İşte tam da bu noktadayız.
İktidarın, sonuçlarını çok önceden satın aldığı, planını adım adım ördüğü ve asıl amacının Türkiye’yi fiilen muhalefetsiz, nefessiz, dirençsiz bırakmak olduğu bu siyaset mühendisliği, mutlak butlan kararıyla birlikte artık rayına oturdu, tıkır tıkır işlemeye başladı.
Düşünsenize.
Daha öncesinde Kürt muhalefetini ustaca hareketsiz bırakarak tam bir buçuk yıl gibi kıymetli bir zaman kazandılar. Rakamla “bir buçuk yıl” diyoruz ama o bir buçuk yıl, ekonominin toplumun boğazını demir pençesiyle sıktığı, vatandaşın her sabah “bugün ne yiyeceğiz” derdine düştüğü, gençlerin umudunu kaybettiği, esnafın kepenk indirdiği, işçinin alın terinin pul pul olduğu dayanılmaz bir zaman dilimiydi.
İktidar içinse o bir buçuk yıl, saf altın değerindeydi. Çünkü o süre boyunca muhalefetin en dinamik, en rahatsız edici kanadını siyaset dışı tutarak kendi rahatını, kendi konsolidasyonunu sağladı.
Toplumun acısını, yoksulluğunu, öfkesini başka mecralara akıtmadan, sessizce kendi düzenini pekiştirdi.
Şimdi ise sıra CHP’ye geldi. Mutlak butlan kararıyla, aslında CHP’nin kendi iç meselesi bile olmayan bir konuyu CHP’nin iç meselesi haline getirdiler.
Ve bu oyun, maalesef çirkinleşerek, daha da karanlıklaşarak devam edecek gibi görünüyor.
Artık birbirlerini yolsuzlukla suçlayan, birbirlerine inanılmaz iftiralar atan, birbirlerini linç eden bir CHP iç kavgası var ortada.
Bu kavga, iktidar açısından bulunmaz bir hazinedir. Altın madenidir.
Çünkü bu kavga büyüdükçe, taraflar bir daha yan yana gelemeyecek kadar derin bir uçuruma düşecek ve Türkiye’nin en büyük muhalefet partisi kendi kendini yemeye, kendi kendini bitirmeye başlayacak.
İşte bu yüzden yargıyı da, medyayı da harekete geçiriyorlar. Amaç çok net.
Bu kavgayı büyütmek, derinleştirmek, kangren haline getirmek. Tarafları birbirine düşman etmek, bir daha asla aynı fotoğraf karesinde görünmemelerini sağlamak.
Böylece seçim atmosferini baştan sona sorunsuz, kendi lehlerine, pürüzsüz bir şekilde hazırlamak istiyorlar.
Bakın etrafınıza… Uluslararası koşullar bugün iktidarın yanında. Bölgesel denklem, Türkiye’ye değil ama Erdoğan’a ihtiyaç duyuyor. Kürt muhalefeti bir bekleyiş içinde, siyasetsiz, hareketsiz, sessiz bir bekleyişte.
Ve bütün anketlerde açık ara birinci parti gözüken CHP, şimdi kendi içinde boğuşan, kendi kanını emen bir partiye dönüştürüldü.
Peki bütün bu tabloyu gördükten sonra hâlâ “Erdoğan erken seçime gitmez” diyebilen var mı? Beni kimse inandıramaz.
Erdoğan’ın bu kadar mükemmel bir fırsatı tepmesi, bu kadar büyük bir avantajı elinin tersiyle itmesi mümkün değil.
Muhalefet en dağınık, en yaralı, en birbirine düşmüş halindeyken, ekonomi hâlâ toplumun belini bükerken, kendi tabanı konsolide olurken ve rakipleri kendi kendini tüketirken.
Böyle bir Erdoğan’ın erken seçime gitmemesi, siyasetin doğasına aykırıdır. Bu, bir tesadüf değildir.
Bu, bir “hukuki karar” da değildir.
Bu, Türkiye’yi muhalefetsiz bırakma operasyonunun en kritik aşamasıdır.
Ve maalesef operasyon tıkır tıkır işliyor. CHP’nin tabanı öfkeyle, umutsuzlukla, “artık yeter” nidalarıyla dolup taşarken, eski ve yeni yönetim yolsuzluk, ihanet, koltuk kavgası üzerinden birbirini yerken, medya da bu kavgayı 24 saat canlı tutarken, İktidarın istediği tam da budur.
Sessiz, derinden, ama çok etkili bir şekilde muhalefeti içten çürütmek. Benim gördüğüm kadarıyla oyun çok büyük.
Ve bu oyunun bedelini sadece CHP değil, tüm Türkiye ödeyecek. Çünkü muhalefetsiz bir Türkiye, denetimsiz bir Türkiye’dir.
Denetimsiz bir Türkiye ise her türlü keyfiliğe, her türlü hukuksuzluğa, her türlü ekonomik talana açık bir ülkedir.
Toplumda ise derin bir sessizlik hakim
Ama o sessizliğin içinde çok büyük bir fırtına birikiyor. Türkiye muhalefetsiz kalmamalı.