Esrarlı haller, esrarengizlere hastır! Güneşten mahrum kalanlar ve meltem olup esemeyenler ise ya yalnızdır ya da yapayalnız! Anlatayım…
***
“Yükseğine koymadım yel alır diye / Enginine koymadım sel alır diye” türküsünü dinlerken, bu ne sevdadır böyle diye söylendim.
Biliyorum, yalnızlıktan korkanlar var! Korkmayın… Geçenlerde, kar ve yağmurdan intikam almak istercesine yazdan kalma bir gün peydah oldu. Fırsatı kaçırmayım diyerek, kendimden uzaklaşıp meltemle kol kola gezen güneşe sığındım! Isısı ve ışığıyla beni besleyen güneş, ‘Tamirci Çırağı’ndaki, ‘İşçisin sen işçi kal’ talimatı gibi, beni yalnızlığıma yolcu etti! Bir ‘yalnızlık’ şiiri yazayım da güneş çatlasın dedim;
Yalnızlığın yerçekimi
Yalnızım
Yalnızsın
Yalnız…
Kendimi tebrik mi edeyim, küfür mü savurayım bilemedim!
***
Bildiğim şudur:
Yalnızlık gönül işidir, ehiller ister...
Yalnızlık ehil işidir, gönüller ister...
Kendinden uzaklaşmak için taban tepersen görürsün ve gördüm ki;
Yalnızlıkla doludur yıllar...
Yalnızlarla doludur yollar...
Yalnızlığı severim! Uzuuunca bir şiirsel yazı olan ‘Yalnızlık Türküsü’nü bitirirken demiştim ki;
Kabusa, rüyaya alışıktır yalnızlar.
İyi değilse o aşkın sonu, kalbini bedenini sarssa da şiir defterinden çıkarmaya kalkarlar sevgiliyi…
Beceremezler.
Uzun sürmez, vazgeçerler.
Yalnızlar, ay ışığında tensizliği sevmezler.
Yine de bir şeye müsaade etmezler;
Şiirin yazarken görsen de görme
Görürsen o zaman vurursun beni
Kalemle kağıtla arama girme
Girersen o zaman vurursun beni
İkazı; onların paylaşamadığı yalnızlığı yalnızlık yapan yandır...
Yalnızlık; yalnızların hayatla ölüm arasında gidip geldiği andır...
***
Baktım, ben beni benden alıp bana götürüyorum. Beni bende bırakmak için türkülere sığındım. İrfani’ye derdimi dökünce dedi ki;
Niçin ağlamayım niçin gülmeyim / Deli gönlüm bir sevdaya bağlandı
‘Yav, ben senden teselli istiyorum sen beni derbeder ediyorsun’ demem boşunaymış. Dedi ki;
Yürüdükçe eda verir özüne / Kuduret sürmesi çekmiş gözüne
Taramış zülfünü dökmüş yüzüne / Zannedersin bulut aya bağlandı
“Güneşe bağlanamaz mı” dedim, “Bağlanamaz” dedi! Eyvallah deyip uzaklaşırken Politika Kasabasının Siyaset Bulvarında ve Millet Bahçesinde bir türkü yankılandı:
Bülbüle su verdim altın tasılan / Çok günler geçirdim kara yasılan
Ben seni severdim bir hevesilen / Başın pınar ayakların göl olsun