Birçok yönetici Disinformation (Dizinformasyon) ya da yalan haberle mücadele eder gibi görünerek, kendi yalanını meşrulaştırmaya çalışır aslında. Bu iş genel olarak “Cahilce yanlış, kasıtlı yanıltma ve zarar verme, kötü niyetli, zarar vermek için gerçek bilgi, çarpıtma, uydurma, sapla samanı birbirine karıştırarak gerçeği gizleme çabası” olarak tanımlanır. CoVID günlerinde bunun örneklerini dünya ölçeğinde gördük. Kendi yalanlarını tartışmasız bir gerçekmiş gibi, bilim adamları, basın, STK’lar üzerinden topluma aktardıkları yetmiyormuş gibi, Montitorring ve Checking sistemleri kurdular birçok ülkede. Bunların yaptıkları fahişeleri Azize ilan etmek gibi bir şey. Kızılderilileri katleden, kara derilileri köleleştiren, sarı ırkı sömürgeleştirenler, Çin de bir Fransız misyoner öldü diye, bir milyon insanı katledenler, bir süre sonra karşımıza insan hakları savunucusu, Demokrat, özgürlükçü, çevreci olarak çıkmadılar mı?

Hiç “Medine sözleşmesi”nden, Hz. Ömer’in “Kudüs beyannamesi”nden, “Hılf-ul fudul”dan, bizim “Fütüvvetname”lerimizden, “Emanname”lerimizden, “Pendnameler”imizden söz eden var mı?.. İngiliz kıralı Derebeyler’le toplanan vergileri nasıl paylaşacaklar onunla ilgili bir anlaşma yapıyor, bu bir insan hakları belgesi oluyor. Papa derebeyler’le sömürü mirasını nasıl paylaşacakları ile ilgili bir anlaşma yapıyor bu, ulus devletlerin ve uluslararası düzenin ilanı diye takdim ediliyor. Jean-Jacques Rousseau bir makale yazıyor, “Toplumsal sözleşme” onun eseri oluyor.

Bırakalım ötekileri, İslam ülkeleri “Lidercik”lerinden bir tanesi çıkıp, Kudüs, Gazze konusunda “Hz. Ömer beyannamsi”nden söz etti mi! Onlar sabahtan akşama arz-ı Mev’uddan söz ediyorlar. Süleyman Mabedinden söz ediyor. Bizim için Mescid-i aksa mekanı bizim ilk kıblemiz. Onlar için Hz. Davud ve Hz. Süleyman dindar bir kral ve Süleyman mabedi onlar için kültürel ve tarihi miras. Onlar bu mirasa nasıl sahip çıkıyor, biz ne yapıyoruz? Hatta bizimkiler, Bizim garantörü olmasını istedikleri “Kukla Filistin devleti”nden söz ettikleri kadar, Kudüs-ü Şerif ve Mescid- aksa’dan söz etmiyorlar.

Checking (Çek etme, doğrulama ya da yalanlama)Bir iddianın, haberin, fotoğrafın, videonun veya söylemin gerçekliğini kontrol etme işlemidir. Kendilerini Bir bilginin doğru mu, yanlış mı, yanıltıcı mı, bağlam dışı mı olduğunu belirlemek için çalıştıklarını söylerler.

Monitoring ise riskli görülen kişi ve kuruluşların yaymaya çalıştıkları bilgi ve bunları izleme faaliyeti yaptıklarını söylerler. Sosyal medya, haber siteleri, TV ve diğer platformlarda yanlış bilgi, dezenformasyon ve manipülasyonun yayılmasını sürekli gözlemleme faaliyetidir. Görünürde Checking "Bu bilgi doğru mu?" sorusuna cevap verir.

Monitoring "Hangi yanlış bilgiler yayılıyor, kim yayıyor, ne kadar etkili?" sorusunu izler. Türkiye’de bu işi yapan en bilinen örgütler şunlar: teyid.org, doğruluk payı, Doğrula, Malumatfuruş, Yalansavar, Evrim Ağacı.

Bu işi yapan uluslararası merkezler var, bunların arkasında istihbarat örgütleri, büyük lobiler ve şirketler de var tabi. Hiç biri İsrail’i ne izler ve ne de yalanlar. Bunların en büyüğü International Fact-Checking Network (IFCN), 2015’de kurulmuş. Poynter Institute (ABD). 170 üyeleri var. Meta (Facebook), Google gibi platformlarla uzun yıllar işbirliği yaptı (!?). Türkiye’den (Teyit, Doğruluk Payı, Doğrula) bunlarla bağlantılı. Pelikancılar da bir dönem doğrudan ve dolaylı olarak bunlarla işbirliği yaptı, eğitim ve destek aldı.

European Fact-Checking Standards Network (EFCSN) 2023’de kuruldu. 61 bir üyeye sahib. Avrupa Komisyonu destekli bir proje olarak hayata geçirildi. Bu örgüt AB politikalarında fact-checker'ların sesi olmayı hedefler ve zaten aynı zamanda EDMO (European Digital Media Observatory) ile yakın ilişki içinde, onlarla birlikte çalışır.

Ayrıca, istihbarat örgütleri, RAND gibi örgütlerin, Türkiye’de Akademisyenler, Media ve STK lar, şirketlerin özellikle vakıfları içinde belli kişi, örgüt ve olayları izleyen ve onların faaliyetlerini raporlayan elemanları yanında, onları merkezi sistemin görüşleri dışında haber ve yorumlarını, haber kaynakları ve yorumcuların sözlerinin etkisinin nötr hale getirilmesi ve bu kişi ve örgütlerin ititbarsızlaştırılması, etkisizleştirilmesi için da faaliyet gösterirler.

Bizde bu işler, eskiden beri Psikolojik harp dairesinin işi idi. Sonra istihbarat bu iş el attı. 15 Temmuz öncesi başlayan dönemde ayağa düştü. Pelikanlardan sonra zaten işin suyu çıktı. Troller devreye girdi ve öyle gidiyor. Daha sonra merkezi denetim için Media kontrolünü sağlamak için Basın Yayın Enformasyon, İletişim Başkanlığına dönüştürüldü. Media belli şirketlerin kontrolüne geçti, onun yönetimi de siyasetin arka bahçesinde bir grub tarafından yönetilmeye başlandı. STK’lar da “Milli İrade Platformu” ile oryantasyona tabi tutulmaya çalışıldı. Media, STK, Akademi, Cemaat sağı ile solu ile siyasetin arka bahçesinde konumlandırılınca olan oldu. Siyasetin finansmanında rol alan sermaye de işin içine dahil olunca bugün gelinen noktaya geldi işler.

Yazık değil mi, ayıp değil mi, günah değil mi?

Hitler’in de Gobbels’i vardı Propoganda ajanı. Bu gün dünyada en fazla Checking ve Monitoring yapan örgütler devletler ve onların istihbarat örgütleridir. 11 Eylül nasıl bir yalandı ya da Irakın işgali! Hitler kimdi? Apo kim? PKKyi kim niçin örgütledi? DAEŞ/İŞİD’i kim kurdu? Aya gidildi mi? Kenedey’i kim niçin vurdu? 15 Temmuz’da ne oldu?

Şimdi AK Parti, “Terörsüz Türkiye” konusunda toplumdaki yanlış algıyı düzeltmek için yeni bir program başlatacakmış? Yapsın görelim. Ama önce, toplumun hafızasındaki bu algıyı kim, niçin ve nasıl üretti, ona bir cevap verin. Dün Erdoğan ve Bahçelinin bu konuda söylediklerini hatırlayın. Hatta birbirilerine karşı söylemlerini hatırlayın. CHP’yi neyle, nasıl suçladıklarını hatırlayın. Ve hepsinden önce bu halktan özür dileyin ve sonra da insanların kafasında oluşan sual-i mukadderlere cevap verin!

Siyasetin görevi “Halkı ikna”dan önce halkın ne dediğine kulak vermektir.

Sokaktaki insanın dizonfermasyon yapması mümkün değil. Onunkisi dedikodu, iftira yalan haber olur. BİREY’sel bir ahlaki zaaftır sonuçta. Onların örgütlü olmadıkları için bu anlamda tehdit oluşturacak bir gücü yok. Zaten yasalar da buna engel. Bu iş örgütlü toplulukların işidir. O da Media’sı, STK’sı, Cemaat’ı, Akademisi ile siyasetin arka bahçesinde zaten uyutulmaktadır ve onlar da önlerine konulanı tekrarlamaktadırlar.

Manipülasyon aslında İngilizce bir kelime, bir kişinin, grubun ya da kitlenin düşünce, duygu, algı veya davranışlarını kendi çıkarları doğrultusunda kasıtlı olarak yönlendirme, etkileme veya kontrol etme sanatıdır ki, siyaset de bunu yaparak onlardan oy almak ve kamu oyu desteği sağlamak ister. Yine bu da arka bahçelerindeki media, STK, Akademi, Cemaat ve besleme sermayeden geçer. Manipülasyon gizli ve kasıtlı etkiyle başkalarını istediğin gibi davranmaya ikna etmek (ama bunu yaparken genellikle karşı tarafa "kendi kararıymış gibi" hissettirerek yapılır) bunu da en çok siyaset yapar. Bunun için etki ajanları, toplum mühendisleri, halkla İlişkiler uzmanları ve Trolleri kullanır. Bu konuda sosyolog, psikolog, siyaset bilimciler Hedef kitleler üzerinde bazı etkileri oluşturmak için şunları yapacaklarını not ediyorlar: “Karşı tarafı kendi algısından şüphe ettirme, kişiyi suçlu hissettirerek istediğini yaptırma, kontrolü ele almak, özür diletmek, Aşırı ilgi gösterip bağımlılık yaratma, sonra çekilme, Kurban rolü oynama, Kendini mağdur gösterip yardım isteme, Yalan vaatler / gelecek fantezisi, "İleride her şey çok iyi olacak" diyerek şimdiki fedakarlığı kabul ettirme, "Biraz daha sabret, yakında her şey düzelecek", Bilgi bombardımanı (Overload) ile insanların ne ye , kime inanacaklarını şaşırtmak için çok fazla bilgi verip kafa karıştırma, karmaşık detaylarla asıl konuyu unutturma ve bu şekilde karşı tarafı pes ettirmek

Manipülasyon yapanlar her yolu denerler. Onlar için gayelerine giden her yol meşrudur. Yalan da söylerle, karşı tarafa iftira da ederler. Bu şekilde Karşı tarafın özgür iradesini çalmak isterler. Karşısındakilere "Senin iyiliğin için" diyerek kendi çıkarını sağlamak için onu kendi fikirlerine, işlerine inandırmak isterler. Manipülasyonu fark etmek zor olabilir çünkü en etkili manipülatörler, kendilerini iyi niyetli gibi gösterirler. Onlar “ıslah edici görünen bozgunculardır. Melek yüzlü Şeytanlardır. Onlar İnsin Şeytan’ı rolünü üslendikleri için insanları Allah’la aldatma konusunda da tereddüt etmezler. Onun için Allah (cc) kitabında bizi “Şeytan sizi Allah’la aldatmasın” diye uyardı.

Selam ve dua ile.