Görselin altına yazılan “Aksiyon hiç bitmiyor, gerçekler Sözcü televizyonunda konuşuluyor!” cümlesi de dedektif kılığındaki silahlı “haber sunucuları” şovuna denk düşmüş!

Sözcü TV, yeni dönemde izleyeceği habercilik çizgisini Hollywood’daki aksiyon filmlerinin afişlerine benzeyen bir görselle tanıttı. Sözcü TV hesabından paylaşılan görselin altına “Bu bir film afişi değil, haberciliğin devler ligi” yazılmıştı.

Fakat görselde haberciliği çağrıştıran tek bir şey yoktu. Sözcü TV’nin haber sunucuları Serdar Cebe ve Ekrem Açıkel, dedektif kılığına girmiş, “Bitirim ikili” filminin yıldızları olarak ellerinde silahla birilerini kovalıyorlardı!

Görselin altına yazılan “Aksiyon hiç bitmiyor, gerçekler Sözcü televizyonunda konuşuluyor!” cümlesi de dedektif kılığındaki silahlı “haber sunucuları” şovuna denk düşmüş! Gerçekten de bu görselde haber de yok, haber sunucuları da. Aksiyona çağrı var sadece…

İyi ve kaliteli habercilik adına da bir şey yok bu tanıtımda. Hem de habercilik, macera, aksiyon ve dedektiflik ile özdeşleştiriliyor. Sokak ağzı ile “bitirim”lik, iyi gazeteciliğin liyakat ölçütüymüş gibi gösteriliyor.

Her daim çatışmalara karşı durması, barışı savunması gereken bir mesleğin yürütücüleri, silahla, çatışmayla bütünleştiriliyor. Üstelik de aksiyon, şiddet ve silah “iyi haber, kaliteli haber” üretmenin, yayımlamanın ve “Gündemin nabzı”nı tutmanın aracı olarak sunuluyor.

Bir haber kanalının haberciliğini bu şekilde tanıtması, hakikat peşinde nasıl koşacaklarına dair endişe verici. Anımsanırsa geçen hafta da Venezuela Devlet Başkanı Maduro’nun ABD askerleri tarafından konutundan kaçırılmasını yapay zeka ile canlandırıp, Sözcü TV haber bülteninde bir aksiyon filmi gibi yayımlamışlardı. Şiddeti kutsamış, ABD’nin “hegemonik gücünü” meşrulaştırmışlardı.

Demek ki, yapay zekaya Maduro’nun kaçırılma filmi hazırlatılması, “Bitirim ikili” görselindeki “habercilik” anlayışının ürünü. Gazetecilik meslek etiği, daha tanıtım sırasında bu kadar çiğnenirse bakalım haberlerde mesleki kodlara ne kadar uyulacak, göreceğiz.

Genel yayın yönetmeni muhabirler!

Artık moda oldu; bakanlar, parti yöneticileri, basın toplantıları ve gezilere, yazarları, Ankara temsilcilerini, hatta bazen onunla da yetinmeyerek genel yayın yönetmenlerini davet ediyorlar.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş da Darülaceze Sosyal Yaşam Şehri’nde düzenlediği basın toplantısına medyanın üst düzey yöneticilerini çağırmıştı. Göktaş’ın, “basın kuruluşlarının temsilcileri ile bir araya geldiği” belirtilen haberler Milliyet, Nefes, Karar ve Yeni Akit gibi gazetelerde imzasız kullanılmıştı. Hürriyet’te deneyimli muhabir Fatma Aksu’nun imzası yer alıyordu haberde.

Aynı haber, Türkiye gazetesinde Genel Yayın Koordinatörü Yücel Koç’un, Yeni Şafak’ta Genel Yayın Yönetmeni Hüseyin Likoğlu’nun ve Sabah’ta ise Haber Koordinatörü Kenan Kıran’ın imzasını taşıyordu. Koç, Likoğlu ve Kıran, Bakan Göktaş ile çektirdikleri ikili fotoğrafı da habere iliştirivermişlerdi.

Basın toplantılarına üst düzey yönetici çağıran bütün bakanlar gibi Göktaş’ın da böyle bir temsil düzeyi sağlayarak toplantısını daha önemli gösterme çabası içine girmesi kendisi açısından haklı olabilir. Ancak gazetecilik açısından reddedilmesi gereken bir yöntem bu.

Muhabirlerin yapması gereken ve de uzman muhabirlerin daha yetkin yapabileceği haber faaliyetlerini, yöneticilerin üstlenmesi, muhabirliği işlevsizleştiriyor; uzman muhabirliğe darbe vuruyor; muhabirlerin haber kaynağı ile ilişkisine zarar veriyor; onların konumlarını zayıflatıyor.

Ayrıca bu yöneticilerin editöryal görevi de olduğu için haberlerin oluşumu ve yayımlanmasıyla ilgili editöryal zincir bozuluyor, editöryal süreç farklı müdahale ve etkilenmelere açık hale geliyor.

Göktaş’ın basın toplantısında o alanla ilgili muhabirlerin yapamayacağı bir haber mi vardı? Haber değeri çok yüksek bir konuyu mu içeriyordu Göktaş’ın anlattıkları? Yayımlananlara bakılırsa hiç de öyle özel bir önemi yok Göktaş’ın basın toplantısının. Genel yayın yönetmenleri, koordinatörleri imza koydular diye önemi de artmadı. Olan, yine muhabirliğe oldu…

1-665

Çakır, “iftira” dediği haberi okumamış

CHP’den istifa eden Mersin Milletvekili Hasan Ufuk Çakır, AKP’ye geçmesini “Bana iftira attılar” diye savunmuş. CNN Türk, TV 100 gibi televizyon kanallarında da “Tutuklu belediye başkanları için 'aklanmalılar' çağrısı yapmıştı: CHP’li Çakır’ın eski adli arşiv kayıtları ortaya çıktı” haberinde Çakır’a “oto hırsızı” iftirası atıldığı söylendi.

Anlaşılan ne Çakır, ne de o TV’lerde konuşanlar halktv.com.tr’nin haberini dikkatle okumamış. Çünkü haberde “oto hırsızlığı” diye bir ifade yok; “otodan hırsızlık” deniliyor! Dahası haberde Çakır’ın “otodan hırsızlık” sabıkası olduğu belirtilmiyor; Çakır’ın karıştığı olaylar arasında bu da sayılıyor.

Halktv.com.tr’nin söz konusu haberi, Çakır’ın milletvekili adayı olduğu sırada Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı’nın verdiği belgeye dayanıyor. Bu belgeye göre de Çakır’ın “Adli SİCİL kaydı” yok; “Adli sicil ARŞİV kaydı” var. Dokuz maddelik “arşiv kaydı”nda Çakır’ın geçmişte iki kez 10’ar ay hapis, bir kere 3 ay 22 gün hapis, iki kez de “kamuya yararlı bir işte çalışma” cezası aldığı bilgisi yer alıyor. İnfaz tamamlandığı için bunlar “adli sicil”den silinmiş.

Belgenin, “karıştığı olaylar” başlıklı bölümünde de Çakır’ın 2006-2013 yılları arasında “otodan hırsızlık”, “tehdit” “kasten yaralama” ve “hakaret” gibi olaylara karıştığı belirtiliyor. Fakat bu olaylarla ilgili Çakır’a dava açıldığına dair bilgi yok.

Ancak halktv.com.tr’nin haberinde bu konu aktarılırken “Çakır’ın kayıtlarına göre; 15 Aralık 2006 tarihli kayıtta ilk suçlama olarak “otodan hırsızlık” olarak yer aldı” denilmiş, ardından gelen cümleler de “suçlamalar yer aldı”, “suç başlıkları bulundu” diye noktalanmış. Fakat bu cümlelerden sonra Çakır hakkında hukuki anlamda “suçlama” olmadığının, işlem yapılmadığının belirtilmemesi eksiklik olmuş.

Ayrıca başlıktaki “Tutuklu belediye başkanları için 'Aklanmalılar' çağrısı yapmıştı” ifadesi, Çakır’ın da aklanması gereken suçları olduğu ve haberin de Çakır’ın tavrına karşılık vermek amacıyla hazırlandığı algısı yaratıyor.

Tabii habere kaynak olan bir belge var ortada. Çakır’ı programına çıkaran, söyleşi yapan gazetecilerin bu belgeden söz etmemesi, ayrıntıları sormaması de şaşırtıcı…

2-536

Sağlık mı otelcilik mi?

Sabah gazetesinin haberi, “Şehir hastaneleri sağlıkta Türkiye’yi zirveye taşıdı” başlığını taşıyordu. Spotu da aynen şöyleydi:

“Sağlık alanında dünyanın referans aldığı Türkiye’de, 9 yılda, dünya standartlarında 5 yıldızlı otel konforunda 27 şehir hastanesi hizmete açıldı. 6’sının da bu yıl faaliyete geçmesi bekleniyor.”

Madem bir “haber” yazıyorsunuz; o zaman başlık ile haber metni arasında bir uyum olmalı. Haber, başlıkta söylenenlere dair somut veriler içermeli. İletişim fakültelerinde “haber yazımı” derslerinde daha ilk derslerde söylenir, defalarca altı çizilir bu kuralın.

Sabah’ın haberinde ise başlık ile içeriğin ilgisi yok! Başlık, Türkiye’nin “sağlıkta zirveye taşındığını” söylüyor; spotta “sağlık alanında dünyanın referans aldığını” öne sürüyor. Ancak haberde bu hastanelerin “sağlık alanı”ndaki başarısından değil, “otel konforu”ndan söz ediliyor.

Şehir Hastanelerinin sayısı, yenilerinin açılacağı gibi bilgiler dışında bu hastanelerin özelliği ile ilgili tek bir cümle var, o da “otelcilik hizmetleri” ile ilgili:

“Her hastaya bir oda’ anlayışıyla inşa edilen şehir hastanelerinin odalarının çoğu; içindeki tuvalet, banyo, televizyon, buzdolabı, eşya dolabı ile hasta ve yakınlarına konfor sunuyor.”

İyi de “sağlık” bu konforun neresinde? “Her hastaya bir oda konforu”, otelcilik hizmetleriyle ilgili olabilir ama bunlar şehir hastanelerinin sağlık sistemine getirdiği katkının ne olduğunu açıklamıyor. Bu yüzden de eksik, yanlış ve de tıbbi hizmetleri otelciliğe indirgeyen bir haber bu.

Madem şehir hastanelerinin sağlığa katkısını öveceksiniz, biraz çalışın, varsa somut veriler bulun. Bulamıyorsanız da “sağlıkta zirve” demeyin, olmamış çünkü…

4-318

Tek cümleyle:

· Yeni Şafak, “Dilmaç cinayetinde kan donduran itiraf” haberin yapay zekaya hazırlattı; yayımlarken yapay zekanın “İstersen bunu biraz daha sert bir spotla ya da kronolojik akış daha da belirgin olacak şekilde elden geçirebiliriz” notunu silmeyi unuttu.

· Türkiye gazetesi, hâkimin Yahudi olmasının yargılamayla ilgisine dair bilgi yer almayan habere “Maduro, Yahudi hâkim karşısında savunma yaptı” başlığıyla sundu.

· Milliyet’in, “Magmaya son adım” manşetinde yanardağdan akan lavları gösteren fotoğrafın habere konu olan Manisa ile ilgisi yoktu, ama “stok fotoğraf” olduğu belirtilmemişti.

· Yeni Akit, Berlin’deki sabotaj eylemi sonrası başlayan elektrik kesintisini “Hans karanlıkta kaldı” başlığıyla alaycı dille haber yaptı.

· Türkiye Basın Federasyonu Başkanı Sinan Burhan, TBMM’de karşılaştığı Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, “Efendim, özledik sizi’ dediğini”, “sevgi gösterisinde bulunduğunu” ve “Erdoğan’ı sevdiğini” yazarak “iktidar yanlısı” gazeteciliğin yeni bir örneğini sergiledi.

· THY, iktidar yanlısı Akşam, Aydınlık, Dünya, Hürriyet, Milliyet, Posta, Sabah, Takvim, Türkgün, Türkiye, Yeni Akit, Yeni Birlik ve Yeni Şafak gazetelerine “Türk Hava Yolları kanatlanıyor” başlıklı tam sayfa reklam verdi.

· Odatv, Demirören Holding Yönetim Kurulu üyesi Tayfun Demirören’in şirketinin “iflas” ettiğine ilişkin habere yanlışlıkla “Tayfun Demirören ‘istifa’ etti” başlığı koydu.

· Haberler.com, intiharların bulaşıcı niteliği olduğu bilinmesine rağmen, ismi bile belli olmayan bir kişinin paylaşımını “Son mesajım’ deyip, intihar edeceğini açıkladı” haberi yaptı.

· “Terör örgütü propagandası yaptıkları” suçlamasını geniş haber yapan iktidar medyası, İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu ve yöneticilerinin beraatini görmezden geldi.

· Show TV’nin “Gazi o parçanın çıkarılmasını istiyor” haberinde suçlanan doktor ve hastanenin karşı görüşü yoktu; haber tek yanlıydı.

· Yeni Akit, yine gazetecilikle bağdaşmayan dil kullanarak habere “Yahu o şehir hastaneleri sizin neyinize batıyor” başlığı attı.

ELEŞTİRİ, ŞİKÂYET VE ÖNERİLERİNİZ İÇİN: [email protected]