“Gazeteci siyasileri yönlendirmeye çalışmaz, onlar adına düşünmez ya da kaygılanmaz, ama gerektiğinde üzmekten de çekinmez.”

“Gazeteci siyasileri yönlendirmeye çalışmaz, onlar adına düşünmez ya da kaygılanmaz, ama gerektiğinde üzmekten de çekinmez.”

Tam üç yıl önce yazmıştım bu satırları. Seçimler öncesinde kurulan “Altılı Masa”dan kalkan Meral Akşener’in, geri dönmeye ikna edilmesi sürecinde muhalif medyada kimi gazeteciler “taraftar”lık psikolojisiyle davranıyor; eleştirel yaklaşım sergileyenleri de linç ediyorlardı. Seçim sürecinde CHP’nin tüm faaliyetlerine de taraftar gözüyle baktılar, hep alkışladılar.

Maalesef muhalif medya üç yıl öncesine göre daha iyi bir noktada değil. AKP iktidarının yargı silahıyla yürüttüğü siyasi operasyonlar sonrasında CHP’yi koruma içgüdüsü daha da yoğunlaştı. Elbette gazeteci hukuksuzluklara karşı durmalı, demokrasiyi savunmalı, ama bu nerede olursa olsun yanlışları görmezden gelmeye yol açmamalı.

CHP’ye karşı eleştirel yaklaşımdan vazgeçmek muhalif medyayı “muhalefet” haline getirir. Muhalefet medyası olmak da en başta gazeteciliğe zarar verir; sonra da CHP ve demokrasiye. Gerektiğinde CHP’lileri de eleştirmekten, üzmekten çekinmemeli muhalif medya.

Ancak CHP’yi eleştirmekten çekiniyor muhalif medya. Örneğin, 5 Nisan’da, iktidar medyasında “Belediye kasasından VIP rüşvet” (Akşam), “Uşak’tan Özgür Özel’e 8 milyonluk VIP kıyak” (Sabah), “CHP usulü özel döşeme” (Türkiye), “Özel’in makam aracı Uşak’ın parasıyla alındı” (Yeni Şafak) manşetleri yayımlandı. TV’lerde de aynen alıntılandı bu haberler.

CHP Sözcüsü Zeynel Emre’nin, aynı gün öğleden sonra Beylikdüzü’nde basın toplantısı vardı; izleyen muhalif gazeteciler bu iddiayı sormadı! Dahası, iktidar medyasındaki bu iddia, muhalif medyada haber de olmadı. Orada haber olmayınca CHP’den de açıklama yapılmadı.

Hatta AKP Uşak Milletvekili İsmail Güneş, bu iddiayı ertesi gün TBMM’de dile getirdi; CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır, “İftira atıyorsun, evrak göster, ispatla” yanıtını verdi. Güneş de “Basında çıktı. O zaman itiraz edin” dedi. Bu tartışma da ANKA ile İHA ajansları ve yerel medya dışında medyada haber olmadı.

Üstelik de Sabah, 1 Nisan’da, “Uşak’taki soruşturmadaki bir gizli tanık beyanı”na dayanarak, bir ihale karşılığında 5 milyon lira verilerek Özgür Özel’e araç satın alındığını iddia etmiş; CHP İletişim, aracın bedelini CHP’nin ödediğini kanıtlayan faturayı açıklamıştı. CHP’nin yalanladığı “satın alma” iddiası, dört gün sonra “Özel’in makam aracının lüks dizaynı için Uşak Belediyesi kasasından 7.7 milyon lira ödendiği” iddiasına dönüşmüştü.

Muhalif medya üzerine gitse bu iddia da aydınlatılabilir; soru işaretleri ortadan kaldırılabilirdi.

Skandalı görmezden geldiler

İktidar medyası, CHP’li belediyelere yönelik ardı kesilmeyen operasyonlarda taraf. Hüküm içeren, nesnellikten uzak bir dille aktarıyorlar operasyonları. Ancak iktidara değen, onları rahatsız edecek bir olay olduğunda yaklaşım hemen değişiveriyor.

T24’ten Asuman Aranca’nın “Ayhan Bora Kaplan dosyasından eski başsavcı olan Yargıtay üyesi Yüksel Kocaman’ın ismi çıktı: ‘Araç parası ödemesi’ Kaplan’ın asistanından” haberini BirGün, Gazete Pencere, Halk TV, Sözcü ve Nefes alıntıladı. Ancak muhalif medyanın önem atfettiği bu haberi iktidar medyası tümüyle yok saydı! Hiçbiri yayımlamadı.

Oysa büyük bir skandal söz konusuydu. Haber, halen Yargıtay üyesi olan hukukçunun Ankara gibi bir kentin Cumhuriyet Başsavcısı iken suç örgütü ile ilişki içinde olduğunu ve satın aldığı aracın ödemesini bu örgütün yaptığını dava dosyasına giren belgeyle kanıtlıyordu! Yüksek yargı mensubunun mafya ile ilişkisini görmezden gelen medyanın samimiyetine nasıl inanılabilir?

Başka bir örnek de gazeteci Fuat Uğur’un sosyal medyadaki paylaşımıydı. Fuat Uğur, Tarım Kredi Genel Müdürü Hüseyin Aydın’ın maaş ve yan haklarla birlikte aylık 1.5 milyon lira gelir elde edip etmediğini sordu. Bir süre sonra “Aydın’ın hatırını kıramayacağı kişileri araya sokması”ndan yakınan Fuat Uğur, “Yaptığı en hafif deyimiyle ayıp; gerçeği sağlamak için kaçmak ve baskı yapma girişimi” diye yazdı. Fakat sonra iki paylaşımını da sildi.

Baskı altında kalan Fuat Uğur’un bu paylaşımlarını silmesini mesele yapmayı geçtim, iktidar medyası Hüseyin Aydın’ın 1.5 milyonluk aylık gelirini de görmezden geldi. Hiçbiri haber yapmadı. Gazeteciliğin yerini taraftarlık alınca adalet duygusu da yok oluyor, vicdan da…

2-607

“Arka plan” notlarıyla uyarı

RTÜK’ün, İsrail'in Başkonsolosluğu binası önündeki saldırıyla ilgili duyurusunda “bazı yayınlarda infial yaratabilecek teyitsiz görüntülerin paylaşıldığı tespit edilmiştir” deniyordu. Ardından da “Tüm yayıncıların sadece resmi makamların açıklamalarını esas alması ve kaynağı belirsiz görüntüleri paylaşmaktan kaçınması yasal zorunluluktur” tehdidinde bulunuluyordu.

Bir terör haberinde “sadece resmi makamların açıklamalarının esas alınması” gibi bir yasal zorunluluk yok. Gazetecilikte de böyle bir zorunluluk olamaz. Gazeteci, resmi açıklamayı alır, araştırır, doğruladığı bilgilerle birlikte yazar. Hele ki, resmi açıklamaların çoğu zaman gerçeği aktarmadığı bu dönemde sadece açıklamalarla haber yazmak gazeteciyi hakikate ulaştırmaz.

Ayrıca “teyitsiz görüntü paylaşanlar” kim ya da kimler? Eğer varsa öyle bir medya kuruluşu, işlem yapmak yerine bütün medyayı “teyitsiz görüntü paylaşıyormuş” gibi göstermek haksızlık.

Zorlamışlar, zira RTÜK bu ifadeyi kendiliğinden kullanmadı. Cumhurbaşkanlığı’ndan saldırı sonrasında medyaya gönderilen “Arka Plan” notunda da “Görsel içerik kullanımı asgari seviyede tutulmalı, teyitsiz ve ham görüntüler dolaşıma sokulmamalıdır” deniyordu. Notta, saldırının ‘İsrail Başkonsolosluğu’na yönelik olarak” sunulmaması da isteniyordu. AA’nın haberinde bu notun bir bölümü “kaynaklar”a atfedilerek kullanıldı.

Fakat iktidar medyası bile saldırı haberlerinde “resmi açıklamalar” ile sınırlı kalmadı. Sabah ve A Haber dahil birçoğu haberlerinde “konsolosluk saldırısı” olarak nitelendirdiler olayı. Televizyonlar da çatışma anına ilişkin görüntüleri yayımlamaktan geri durmadı.

Hatta İçişleri ve Adalet bakanları, saldırıyı gerçekleştirenler için “dini istismar eden örgüt” tanımını yapıp, örgüt ismi vermezken, iktidar medyasının hemen tamamı “DEAŞ” (IŞİD) elemanı oldukları bilgisini aktardı. Muhalif medya da örgüt adı verdi haberlerinde.

İktidar medyasındaki iki yanlışa da dikkat çekeyim. Resmi açıklamalarda yaralı yakalanan saldırganların Onur ve Enes Çelik kardeşler olduğu belirtiliyordu. Ama Yeni Şafak, saldırıdan iki gün sonra yayımladığı “Yaralı terörist Enes Çelik değil” haberinde saldırganlardan birinin Onur Çelik değil, Ahmet İmrak adlı kişi olduğunu yazdı. Fakat aynı gazete sanki böyle bir haber yayımlamamış gibi, ertesi günkü haberinde “teröristler Onur Çelik ve Enes Çelik’in tedavilerinin devam ettiğini” belirtti! Haber yanlışsa açıklama yapılması gerekirdi, böylesi sorumsuzluk.

Hürriyet’in “Aracı Enes kiralamış” haberinde de önce “Enes Çelik’in İzmit’ten otomobil kiraladığı tespit edildi” yazıyordu. Hemen sonrasında da “saldırganlardan Onur Ç. tarafından kiralandığı belirlenen aracın” deniyordu.

Aracı Onur mu kiralamış, Enes mi? İyice karışmış, topu topu beş cümlelik bir haber üstelik…

1-491

Haber kanallarının izlenme oranları

Yılmaz Özdil, Sözcü TV ve gazetesinin adı konulmamış yöneticisiydi. Ayrılmasının nedenini tam olarak bilmiyoruz. Bildiğimiz, istifası sonrasındaki paylaşımında bazı CHP yöneticilerini suçladığı:

“Burhanettin Bulut ve Gökhan Günaydın’ı tebrik ederim. Uğruna mücadele ettiğimiz insanlar tarafından taşlanmayı göze alarak, bağımsız gazeteciliği savunmak için elimden geleni yaptım, doğruyu dosdoğru anlattım, anlatmayı beceremediğimi hayat mutlaka anlatır.”

Yılmaz Özdil, ima ettiği gibi CHP yöneticilerinin baskısı sonucu mu ayrılmak zorunda kaldı? Yılmaz Özdil, Mart 2023’te ayrıldığında da benzer iddialar ortaya atılmış, o zaman Sözcü’de yayımlanan açıklamada Özdil’in kendi kararıyla ayrıldığı belirtilerek, “Sözcü gazetesine hiçbir siyasi parti ve kurum baskı yapamaz, talimat veremez, yazar attıramaz” denilmişti.

Sözcü, bu kez böyle bir açıklama yapmadığına göre iki yıl önceki noktada olmadığı ve bu kez CHP’nin etkisiyle ilgili yorumlarından rahatsız olmadığı sonucu çıkarılabilir mi, emin olamadım.

Doğrusu, Sözcü yönetiminin açıklama yapması. Sözcü, okur ve izleyicilerine açıklama borçlu.

Yılmaz Özdil’in ayrılmasında Sözcü TV’nin reytinginin (izlenme oranı) yükselmemesinin etkili olduğu da söylendi, yazıldı. TİAK’ın ölçümlerine baktım. Özdil ve ekibinin göreve başlamasından önceki Kasım 2025’te Sözcü TV’nin günlük ortalamada reytingi 0.15, share (izlenme payı) ise 0.91 imiş. Geçen mart ayında ise Sözcü TV’nin reytingi 0.18’e, share ise 1.05’e yükselmişti. Anlaşılan düşmemiş ama çok hafif artmış kanalın izlenme oranları.

Kaldı ki, aynı dönemde Halk TV’nin de izlenme oranları artmış. Halk TV’nin reytingi geçen ay 0.44, share ise 2.54’tü. CNN Türk ve TRT Haber’den sonra en çok izlenen üçüncü kanaldı.

Tabii Yılmaz Özdil’in, CHP yöneticileriyle münakaşalara girerek ve hakaretamiz, aşağılayıcı ifadeler kullanarak gazetecilik sınırını aştığı da bir vakıa.

4-373

Yalanlamayı yalanlayan haber

Adalet Bakanı Akın Gürlek’in, “Muhtemelen orada yeni binalar, ihtiyaç görülen yerler yapılabiliyor” açıklamasının, “İmralı’da Abdullah Öcalan için özel konut yapıldığı” iddiasını yalanlama anlamına gelmeyeceğini yazmıştım geçen hafta.

Nitekim Türkiye gazetesinde Yücel Kayaoğlu imzasıyla yayımlanan “Villa yapılmayacak, İmralı’dan çıkamayacak” haberi konuya açıklık getirdi:

“İmralı Cezaevi kampüsündeki binalardan birisinde tadilat yapılıyor. Duvarla bölünen bir alan Öcalan’a çalışma ofisi olarak tahsis edilecek, konaklaması için temel ihtiyaçlar bulunacak.”

Bu bilgi, Akın Gürlek’in açıklamasını doğrulamıyor. Yeni bina yapılmıyor, mevcut bir binada tadilat yapılıyormuş, hem de Öcalan için…

Buna rağmen haberin girişinde “Gürlek’in yalanlamasına rağmen bu tartışma bitirilmedi” denmesi de garip olmuş. Zira bu haber de “tartışma”yı sürdürdü, bakanın sözlerini yalanladı.

Tek cümleyle:

· Türkiye gazetesi Narin Güran cinayeti davasında yeniden yargılanan Nevzat Bahtiyar’ın sözlerini “savunma” ya da “iddia” olarak yayımlamak yerine, “Amcası Salim, ‘Narin’i parçala’ demiş” başlığıyla teyit edilmiş bilgi gibi haberleştirdi.

· Sabah ve Milliyet’in, “MHP İstanbul İl Teşkilatı feshedildi” haberinde bu kararın nedeni hakkında tek bir sözcük bile yer almadı; sadece partinin açıklaması yayımlandı.

· Sözcü TV’nin “Maç varsa Erman Hoca var” programında önlerine bir markanın ikişer tane kola kutusunu koyan Erman Toroğlu ve Yasin Yıldırım örtülü reklam yaptı.

· Akşam, Milliyet, Sabah, Yeni Akit ve Yeni Şafak gazeteleri, AKP’li Selçuk (Konya) Belediyesi’nin tam sayfa tanıtımını “reklam” uyarısı koymadan haber gibi yayımladı.

· Yeni Akit, Yalçın Küçük’ün ölümüyle ilgili habere “Soyadı Küçük günahları büyüktü” başlığı atarak kendisini “günahları değerlendirme makamı” yerine koydu ve nefret kustu.

· Yerel site Ayıntap, AKP Gaziantep İl Yönetim Kurulu üyesi Selami Yetkinşekerci’nin “milletvekili adaylığı söylentilerinin vatandaşta rahatsızlık yarattığı”nı yazdı; sonra da “halkın Yetkinşekerci’yi sevdiğini ve saygı duyduğu”nu belirten özür metni yayımladı.

ELEŞTİRİ, ŞİKÂYET VE ÖNERİLERİNİZ İÇİN: [email protected]