Zannediyorduk ki, “kuvvetler ayrılığı” tam sağlanacak, tam tersi oldu. “Tek devlet, tek bayrak…” derken, “Bizim Rabia”yı da geçtik, iş “Tek Parti, tek Adam”a döndü.

Dünya’nın hali malum. İnsanlık tarihi açısından kritik bir eşikteyiz. Dini açıdan zaten “ahir zaman” peygamberinin ümmetiyiz. Fütüristler 'tarihin sonu'ndan söz ediyorlar. Bilim ve teknolojinin geldiği noktada, bundan sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağı çok açık. 19.YY sonunda oluşturulan kavramlar ve kurumlarla, ideolojiler, ekonomik ve siyasal sistemlerle 21.YY anlaşılamaz, açıklanamaz, inşa edilemez. “Eski hal muhal, ya yeni hal, ya izmihlal”

Oysa biz daha dün 'Başkanlık sistemi'ni savunurken, ne hayallerimiz vardı. Evdeki hesaplar çarşıya uymadı. “Koalisyon olmasın” diye çıktığımız yolda, evdeki hesaplar çarşıya uymadı. İktidar için değil, muhalefet de koalisyon kurdu, hem de seçimden sonra değil seçimden önce. Şimdi iktidar da yamalı bir bohça, muhalefet de!

Zannediyorduk ki, “kuvvetler ayrılığı” tam sağlanacak, tam tersi oldu. “Tek devlet, tek bayrak…” derken, “Bizim Rabia”yı da geçtik, iş “Tek parti, tek adam”a döndü. “Yeşil Sermaye”, “Yeşil Kemalizm”e dönüştü. Başörtüsü mücadelesinin bayrağı şimdi Yeşil feministlerin eline, toplumsal cinsiyetçilerin eline geçti.

Bu şarkı böyle bitmemeliydi.

Beni bana, beni nefsimle baş başa bırakma Rabbim” diye dua edenlerin ardından gelenler eski ezginleri unuttular, şimdi şarkılar söylüyorlar.

Bir ilçe başkanı bile seçilmediğini biliyor, atama ile geliyor, zaten artık “ön seçim” diye bir şey kalmadı nerede ise. Genel başkanlar atama yapıyorlar. Adam “Genel başkanı” tarafından atandığını da unutmuş, “Cumhurbaşkanımızın tensibleri ile, onun gösterdiği yönde..” diye başlıyor. Adam andımızı ezberlemiş ya, onu güncelleyip tekrarlıyor.

Dikkat, bütün övgüler tek bir kişiye yöneltildikten sonra, işler tersine döndüğünde, önce liderin çevresindekiler suçlanır, sonra bütün yergiler lidere yönelir. “Suç samur kürk olsa, kimse giymek istemez”. Siyasette vefa yoktur. Etrafınıza toplaşanların içinde Brütüsler’in sayısı tahmin edilenden çoktur. En sınır tanımaz övgülerin sahipleri, yarın sınır tanımaz sövgülerle meydanlara çıkmaları sürpriz olmamalı.

Liderin çevresini eleştirenler, bugün lideri eleştiremedikleri için çevresinden başlıyorlar işe. Onlar da bilirler ki, o çevre liderler tarafından, onun tensibi ile oluşturulmuştur. Onlar da bilirler ki, onların kıymet-i harbiyesi liderlerinin gölgesinde şekillenir. Onun için liderlerine övgüde sınır tanımazlar. Onları kıskananlar da kendileri onların yerinde olmak için onları kıskandıklarından onlara karşı göründükleri gibi değildirler genelde.

Zaten işler o noktaya gelmişse, yolun sonu gözükmüş demektir. Kaçış başlayınca herkes birbirini suçlama başlar. Yükseklere tırmanmak zordur, ama işin yönü yokuş aşağıya döndü mü, o hızla kimseyi tutamazsınız.

Bu işler partilerde değil, derneklerde, şirketlerde de böyledir. Hatta cemaat yapılarında da böyledir. O ilim, hikmet, merhamet, fazilet sahipleri bir anda başka bir kişiliğe dönüşürler, ya da ötekilerin gözünde öyle görünmeye başlarlar.

Bu işler böyle değil mi? Dün batılı ülkeler, demokrasi, insan hakları, hukuk devleti, çevrecilikte, bilimde, sanatta, felsefede en tepedeydiler. Bu işlerde “Norm” koyucu onlardı. Adalet, barış onlardan sorulurdu. Bir anda her şey tersine dönüverdi. Bu işler böyledir, Allah (cc) insanları, malları, canları, sevdikleri ile, servet ve iktidarları ile, kimi zaman artırarak, kimi zaman eksilterek imtihan eder.

Bu dünyada “Ezel ve ebed davası” güdenler, ezeli ve ebedi olanın yalnız Allah (cc) olduğunu unutan topluluklardır. Unuttukları şeyleri Allah (cc) onlara acı tecrübelerle hatırlatır. Onların unuttukları bir şey de Allah’ın servet ve iktidarı, halklar ve topluluklar arasında evirip çevirdiğidir.

Aşağıda, hikmet sahibi şairlerin şiirlerinden derlemeye çalıştığım, güzel söz ve hikmet yüklü öğütler bulacaksınız.

Nesîmî, nefsini tanıyamadığı için Rabb’ini de tanıyamayan zahidin bu cehaletini ortadan kaldırmasını tavsiye etmektedir. Bu cehalet, dermanı mümkün olmayan büyük bir hastalıktır çünkü. Ve zahid olanın ilk önce bu hastalıktan kurtulmak gerekir.

Nâbî, heva ve hevesleri peşinde koşan, şöhret için tasadduk eden kimsenin, cömertliğin namını, yaptığı işler kendini cihana rezil ve rüsva etmeden ayaklar altına almamasını ister ve “desinler” diye yapılan yardımı israf olarak görür.

Arif o kişidir ki, kemalat yolunda, nefsine yenilip, her an dalalete düşebileceği yönünde bir endişe taşır. O endişeden uzaklaştığı an, ayağı kayar ve sarp kayalardan aşağı yuvarlanır.

Yine Nabi bir şiirinde şöyle der: Dindar görünüp insanların gözlerin uzak kalınca günah işlemeye meyledenler, gösteriş olsun diye cömertçe ikramda bulunanlar, insanların görmedikleri yerlerde, yoksulu, yetimi, miskinleri azarlayanlardan sakın olmayın. Bu münafıklık alametidir. İki yüzlülerin güler yüzlerine, arkası gelmeyecek vaadlerine kanmayalım, aldanılmamalıdır; onlar sapıtmaya ve yoldan çıkmaya fırsat bulamadıkları için ‘mecburen’ nefislerini kısıtlamaktadırlar. Fırsatını ve buldukları ilk anda fesatlarını icra etmenin yoluna bakacaklardır.

Kimse ibadeti ile gösteriş yapmasın ve görünür yerde çokça ibadet ederek, ibadeti ile övünmesin. Bunların hali İblîs ü Bel’am-ı Bâ’ûra’nın hali gibidir. Kimse ilmi ile de mağrur olmasın. Tevazu altından bir taç imiş bilene. Allah’ın rızasına ulaşmak için sadece çok bilmek değil, bildiği ile amel etmek daha önemlidir.

Naili’nin dediği gibi, yeter ki kişi günahlarında ısrar etmesin, tevbe istiğfar etsin, kul hakkına girmesin. İlmin sahipleri de ilimleri ile mağrur olmasın, bu konuda başkalarını küçük görmesin (Yûnus 372). Hiç kimse ve hiçbir örgüt yaptıkları ile övünmesin, sahip olduğu ilmi ve imkanı bir atıfet-i ilahiye olarak görsün. Her zaman ve her şart altında Hakk’a tevekkül etsin.!

İçki insanı sarhoş eder. Gurur da öyle. O da sarhoş eder. Kibrin verdiği sarhoşluk ile sarhoş olanlar, ayılıp kendine geldiklerinde, dünya ve ahiret hayatında büyük bir ıztırabın kendini beklediğini bilmelidirler. Gün gelir, kibirle ayağa kalktığında etrafında el pençe divan duranlar, bir söz söylediğinde onu alkışlayan, başları ile tasdik edenler, gün gelip, itibar kaybettiklerinde çevresinde kimse kalmayacak, alay konusu olacak. O gün gelmeden aklı başında olanlar bugünden kibrin belasında duçar olmadan akıllarını başlarına toplamalıdırlar.

Ahmed-i Dâî “tac-u taht ile mağrur olmayın” der. Makam mevki ile gururlanmamayı salık veren Şeyhülislâm Yahyâ efendi de esas pehlivanlığın, Rüstemlik etmenin nefsi yenmek olduğunu bildirmiştir.

Fuzûlî bir şiirinde mal ve mülk ile gururlanmayı bahis mevzuu ederek hace şahsında malını yığıp çok malı olduğu düşüncesiyle gururlanan kimseleri tenkit etmektedir. Kişi dindar bir Müslüman dahi olsa altın ve gümüş toplama (hırsı) insanı gurur ehli yapacaktır. Kimse güzelliğine de güvenmesin. Bu dünyada herşey geçicidir. Baki olan yalnız Allah’tır.

Selam ve dua ile.