İran’daki eylemler bu şekilde ancak bir de İran’ı İran yapan dinamikler ve bölgede değişen dinamikler var.
İran’da bir süredir devam eden eylemler var, yoğun katılımlı bu eylemlere İran rejimi, her zaman olduğu gibi aşırı sert müdahaleler ile karşılık veriyor aynı zamanda eylemciler İran’daki durumu ülke dışına ulaştırmasın diye interneti, elektriği kesiyor ve medyaya sansür uyguluyor.
İran’ı biraz bilenler için bu eylemler, çok üzücü olsa da şaşırtıcı değiller. Zira İran’da rejim aşırı baskıcı olduğu için halkın haklı hürriyet talepleri var. İran, uzun süredir “devrim ihracı” bahanesiyle bölgede yayılmacı politikalar izlerken İran içerisinde kullanması gereken kaynakları bölgede, özellikle Suriye’de kullandığı için ekonomik sorunları var. Elbette İran çok uzun süredir birçok yaptırıma maruz kaldığı için de ekonomik zorluklar yaşıyor. Yani İran halkının sokağa çıkma sebepleri sadece hürriyet değil. İran’da gerçek ekonomik sorunlar da var ve insanları haklı olarak sokağa iten sebeplerden biri bu.
İran uzun yıllardır, 1979 İran devrimi döneminden önce de bu durumdaydı, devrimden sonra da bu durumda, periyodik olarak devam eden kitlesel eylemler var ancak rejim bir şekilde varlığını koruyor. Unutmamak gerekiyor ki İran’da ne kadar rejim muhalifi varsa bir o kadar da rejim destekçisi var aksi olsa zaten rejim bu kadar dayanamazdı.
İran’daki eylemler bu şekilde ancak bir de İran’ı İran yapan dinamikler ve bölgede değişen dinamikler var. Esed’in devrilmesi, İran’ın bölgede yalnız kalması ve bir cephede kaybetmesi, Lübnan’da Hizbullah’ın aldığı ağır darbeler ve İran’ın İsrail tarafından vurulması, önemli isimlerinin ABD tarafından hedef alınması… gibi gelişmeler sonrası İran rejimi imaj açısından da “güçlü görüntüsü” açısından da yara aldı, rejimin zafiyetleri görünür oldu ve rejim eski gücünde değil. Ayrıca Trump öncesi ABD politikaları, İran ile nükleer müzakereler üzerinden ilerlerken Trump döneminde İran doğrudan hedef haline getirildi ve Trump’ın İbrahim Anlaşmaları, İsrail ile normalleşme girişimleri nedeniyle bir anlamda “Sünni dünya” tarafından çevrelendi. Trump kestirilemez bir figür olduğu için de açıkçası İran, ABD’nin kendisine yönelik politikaları konusunda tedirgin.
İran için değişen dış politikalar bu şekilde ancak…
Ancak İran’da değişmeyen iç dinamikler var ve çoğu kez İran’ı yorumlayanlar, bu iç dinamikleri gözden kaçırıyorlar. İlk olarak; Pehlevi ismi geçmesi, Pehlevi’ye “iktidara dön çağrısı yapılması, Pehlevi’nin Trump’a İran’a dönmeye hazırım” mesajları göndermesi İran için bir trajedi zira Pehlevilerin şahlık rejimi, zaten İran’daki seküler, solcu ve İslamcı kesimler için yani neredeyse tüm İran halkı için nefret edilen, baskıcı, ülkeyi Batı sömürgesi haline getiren bir rejimdi ve dışarıdan aldığı desteğe rağmen devrildi. Dolayısıyla Pehleviler ya da fonladığı kesimler, İran için iştahını kabartmasın, İran’da rejimi destekleyenler ve hatta muhalifler için bile Pehlevileri geri çağırmakla mevcut rejimin devam etmesi arasında bir fark yok.
İran’la ilgili bir diğer önemli dinamik ise Şia’nın protest ve matem psikolojisi… baştan belirteyim, Şia üzerine olumsuz bir şeyler söyleme maksadım yok sadece neyin ne olduğuna dair bir çözümleme yapmaya çalışıyorum.
Her ne kadar Kerbela üzerinden 14-15 asır geçmiş olsa da ve Sünni dünyada Ehl-i Beyt’e aşırı sevgi, Yezid’e aşırı karşıtlık olsa da maalesef Şiilerin hafızasında “Sünniler bizi kesti, Ali evladı eziyet gördü” düşüncesi hala aşırı yerleşik. Ayrıca İran ve özellikle mevcut rejim, Sünni dünyası tarafından çevrelenmiş, “Sünnilerin gadrine uğramış matemli Şiileriz” propagandasını aşırı derecede kullanıyor. Zaten İran’da İranlılık, Farsilik ile Şiilik iç içe geçmiş bir durum, aynı Yahudilikte olduğu gibi; hem dini hem milli kimlikleri aşırı kemikleşmiş durumda. Böyle bir toplumsal hafıza ve toplumsal dinamiğin olduğu bir ülkede, bir dönüşüm olması için ancak İran halkının kendi elleriyle bir devrim yapması gerekir. Çünkü dışarıdan gelen en ufak müdahale, İran’ın kenetlenmesiyle sonuçlanıyor ve öyle olmasa dahi eylemciler kolayca “hain” ilan edilip, eylemler “dış güçlerin oyunu” olarak itibarsızlaştırılıyor. Dolayısıyla İran’da, İran halkının istemediği herhangi bir şey olmayacakmış gibi görünüyor.
Şuraya bir not daha düşmek gerekiyor; yıllar evvel İranlı yazar Abdülkerim Süruş’tan, ki tartışmalı bir isimdir, okumuştum, damadının rejim tarafından gördüğü işkence sonrası nasıl imanını kaybettiğini anlatıyordu mektubunda… Hayır, bu “Müslümanları gördüm İslam’dan soğudum” safsatası değil, din adına olduğunu iddia ederek, İslam adına insanlara sistematik baskı uygularsanız sonuç bu olur; kimse sistematik olarak baskı gördüğü için dindar olmaz tam aksi din karşıtı olur. Ve maalesef İran rejimi bunu hiç tereddüt etmeden yapıyor, velayeti fakih doktrini ile İslam inancına/itikadına zarar vermekle kalmıyor ve rejimin kaderini maksadını aşarak İslam’ın kaderiyle birleştirip din karşıtı kitleler üretiyor.
Hülasa, İran’daki iç dinamikler bilinse de dış müdahaleler olacak mı ya da olursa ne olacak şimdilik bilinmiyor ancak olası bir dış müdahalenin İran’a beklenen huzuru veremeyeceği ortada. Geriye oldukça net olarak görüldüğü üzere, İran halkının bir devrimi daha kendi kudretleri ile yapması zorunluluğu kalıyor. İran’dan gelen görüntüler, rejimin vahşetini, şiddetin boyutlarını gözler önüne sererken, İran halkına hürriyet ve zafer dilemekten başka seçenek de kalmıyor.