Geçtiğimiz hafta Özgür Özel Adalet Bakanı Akın Gürlek’in malvarlığı ile ilgili son derece ciddi iddialar ortaya attı ve siyasetin gündemini bu iddialar oluşturdu.
Geçtiğimiz hafta Özgür Özel Adalet Bakanı Akın Gürlek’in malvarlığı ile ilgili son derece ciddi iddialar ortaya attı ve siyasetin gündemini bu iddialar oluşturdu. Özel, Bakan Gürlek’in yalanlamalarına karşı dünkü parti grup toplantısında yeni belgelerle iddialarını sürdürdü.
İddialar oldukça vahim. Ancak, iddialar kadar, hatta ondan da fazla, tartışılan bir başka mesele de muhalif camiadan bazı gazetecilerin iddialar karşısındaki tutumu oldu.
Normal şartlarda medyanın özgür olduğu ülkelerde bir gazetecinin yapması gereken bu iddiaları derinlemesine araştırmak olur. Ancak, Türkiye’de bırakın gazetecilerin bu iddiaları araştırmasını, bizim geçen hafta gördüğümüz ve bu hafta da görmeye devam ettiğimiz üzere, bazı gazeteciler söylemleriyle bilinçli olarak Özgür Özel’in iddialarını önemsizleştirmeye çalıştı. Tabii bu bazı gazeteciler iktidar medyasından olsa bugünün Türkiye’sinde bu zaten beklendik bir şey olurdu ancak bu kişiler muhalif camiadan gazeteciler olunca kaçınılmaz olarak kendilerine karşı sosyal medyada bir tepki dalgası yükseldi.
Bu “önemsizleştirme” eylemini her gazeteci kendi meşrebince yaptı. Kimisi “CHP bu şekilde yanlış strateji izliyor” dedi, kimisi “belki babasından kalmıştır”, kimisi “ben bakanlık kaynaklarına sordum onlar iddiayı yalanlıyor”, kimisi de “Gürlek neden spotlar üzerindeyken böyle bir şey yapsın” dedi. Dikkat edilirse bunlar daha çok iktidar medyasından gazetecilerin söyleyeceği türden laflar ama bunları söyleyen “muhalif” olarak bildiğimiz gazeteciler.
Tabii bu gazetecilerin gelinen noktada neden böyle davrandıklarını anlamak zor değil. Daha birkaç gün önce BirGün Gazetesi muhabiri İsmail Arı gazetecilik faaliyetleri suç sayılarak tutuklandı. Ondan önce de Alican Uludağ benzer şekilde tutuklanmıştı. Ondan önce de daha niceleri.
Göteborg Üniversitesi’ne bağlı Varieties of Democracy Enstitüsü’nün ölçümlerine göre, Türkiye’de 2004 yılında 100 üzerinden 75 olan ifade özgürlüğü puanı bugün 100 üzerinden 19.
2002 yılında 100 üzerinden 74 olarak ölçülen hukukun üstünlüğü ise bugün 17.
Gazetecilerin gazeteci gibi davranamamalarının arkasında büyük oranda 2000’li yılların ortasından itibaren adım adım artan bu büyük demokratik gerileyiş yatmakta.
O yüzden, böyle bir baskı ortamında, hele bir de konu adalet bakanı ile ilgili iddialar iken, “muhalif” gazetecilerin bu şekilde davranmalarına insan bir yönüyle hak veriyor.
Ama hak vermediğim iki husus var.
Birincisi, bu söz konusu “muhalif” olup Özgür Özel’in iddialarını önemsizleştirmeye çalışan gazetecilerin bazıları bunu mecburiyetten yapıyor ama bazıları da kendilerini kurnaz sanıp sistematik olarak ikili oynuyor. Yani bazı gazeteci/yorumcular bir yandan takipçi kitlelerini küstürmemek için kendilerini muhalifmiş gibi pazarlarken diğer yandan kapı arkasından siyasi iktidarla iyi ilişkilerini de sürdürmekte. Bu tür ikili oynayan gazetecilerin klasik taktiği, iktidar açısından sorun oluşturmayan normal dönemlerde iktidarı eleştirmek ama kritik anlarda aniden iktidarın işine yarayacak bir pozisyon almak. Bu şekilde iktidar yanlısı gazeteci/yorumculara kulağını tıkamış olan muhalif seçmeni sözde bir tarafsızlık görüntüsü altında manipüle etmek. Bu tür bir manipülasyon içerisinde olan gazetecilerle ülkedeki koşullar gereği mecburiyetten belli tavırları almak veya alamamak zorunda kalan gaztecileri birbirinden ayırmak gerekiyor. Ancak tabii arka kapıda tam olarak neler konuşulduğunu bilmediğimiz için bu ayırma her zaman o kadar kolay olmuyor.
İkinci bir hak vermediğim husus da her durumda hemen “Fetö” kartının kullanılmaya çalışılması. Özgür Özel’in iddialarını önemsizleştirmeye çalışan “muhalif” gazetecilere karşı sosyal medyadan gayet doğal bir tepki yükseldi. Bu tepkiden sonra bazı Fethullahçı gazeteciler de topa girererek söz konusu gazetecileri eleştirdi. Bu eleştirileri fırsat bilen bazı eleştiriye maruz kalan gazeteciler ise hemen “Fetö” kartını çekti. Meseleyi sanki ortada doğal bir tepki yokmuş da Fethullahçıların kışkırtmasıyla yapay bir sosyal medya tepkisi oluşmuş gibi göstermeye çalıştı. Ancak, gerçek bu değildi. Sonuçta insanlar saf değil, neyin ne olduğunu herkes görüyor. Böyle bir durumda tepki göstermek için Fethullahçıların kışkırtması gerekmiyor.
Gene de bence, sistematik ikili oynayanlar hariç, bu gazetecileri kolayca harcamamak gerekiyor. Ülkenin içinden geçtiği koşullar ortada. Nitekim doğru bir adım atarak Özgür Özel de sosyal medyadaki tepkiler sonrası bu gazetecileri aradı.
Türkiye’de medya özgürlüğünün mükemmel olmasa da tekrardan eskisi gibi “iyi” denebilecek bir noktaya gelebilmesi için demokratik bir iktidar değişikliği şart. Bunun olabilmesi için de bir yandan şu içinden geçilen dönemde kimin nasıl davrandığını iyi gözlemlerken bir yandan da sabırlı olmak gerekiyor.