Macaristan ve Türkiye’deki siyasal rejimlerin benzerlikleri uzun yıllardır hem akademik siyaset bilimi literatüründe hem de güncel siyasal tartışmalarda dillendirilir.

Hem dünyada hem Türkiye’de merakla beklenen Macaristan seçimleri geçtiğimiz Pazar gecesi sonuçlandı. Bu defa anketler yanılmadı ve 16 yıldır iktidarda olan Viktor Orban ve partisi Fidesz bir seçim hezimeti yaşayarak iktidarı Peter Magyar ve partisi Tisza’ya devretti.

Orban’ın seçimi kaybetmesini ne kendi seçim kazanabilsin diye ince dizayn edilmiş seçim sistemi ne medya ve devlet kurumları üzerindeki nüfuzu ne de korkutmaya dayalı sağ popülist söylemi engelleyebildi. Hatta kendisi için dizayn ettiği seçim sistemi Tisza’nın %54’lük oy oranıyla mecliste anayasa değiştirebilecek bir süper çoğunluk yakalamasını sağladı. Yani bir anlamda Orban kendi kazdığı kuyuya düştü.

Macaristan neden önemli?

Macaristan normal şartlarda küresel düzeyde fazla önemi olan bir ülke değil. 10 milyonluk bir nüfusa ve Türkiye’nin 6’da 1’i kadar bir ekonomiye sahip. Macaristan’ı önemli kılan sağ popülizmin beşiği sayılmasına sebep olabilecek 16 yıllık Orban iktidarı ve onun demokratik bir seçimle değiştirilebilmiş olması.

Tabii Orban’ın bu yenilgisi sonrası dünyada sağ popülizmin artık gerilediğini söylemek için henüz erken. Hatırlanırsa 2020’de ABD’de Trump’ın, 2021’de İsrail’de Netanyahu’nun ve 2022’de Brezilya’da Bolsonaro’nun iktidardan düşmesi sonrası o zaman da sağ popülizmin gerilediği yorumları yapılmış ancak bu durum fazla uzun sürmemişti. O yüzden her ne kadar Orban iktidarının devrilmesi bu yönde önemli bir adım olsa da sağ popülist dalganın tersine döndüğünü söylemek henüz mümkün değil.

Macaristan ve Türkiye benzer mi?

Macaristan ve Türkiye’deki siyasal rejimlerin benzerlikleri uzun yıllardır hem akademik siyaset bilimi literatüründe hem de güncel siyasal tartışmalarda dillendirilir. Bu benzerlik iddiaları büyük oranda doğrudur da. Lider odaklı popülist ve çoğunlukçu siyaset tarzı, milliyetçi-muhafazakâr ideoloji, hükümet değil rejim olmaya dönük politikalar, bu doğrultuda medya ve devlet kurumları üzerinde kurulan hakimiyet iki ülkedeki siyasal rejimlerin açık benzerlik noktaları.

Dolayısıyla, Macaristan’da 16 yıllık Orban iktidarı değişince bu kaçınılmaz olarak bir benzerinin Türkiye’de de olup olmayacağına dair bir tartışma başlattı. Zaten Türkiye’de kamuoyunun Macaristan seçimlerine bu kadar yoğun ilgi göstermesinin arkasında da bu benzerlik ve beklenti yatmaktaydı.

Aslında Macaristan’daki ve Türkiye’deki siyasal rejimler arasında dikkate değer farklılıklar da var. Bunların başında otoriterlik seviyeleri geliyor. Orban rejimi de otoriter eğilimli olmakla beraber, son tahlilde Avrupa Birliği üyesi olmasının etkisiyle, bunun Türkiye’deki rejime nispeten daha yumuşak bir otoriterlik olduğunu söylemek mümkün. Nicel ifade edersek, Göteborg Üniversitesi’ne bağlı Varieties of Democracy Enstitüsü 2025 yılı için Türkiye’de demokrasiyi 100 üzerinden 29 olarak ölçerken Macaristan’da 42 olarak ölçüyor.

Macaristan’da değişen Orban iktidarını demokrasi, hukukun üstünlüğü ve medya özgürlüğü parametreleri üzerinden Türkiye’de AKP iktidarının 2011-15 dönemindeki haline benzetmek mümkün. Bu alanlarda Türkiye’de o dönemde de demokratik gerileme ve otoriterleşme eğilimleri vardı ancak bugünkü kadar değildi. En basitinden, o dönemde AKP bugün Macaristan’da Fidesz’in aldığı türden net bir seçim yenilgisi alsa iktidarın değişeceğinden şüphemiz olmazdı. Ama bugün için aynısını kolaylıkla söyleyemiyoruz.

Başka bir fark da Macaristan’daki değişimin dinamiğinde ortaya çıkıyor. Macaristan’da değişimi getiren lider Peter Magyar Fidesz içinden çıkmış bir siyasetçi. 2002-24 arasında tam 22 yıl Fidesz’te yer aldı. Eski eşi iktidarın eski adalet bakanı. Magyar 2024’te Fidesz’ten ayrılıp merkez sağ çizgide kendi siyasi hareketini kuruyor ve iktisadi zorlukların ve yolsuzlukların etkisiyle hem muhalefetten hem de iktidar tabanındaki küskünlerden destek buluyor.

Bunun Türkiye’deki karşılığı aslında Ali Babacan’ın AKP’den ayrıldıktan sonra halk tarafından kitlesel talep görmesi ve en sonunda Erdoğan’ı seçimde yenmesi olurdu. Ama her ülkenin dinamikleri farklı. Bizde AKP’den ayrılan Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu halkta böyle bir karşılık bulamadı. Ama Türkiye’de de CHP’li iki belediye başkanı, Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş, halkta Peter Magyar’ın bulduğuna benzer bir karşılık buldu. Türkiye’ye bir değişim gelirse de onlar eliyle gelecek.

Tüm farklılıklarına rağmen, hem iktidar yanlılarının hem de onlarla son dönemde ilginç bir şekilde söylem birliği içerisinde olan bazı “muhalif” gazeteci/yorumcuların belirttiğinden farklı olarak, Macaristan ve Türkiye iki apayrı örnek değil. Temel yapı benzer. Fark ise Türkiye’nin Macaristan’dan bir kademe daha otoriter olmasında ortaya çıkıyor. En basitinden Peter Magyar seçim öncesi Ekrem İmamoğlu gibi hapse atılmıyor, daha doğrusu atılamıyor.

Macaristan’da olan Türkiye’de de olur mu?

Gene de bu fark Macaristan örneğinin demokrasi ve hukuk devletinden yana olanlar için Türkiye’ye umut olmayacağı anlamına gelmiyor. Seçimden önce Orban için de seçimi kaybetse bile iktidarı bırakmayacağını söyleyenler oluyordu ama son tahlilde kaybedince ceketini aldı ve çıktı.

Türkiye, Rusya veya Venezuela gibi bir ülke değil. Evet, otoriterleşme noktasında Macaristan’dan daha sert bir rejim var. Ancak, Türkiye’de aynı zamanda 1950’den beri süregelen bir rekabetçi seçim geleneği de var. Bu geleneği ortadan kaldırmak Venezuela veya Rusya gibi doğal kaynak zengini ülkelerdeki kadar kolay değil.

O yüzden şu anda CHP üzerinde ne kadar baskı kurulursa kurulsun ben son tahlilde önümüzdeki seçimde sandıktan çıkacak iradeye dokunulabileceğini düşünmüyorum. O iradenin de iktidar değişiminden yana olma ihtimali her geçen gün artıyor.