Gündemi belirleyemeyen, sonuçta belirlenen gündemin içinde kaybolur gider.

Siyasette en büyük güç, gündemi belirleyebilmektir.

Soruyu tersinden soralım. Kendi gündemini yaratamayan, sürekli iktidarın gündemine cevap yetiştirmeye çalışan bir muhalefetin iktidar olma şansı gerçekten var mıdır?

Cevap, ne yazık ki hayırdır. Çünkü bu tür bir muhalefet, rakibinin oyun sahasında ve onun kurallarıyla oynamaya mahkûm olur.

İktidar neyi konuşmak isterse onu konuşur, ne zaman konuşmak isterse o zaman konuşur. Muhalefet ise sürekli savunma pozisyonunda, reaktif bir refleksle günü kurtarmaya çalışır.

Bu ise seçmene “alternatif” değil, “itirazcı” bir profil sunar. İktidara talip olan bir güç, sadece eleştirmemelidir; yeni bir hikâye anlatmalı, yeni bir ufuk açmalıdır.

Kendi gündemini sürekli kılamayan, sözlerini, sloganlarını ve taleplerini kalıcılaştıramayan bir muhalefet, alternatif olamaz.

Çünkü siyaset sadece bugünün tepkisi değildir; yarının tasavvurudur.

Bir talep, toplum nezdinde “benim talebimdir” diye sahiplenilmedikçe, kalıcı bir iz bırakmaz. Geçici öfke dalgalarıyla gelen destekler, ilk fırtınada dağılır.

Kalıcı olan, insanların zihninde ve gündelik hayatında yer eden taleplerdir.

İş, adalet, özgürlük, eşitlik gibi kavramlar, meydanlarda söylenip unutulan sloganlar değil, hayatın her alanına nüfuz eden, örgütlenen ve sahiplenilen talepler haline geldiğinde güç kazanır.

Bugün birçok muhalefet partisi, iktidarın attığı her adımla tetiklenen bir tepki mekanizması gibi çalışıyor.

İktidar bir konu açıyor, muhalefet ona cevap veriyor. İktidar gündemi değiştiriyor, muhalefet peşinden koşuyor. Bu döngü içinde muhalefet kendi sesini duyuramıyor, kendi meselelerini toplumsallaştıramıyor.

Sonuçta toplum nezdinde “onlar da aynı, sadece karşı taraftalar” algısı güçleniyor.

Halbuki gerçek muhalefet, iktidarın gündemini boşa çıkarmakla yetinmez; kendi gündemini üretir ve toplumu o gündemin etrafında birleştirir.

Güçlü bir muhalefet, toplumun gerçek sorunlarına dokunan, somut çözümler sunan ve bu çözümleri kalıcı bir anlatıya dönüştüren harekettir.

Aksi takdirde sadece “iktidarı eleştiren” bir yapı olarak kalır, asla “iktidar adayı” olamaz.

Siyasetin en kritik sorusu şudur.

Toplum, muhalefetin hangi sözünü, hangi talebini “benim talebim” diye sahipleniyor?

Bu sahiplenme olmadıkça, ne kadar haklı eleştiri yapılırsa yapılsın kalıcı bir etki yaratmak mümkün değildir. İnsanlar bir fikri sadece duydukları için değil, o fikrin kendi hayatlarına dokunduğunu hissettikleri için benimserler.

Bu yüzden muhalefetin asıl görevi, taleplerini toplumun gündelik diline, kaygılarına ve umutlarına tercüme etmektir.

Sloganlar meydanlarda atılıp unutulmamalı, örgütlü bir sahiplenmeye dönüşmelidir.

Aksi halde her seçim dönemi yeniden sıfırdan başlanır ve muhalefet, seçmenin hafızasında silik bir gölge olmaktan öteye gidemez.

İktidarın gücü, büyük ölçüde muhalefetin zayıflığından beslenir.

Kendi gündemini yaratamayan, sözlerini kalıcılaştıramayan ve toplumda sahiplenilen talepler üretemeyen bir muhalefet, aslında iktidarın en büyük yardımcısı konumundadır.

Çünkü gerçek bir alternatif sunmadıkça, mevcut düzenin devamını meşrulaştırmış olur.

Gerçek muhalefet, tepki veren değil, yön veren olandır. Gündemi belirleyen, toplumu harekete geçiren ve geleceğe dair somut bir vizyon koyan olandır.

Bu vizyondan yoksun bir muhalefet, ne kadar ses çıkarsa çıkarsın, iktidar olma iddiasını taşıyamaz.

Gündemi belirleyemeyen, sonuçta belirlenen gündemin içinde kaybolur gider.