Sadece siyasal iktidarla değil, toplumla ilişkisinde de İlber Ortaylı oldukça ortayolcuydu. Malûm, tarih bazen oldukça tartışmalı bir alan olabilmekte.

Geçtiğimiz Cumartesi günü popüler tarihçi İlber Ortaylı yaşamını yitirdi.

Ortaylı’nın ölümü toplumun geniş kesimlerinde üzüntü yarattı;cenazesi farklı siyasal partilerden üst düzey isimlerin ve büyük bir kalabalığın katılımıyla kaldırıldı. Öldüğü kamuoyuna açıklandığında sosyal medyanın da temel gündemi bu oldu.

Ancak, İlber Ortaylı’nın ölümü aynı zamanda kendisine yönelik eleştirilerin de yoğun bir şekilde paylaşılmasına yol açtı. Ortaylı özellikle sol ve İslamcı kesimlerden yoğun eleştiri aldı.

Tabii her kesimin eleştiri sebebi kendince farklı. Nitekim dozajında tutmaya çalışarak eleştiri yapanlar arasında ben de vardım. Neden eleştirdim? Tek bir cümleyle söylemek gerekirse, İlber Ortaylı yaşamında popüler olmayı akademik derinliğe ve kamusal entelektüel duruşa feda etmiş bir isim.

Kendisinin tarih konusundaki yetkinliği ve deneyimi su götürmez bir gerçek. Nitekim, İlber Ortaylı 2000’li yıllara kadar başta “İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı” olmak üzere önemli akademik çalışmalara imza attı.

Ancak, bu dönemde sonra Ortaylı, hocası Halil İnalcık’ın yaptığının tersine, akademik alanda derinleşmeyi ve yeni eserler üretmeyi tercih etmedi. Akademik alanda yoğunlaşmak oldukça emek ister ve karşılığında da sizi ancak sınırlı düzeyde popüler yapar. Yani kendi akademik çevrenizde tanınırsınız ancak geniş halk kesimleri sizi tanımaz. Bu nedenle olsa gerek İlber Ortaylı bu yolu tercih etmedi.

Öte yandan, İlber Ortaylı’nın kamusal alandaki görünürlüğü ve popüleritesi bir “kamusal aydın”lık da değildi. Şüphesiz Ortaylı “bilgili” anlamında “aydın”dı. Ancak, kendisi siyasal iktidarlarla ve toplumla ilişkisinde bir aydından beklenmeyecek düzeyde ortayolcuydu. Ülkesinde siyasi iktidarın gerçekleştirdiği yanlış işlere dair hep suskun kalmayı tercih etti. Hiçbir zaman taraf olmadı. “Taraf olmak” derken sadece siyasal partilerden veya liderlerden yana taraf olmaktanbahsetmiyorum; Ortaylı, demokrasi ve adalet gibi değerlerden de taraf değildi. Ülkede bunların adım adım ortadan kaldırılması belli ki onu rahatsız etmedi. Tüm bu süreçler yaşanırken o sessiz kalmayı ve başka konulardan konuşmayı tercih etti. Dolayısıyla İlber Ortaylı bu yönüyle bir “aydın” değildi.

İlber Ortaylı’nın bu ortayolcu tutumu aslında son döneme dair bir şey de değil. Kendisinin geçmişine şöyle bir baktığımızdafarklı dönemlerde sol Kemalistlerden Fethullahçılara kadar geniş bir yelpazedeki kesimlerle türlü angajmanlara sahip olduğunu görmek mümkün. Yıllar içerisinde insanların siyasal fikirleri elbette ki değişebilir. Ancak İlber Ortaylı’nın çok farklı siyasal ortamlara dahil olması dürüst bir fikiryolculuğundan çok, çağın modasına uyum sağlayarakbaşından beri bir yerlere gelme ve popüler olma arzusunun pragmatik bir dışavurumuymuş gibi gözükmekte.

Sadece siyasal iktidarla değil, toplumla ilişkisinde de İlber Ortaylı oldukça ortayolcuydu. Malûm, tarih bazen oldukça tartışmalı bir alan olabilmekte. Bir meseledeki tarihsel gerçekler farklı ideolojik mahallelere ters gelebilmekte. Böyle durumlarda İlber Ortaylı hiçbir zaman cesur çıkışlara sahip olmadı. Gerçek bir kamusal entelektüelin yapacağı şekilde tarihsel mitlerle ve tabularla hiçbir zaman yüzleşmeye çalışmadı; toplumun belli kesimlerini karşısına almasına yol açabilecek doğruları söylemekten her zaman kaçındı. Onun yerine milliyetçi ve/ya Atatürkçü önkabulleri biraz daha sofistike bir biçimde ifade ederek popülerliğini korumayı tercih etti.

Elbette ki bir tarihçi otoriteyle ve toplumla durduk yere kavga etmeye çalışmaz. Böyle kavgacı ve polemikçi bir tavır da aslında zaten pek olgun bir tutum değildir. Ancak, iyi bir akademisyen/entelektüelin hakikati savunma görevi vardır. Ve hakikati savunma görevi onu bir sebepten siyasi iktidarla veyatoplumsal önyargılarla karşı karşıya getiriyorsa iyi akademisyen/entelektüel bu noktada geri adım atmaz/atmaması gerekir. İlber Ortaylı’da ise böyle bir tavır hiçbir zaman olmadı. İlber Ortaylı CHP’li belediye kendisini konuşmacı olarak çağırdığında ona göre konuştu, AKP’li belediye çağırdığında ona göre. Meselelere dair net bir duruşu çoğu zaman olmadı.

Son tahlilde İlber Ortaylı’nınki de elbette hayatta bir seçimdir. Yoğun emek harcayıp derin akademik çalışmalar yapmak veya hakikati gerekirse siyasi iktidarlara ve toplumsal önyargılarakarşı savunabilmek yerine o popüler olmayı ve geniş kitleler tarafından sevilmeyi tercih etti. Ancak, bu benim gözümde hiçbir zaman saygı uyandıran bir seçim olmadı. O yüzden ben eski akademik çalışmaları haricinde İlber Ortaylı’nın son 20 yılda söylediklerini, yazıp çizdiklerini açıkçası pek ciddiye alarak takip etmedim. İlber Ortaylı bir şey söylediğinde “ne söylemiş acaba” diye kulak kabartmadım.

Gene de yetkin bir Türk tarihçisi olarak sevenlerinin başı sağolsun.