilde gördük.

Mutlak butlan davası, geçtiğimiz yerel seçimde birinci parti olan CHP’nin genel seçimde de birinci olmasını engellemeye dönük siyasi iktidarın yargı merkezli siyasi hamlelerden bir diğeri. Tıpkı İBB davası ve CHP’li belediyelere gerçekleştirilen yargı operasyonları gibi. Türkiye siyasi tarihinde eşi benzeri yok. Amacının ne olduğu ise açık: İktidara karşı başarılı olan Özgür Özel yönetimini görevden alıp yerine başarısız Kılıçdaroğlu yönetimini getirmek.

Aslında mutlak butlan kararı hiçbir zaman çıkmayabilir de. Yani sadece demoklesin kılıcı gibi CHP’nin üzerinden sallandırıp onu seçime kadar yıpratma ve iç çatışmaya düşürme gayesi güdülüyor olabilir. Ama Türkiye’nin bugünkü siyaset ve hukuk düzeninde böyle bir kararın çıkması da maalesef ki şaşırtıcı olmaz.

Öte yandan, bu davanın bir amacı CHP’yi yıpratıp iç karışıklıklara sürüklemekse, diğer bir amacı da CHP’yi İmralı sürecine destek vermeye zorlamakmış gibi duruyor. En azından durum MHP nezdinde böyle gibi. İki gün önceki açıklamalarında hem Devlet Bahçeli’nin hem de Feti Yıldız’ın CHP’ye mesajları (mealen) “biz size mutlak butlan kararı çıkmasını istemiyoruz, ağırlığımızı çıkmaması yönünde koyacağız ama siz de bizim lokomotifliğini yaptığımız İmralı sürecine destek vereceksiniz” şeklinde gibiydi. Nitekim CHP ve MHP arasındaki bu anlaşma şimdiye dek yürümüş gibi duruyor.

Eğer mutlak butlan kararını çıkartma niyeti varsa da ben önümüzdeki sonbahara kadar böyle bir kararın çıkacağını düşünmüyorum. İki nedenden ötürü:

Birincisi, önümüzdeki Temmuz ayında Türkiye’de NATO toplantısı var. Tamamı Batılı ve demokratik ülkelerden oluşan NATO liderleri Türkiye’ye gelecekken hemen öncesinde böyle bir kararın çıkması iktidarı o liderler nezdinde zor durumda bırakabilir. Dolayısıyla, önce toplantının geçmesi beklenecektir. Zaten toplantıya şurada iki ay kalmış durumda.

İkincisi, İran Savaşı’nın getirdiği belirsizlik sürüyor. Malûm, Hürmüz Boğazı halen kapalı olduğu için enerji ve petrol fiyatları yükselmeye devam ediyor. Bu ise enerji açısından dışa bağımlı ve kronik olarak cari açık veren Türkiye ekonomisi üzerinde ciddi bir negatif etki yapıyor. Zaten eski yanlış para politikasının bozduğu ekonomi halen toparlanamamışken üzerine bir de enerji fiyatlarındaki artışın getirdiği yük bindi. Bunun üzerine bir de mutlak butlan kararının çıkması demek ekonomiyi çok yüksek bir riske maruz bırakmak anlamına gelir. Bu yüzden iktidar ilk etapta yazın geçmesini, hem İran’daki savaşın bir nihayete ermesini hem de turizm sezonunda ülkeye belli bir döviz girmesini bekleyecektir.

Ama iktidarın eli mutlak butlan konusunda sonbaharda da çok rahat olmayacaktır. Yani bu yaz atlatıldıktan sonra mutlak butlan kararının kolayca çıkacağı düşünülmemeli (ki belki de zaten hiçbir zaman çıkmayacak). Çünkü seçime çok kalmadı ve sonbahardan itibaren çıkacak böyle bir kararı seçmenin iktidarın seçime dönük bir hamlesi olarak okuma ihtimali oldukça yüksek. Dahası, böyle bir kararın CHP içerisinde kabul görmeyeceği de oldukça açık.

Tüm bu tartışmalara baktığımızda, başta da değindiğim üzere, siyasi iktidarın yargı üzerindeki kontrolünü ve bu kontrolü gelecek seçimi kazanması çok muhtemel parti, yani CHP, üzerinde baskı kurmak amacıyla kullanmasını normalleştirmişiz gibi algılanabilir.

Ancak normalleştirmemeliyiz.

Bir ülkede yargının siyasal iktidarın güdümüne girmesi ve rekabetçi ve eşit şartlarda olması gereken seçimlerde yargının rakip partiyi seçimde dezavantajlı hale getirmek amacıyla kullanılması asla kabul edilebilir değildir ve hiçbir şekilde demokrasiyle bağdaşmaz.

Ve göreceksiniz, Türkiye tarihinde halk iradesine ve demokrasiye dışarıdan yapılan müdaheleler nasıl bugün utançla hatırlanıyor ve savunulamıyorsa, tüm bu “mutlak butlan” tartışmaları da çok uzak olmayan bir tarihte öyle hatırlanacak.