Dışarıda…

Dünya garipleşmişti! Trump, kendisini ‘korsanlar kralı’ ilan ediyor, karısı Melania’yı BM Güvenlik Konseyinde konuşturuyor, damadı Kuşner’i BOP’un dosya takipçisi, İran ile yürütülen ateşkes görüşmelerinin etkili ziyaretçisi yapıyordu…
Almanya Başbakanı Mertz, İkinci Dünya Savaşından bu yana bir Alman olarak ilk kez ABD’yi aşağılayan cümleler kuruyor, Pentagon, adeta işgal ettiği Almanya’dan 5 bin asker çekeceğini duyuruyordu…
Şi, sessiz ve derinden ilerleyen Çin’i hızla yükseltiyordu…
Putin, elinde olmayan sebeplerle artan petrol fiyatlarının keyfini çatıyordu…
İranzede Bibi, ortalıkta görünmüyor, ağababasının kanatları altına sığınıyor, erteleme kararı ile yargılanmaktan yırtıyordu…
Komşuyu şımartmak için kırk takla atan Sarko, ‘Adalardan bir yar gelir bizlere’ şarkısını terennümle Türkiye’yi tahrik ediyordu…

***

Ben Adana’ya varıp Aziz Şenses’ten ödünç aldığım;

Su gelir kütüğünden / İçilmez köpüğünden
İpek olsam sarılsam / Yarimin topuğundan

Türküsünü çığırırken…

İçeride;

Reis, ‘üç çocuk’ önerisini yeniden haykırıyor, canını sıkan iç/dış mihraklara höykürüyordu…
İmamoğlu her konuya dair görüş serdediyor; CHP, ‘Özgür’ mitinglerini ‘Özel’likle sürdürüyordu…
Bilge Lider, bir süre ağzına almadığı ‘süreç’i yeniden masaya yatırıyor, bir bildiri ile önemini hatırlatıp ‘statü’ talebinde bulunan Kurucu Önder’i ‘Koordinatör’ ilan ediyordu.

DEM Parti, Bahçeli’nin önerilerinin altına imza atarken, ‘Selo’, ’10 yıl ile 15 yıl arasında bir fark yoktur’ diyerek, siyasetin üzerine ‘Demirtaş’ atıyor; yatıyordu…

***

Ben, beni benden iyi tanıdığım için, beni bana anlatırken benden içre bir ben olduğunu bilir, bana bencillik etmemeye çalışırım! Yine de ben bana;

Hırkalı gönülden gönle dolaştın
Nice güzel/çirkin dosta bulaştın
Sonunda dönülmez yola ulaştın
Gönül ellerinden çektiğin çoktur

Hatırlatmasında bulunmayı ihmal etmiyordum. Böyle bir anımda halime acıyan Aşık Veysel teselli babında müdahil oldu, gaiplerden:

Gönül sana nasihatim / Çağrılmazsan varma gönül
Seni sevmezse bir güzel / Bağlanıp da durma gönül

“Hay Allah Razı olsun büyük ozan” diye bu dörtlüğün üzerine atlarken, ikincisiyle diz çöktüm!

Ne gezersin Şam'ı Şark'ı / Yok mu sende hiçbir korku
Terk edersin evi barkı / Beni boşa yorma gönül

***

‘Gönül’ dendiğinde, iki tür insan vardır hayatta; biri ‘gönülzade’dir, diğeri ‘gönülzede’!

Bendeniz ikinci türden olduğum için Koca Veysel’in türküyü bitirmesini önemsiyordum. Çığırdı;

Veysel gönülden ayrılmaz / Gahi bilir gahi bilmez
Yalan dünya yarsiz olmaz / İster saçı sırma gönül

***

Gönlümü yüreğime hapsedip işime/gücüme dönerken, dünyanın başına bela olan Trump, sabah söylediğini akşam yalanlıyor; dört diyor, dokuz diyor, topluyor otuz diyordu!