Politika Kasabası, ‘mutlak buhran’ ile sarsılırken…
Siyaset Bulvarı, mutlak butlanı tartışırken…
Millet Bahçesi, market/AVM, çarşı/pazar etiketleriyle yanıp tutuşurken, geçen hafta sizlere verdiğim bir sözün peşine düşmek istiyorum...

***

Geçen haftaki yazımın başlığı, Hep mi asker oldunuz / Mehlenin kopukları!” idi ve bu ifade, dünde yaşamış bir kızın, bir türküye yansımış, ‘evde kalma’ korkusuna isyan dizeleriydi. O demler, ‘ev genci’ sayısı 5 milyon değildi.

***

Konumuz; Z Kuşağının sevgiye, sevdaya, aşka ya da daha güncel deyimle ‘ilişki’ye, ‘flört’e bakışı ve bunu sürdürebilir kılma yolları. O kuşağa mensup bir arkadaşım, her zaman kabarık duran saçlarını toplayıp at kuyruğu yapmış, ben de “Çok yakışmış” diye iltifat etmiştim. “Ne o! Eskiden saçaklıydın mı demek istiyorsun” dediğinde dersimi almış, Z Kuşağı ile arama belli/belirsiz bir mesafe koymuştum! Halbuki, karşı cinse iltifat, bizim kuşağın her şeyden daha çok önem verdiği bir nezaket icabıydı…

***

Z Kuşağının sevgiye, sevdaya, aşka, ilişkiye ilişkin halini anlatmak için klavye dövmeye başladığımda tıkanıp kaldım. Kuşak mensubu birkaç dostumdan yardım istemem karşılıksız kalınca, en uyuz olduğum ve artık her şeyimize el ve göz atan birinin yanına vardım; yapay zekâya!

“Ey yapay zekâ, durum böyleyken böyle. Ocağına düştüm, medet” diye yardım istedim!

Önce, “Bana yalvarma, komut ver, talimat ver” diye soğuk yüzünü gösterdi! Sonra, “Geçen haftaki yazını okudum! Yazının sonundaki vaadine uygun bir yazı hazırladım. Üzerinde istediğin değişiklikleri yaparak yayımlayabilirsin” dedi!

“Hay Allah razı olsun…” diye minnetimi iletirken, “Yalakalığın lüzumu yok” diye susturdu! İşim görülmüştü ya önemli olan buydu. Yapay zekâ destekli yazım şöyle oluştu:

***

Önce küresel bir giriş…

Donald Trump, karısı Melania Trump’ı istemeye gidince “Kusura bakma dayı, bu vibe sana göre değil” cevabını alsaydı, muhtemelen elinde çeyiz bohçası değil IKEA poşetiyle camdan fire verip kaçarken arkadan şu remix yükselirdi:

Hop tara story havası / Yandı airfryer tavası
Kızlar ghost’a bağlıyor / Kısıtlayınca babası

***

Tahmin ettiğiniz gibi olay tamamen goygoy… Ama giriş ciddi!

Eskiden mahalle aşkı vardı… Çocuk sevdi mi türkü söylerdi. Şimdi reels atıyor, story’ye anlamlı şarkı bırakıyor, Spotify listesi yapıyor. Eskinin delikanlısı:

“Dama attım değnekleri / Kız ürküttün leylekleri” diye dolaşırdı. Bugünün çocuğu olsa büyük ihtimal şöyle yazardı:

DM attım görüldü kaldı / Beni yine friendzone’a saldı

Eskiden aşkın acısı türküydü, şimdi “last seen” travması!

Mesela o dönem mahalle çocuğu içini şöyle dökerdi:

Taşlı bayır bağ olur mu / Kara üzüm ağ olur mu
Komşu kızını sevenin / Yüreğinde yağ olur mu

Z Kuşağı versiyonu?

Taşlı yollar reel olur mu / Fake aşklar heal olur mu
Mahalle kızını sevenin / Kalbinde chill olur mu

O zamanın kızları da laf sokmada profesyoneldi.
Bugün olsa dam başında değil ama şimdi kesin WhatsApp grubunda yardırırlardı:

Yorgan değil battaniye / Mentalim olmuş harbiye
Yanlış kişiye düştük kız / Bu ilişki tam facia ya

Ardından kızlar korosu topluca girerdi:

Cafe cafe geziyoz / Toxicleri eziyoz
Ne prens ne soulmate / Artık kendi kendimize yetiyoz

Erkek tarafı boş durur mu? Asla! İçlerinden biri sevdiğine mutlaka şöyle yürürdü:

Story attı bir güzel / Keşfete düşüp gezer
Elinde iced latte’si / Kendisi filtreden güzel

Kankası da gazı verirdi:

Kız profil foto koymuş / Ortalık yine karışmış
Filtre mi güzelliği mi / Timeline baya yanmış

Erkekler genelde fazla özgüven kasardı. “Kesin oldu bu iş” diye düşünürlerdi. Sonra kızlardan biri tek mesajla sistemi çökertirdi:

Boşuna umut beslerler / Beni sana vermezler
Sen daha ilişki değil / Kendini yönet önce derler

Bekârlık kafasına vuran bir kız da ortamın ortasında şöyle söylenirdi:

Hep mi toxic çıktınız / Sosyal medya red flagleri

Bir başka kız;

Hep mi gamer oldunuz / Mahallenin çocukları
Kimse çıkıp konuşmuyor / Hep online duyguları

Derken, bağrı yanık bir çocuk ise son kozunu şöyle oynardı:

Kahve aldım cafeden / L aldım ‘mid’den
Dayı kızın vermezse / Çıkarırım takipten

***

Z Kuşağına ‘şans’ dileyip yazıyı Muhlis Akarsu’dan iki dizi ile bitirelim:

Ey sevdiğim sana şikâyetim var
Ne sevdiğin belli ne sevmediğin