Bilgi, kümülatif bir şekilde oluşur. Klasik dönemlerde, bilgi birikimi şifahi bir biçimde sağlanmıştır. Ancak modern dönemde bu, akademik araştırmalarla, kaynaklara dayanarak, bir diğer deyişle daha sahih kaynak ve delillere ulaşarak sağlanır. Ve elbette bir “inkar kültürünüz” varsa, şifahi anlatım da belgelere dayalı anlatım da size bir anlam ifade etmez. Dolayısıyla “Kürtler yok, tarihte Kürt yok, Kürtçe yok” şeklinde inkara dayalı safsatalara karşı yapılabilecek bir şey yok, bu nedenle Kürtler, Kürt tarihi, Kürtçe üzerine akademik düzeyde gösterilen çabanın herhangi bir yok sayıcılığa, inkarcılığa karşı ispatlama çabası olmadığını, ilmi ve değerli bir çaba olduğunu en baştan belirtmek gerek.

Türkiye’de Kürtlerin millet olarak, Kürtçe’nin bir dil olarak varlığının inkarı yeni bir konu değil, resmi asimilasyon politikaları, ideolojik tarih anlatımı ile desteklenerek maalesef rutin hale getirildi. Ve buna televizyondan sosyal medyaya, akademiden otobüs durağına kadar birçok yerde şahit olduğunuz için, yani birçok kişi üzerinize “Kürt yok, Kürtçe yok” şeklindeki safsataları boca ettiği için devam eden bu inkarcılığa daha ciddi bir biçimde bakma gereği doğuyor. Keşke doğmasaydı…

Kürtlerin tarihi konusunda birçok farklı görüş olmakla birlikte, çok sayıda kaynak Kürtlerin ve Kürtçe’nin varlığını tarihi araştırmalar ile ortaya koyuyor. Hatta o kadar çok tarihi varlık kaynağı var ki, bu kaynaklardaki bilgilerin sadece birer cümlesini alsanız sayfalar dolusu bir külliyat oluşur. Bu nedenle çok çok çok özet olarak Kürt tarihine dair birkaç nokta atışı bilgi ile değinilebilir aksi durum haftalarca çalışma gerektirebilir. Elbette bu kadar fazla kaynağı ve bilgiyi yok saymak da bir o kadar büyük inkar olarak karşınıza çıkar.

Kürtlerin Kökenleri: Milat’tan önce Kürtler

“Kürtler’in menşei konusunda farklı yaklaşımlar bulunmaktadır. Anayurtlarının Zağros dağları olduğu bilinen Kürtler etnik kökenden ziyade tarih ve dil yakınlığı itibariyle İranî kavimlerle akraba gösterilir. Hatta Türkler ile akraba olduklarını söyleyen görüşler de var. Kürtler’in Arap aslından geldiğine dair rivayetler varsa da bunlara pek itibar edilmemiştir. Ayrıca Kürtler’in menşeine dair çeşitli mitolojik rivayetler de bulunmaktadır. Ksenofon’un (MÖ. IV.) Kardukhoi, Strabo’nun Gordyaei ve Ortaçağ Ermeni müelliflerinden Hayton’un Cordins diye adlandırdıkları, ayrıca Antikçağ kaynaklarında İrmîniye bölgesinde yaşadıkları ve Gordyene adıyla anıldıkları kaydedilen topluluklar (Karduklar) bazı modern dönem araştırmacıları tarafından Kürtler’le ilişkilendirilmiştir. Bazı araştırmacılar Kürtler’i Van gölünün batısında yaşamış olan Cyrtii (Kırtiler) ile ilişkilendirirken bazıları da Medler’i Kürtler’in ikinci tabakadan ataları olarak değerlendirirler.” (Prof. Dr. Mehmet Akbaş. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi)

Kürtlerin kökeni ile ilgili birçok araştırma mevcut, buna göre Kürtleri Hz. Nuh dönemine kadar götürmek mümkün olmakla birlikte, “Antik dönemin yazılı kaynaklarının erken dönem tarihçisi Miletli Hekataios, (M.Ö. 550–476) Karduklarla Gordilerin aynı topluluklar olabileceğini söyler. Keldani Rahip Berossus Babil Tarihi kitabında (M.Ö 278) Hz. Nuh’un Gemisi’nin konduğu yer olarak Cordyenian Dağları’na atıfta bulunarak Cudi Dağı için “Gordioların Dağı” ismini verir. M.Ö 1. yüzyılın Coğrafyacısı Stoba, burada ikamet etmekte olan insanlar, Gordaei’ler (Cordyaeans) olup Ksenefon’un Kardukları ile aynıdır, der.“ (Yusuf Yoldaş. İslami Fetihler Döneminde Kürtler. Mardin Artuklu Üniversitesi. Yayınlanmamış Yüksek Lisans tezi)

Özetle, Kürt tarihine baktığımızda milattan öncesinde dahi Kürtlerin varlığına dair bilgilere rastlamak mümkün.

Kürt Dili: Kürtçe

“Kürt dilinin kökenine gitmek istediğimizde kesin bir sonuca ulaşamamaktayız. Araştırmacı Zeki Beg’e göre Kürtçe, bazılarının iddia ettiği gibi Farsçadan türemiş veya Farsçadan bozma bir dil değildir. Ancak aynı kökten geldiği söylenebilir çünkü aralarında büyük benzerlikler bulunmaktadır. Kürtçe çok eskilere dayanan bağımsız bir gelişme sürecinden geçmiş tamamen bağımsız bir dildir. Ona göre Kürtçe, Dara’nın (Darius) ünlü yazıtlarının yazıldığı Farsçadan daha eskidir. Varılan bu sonuç doğruysa Kürtçe M.Ö. 6. yüzyılda mevcuttu ve bağımsız kendi kendine yeten ayrı bir dildi. Buradan hareketle Kürtlerin M.Ö. 650 yılından öncesine dayanan köklü bir tarihinin olduğunu söyleyebiliriz.” (Mehmet Emin Zeki Beg. Kürtler ve Kürdistan Tarihi. Nubihar Yayınları)

“Kürtlerin hem etnik atalarının hem de “Çok Parçalı Kürtçe” konuşucularının dilbilimsel atalarının, milattan önce de atalarına ait Avrasya yurdunda var olduklarını gösteren güçlü bulgulara rastlanmaktadır. Hem Paleo/ Arke-Genetik Bilimi hem de DNA Soybilimi bulgularıyla oldukça değerli tarihsel bilgi-biriminin katkısıyla... En önemlisi de (“Çok Parçalı Kürtçe” konuşan) Kürtlerin geleneksel yerli halkın yerleşim alanının coğrafi anlamda büyük oranda bugünkü İran’ın dışında ve kuzeybatısı olan daha geniş bir Kuzeybatı Avrasya olduğu ana hatlarıyla ifade edilebilir. Etno-genetik olarak Kürtlerin, belli ki daha geniş bir kökenden, Yakın Doğu ve Avrasya’nın Hint-Avrupa öncesi çok-kültürlü alt-katmanından türediği ve ağırlıklı olarak Cilalı Taş Devri Kuzey Bereketli Hilal’in çiftçi ve çoban yerlilerince şekillendirilen erken dönem antik katmanları oldukları söylenebilir. Genetik olarak Yahudi ve Ermeniler gibi diğer Yakın Doğu ve Avrasya alt-katmanı yerli halklarıyla çok yakından ilişkili gözükmektedirler. Kürtlerin ve “Çok Parçalı Kürtçe” konuşanların milattan önce var olduklarıyla ilgili tarihsel referanslar, Eski ve Orta İrani dönemlerde Kürt dillerinin selefi olacak diller henüz bilinmiyor olsa da ergatiflik dahil Çok Parçalı Kürtçe”nin en erken dönem aşamalarını çeşitli rekonstrüksiyon örnekleriyle sunan ileri gelen İranologlardan Gernot Windfuhr’un dilbilimsel kanıtlarıyla en göze çarpar şekilde ispatlanabilir.” (Ferdinand HennerbicHler. Kürtlerin Kökeni. Bingöl Üniversitesi Yaşayan Diller Enstitüsü)

Kürtlerin Dinleri

“İslamiyet öncesi Kürtler, tarih boyunca birçok dine ev sahipliği yapmıştır. Kürtler önceleri Anadolu ve Mezopotamya’daki yerel inanışlar ile Antik Ârî inançlarından etkilendiler, ancak İslâm’dan önceki dönemde büyük ölçüde Mecûsîliği (Zerdüştîlik) benimsediler. Ârî inançları arasında tabiat olaylarını kişileştirme, onlara ilâhî güçler nisbet etme gibi yaklaşımlar mevcuttu; ateş, su, toprak, yıldırım, gökyüzü, güneş, ay ve yıldızların belirli güçler/tanrılar tarafından yönlendirildiğine inanılmaktaydı. Kürt kökeninin dayandığı Ârîler bu tanrıları sistematik bir şekilde iyi ve kötü olarak sınıflandırmışlardı. Ancak monoteist bir din kurucusu olan Zerdüşt yaşadığı dönemde İran’da yaygın biçimde inanılan tanrıları reddederek Ahura Mazda’yı tek tanrı olarak kabul etmişlerdir. Kral Viştaspa’nın Zerdüşt’ün öğretilerini benimsemesinin ardından Ahamenîler döneminde Zerdüştîlik güçlenip resmî din olarak kabul edilince hem Med halkı hem de onlara komşu kabileler yavaş yavaş bu dini benimsediler. Süreç içinde Kürtlerin de bu monoteist inancı kabul ettiği görülmektedir. (Dr. Hayrettin Kızıl. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi.)

İslam Tarihinde Kürtler

“Bilinen ilk Müslüman Kürt, Ebû Meymûn Câbân el-Kürdî adlı sahâbî olup oğlu Meymûn el-Kürdî de İslâm kaynaklarında hadis râvisi olarak adı geçen bir şahsiyettir. Kürtler’in toplu halde İslâmiyet’i benimsemesi yaşadıkları bölgelerin fethedildiği Hz. Ömer dönemine rastlamaktadır. (Dr. İlhan Baran. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi)

“İslam tarih ve coğrafya kitaplarında Kürt ismi, Kürtlerin yaşadığı bölgeler, Kürt yurtları mekân olarak veya Kürt adıyla bilinen kavim adı olarak sıkça kullanılmıştır. İslam tarihçileri Kürtlerin yaşadığı coğrafya için “Bilâd’ül- Ekrad, Memâlik’ül- Ekrad veya Menâtik’ül- Ekrad” isimlerini kullanmıştır. Kürdistan isminin ilk defa Selçuklular devrinde kullanıldığı iddia edilmiş ve kaynak olarak da Hamdullah Müstevfi’’nin eserleri gösterilmiştir. Hamdullah Müstevfi, Nüzhet’ül- Kulûb adlı eserinde bu konuya daha ayrıntılı olarak yer vermiştir. Yazar İslam coğrafyasını anlattığı eserinde Irak’ı Arap bölgesini anlatırken “Fars Körfezi çevresinde Huzistan bölgesi sonra Kürdistan ve en son da Diyarbakır var” demiştir. Fars Irak’ını anlatırken Kürdistan ismi tekrar geçmiştir.” (Prof. Dr. Bekir Biçer. İslam Tarihi Kitaplarında Kürtler Hakkındaki Rivayetler)

Alıntıladığım bölümler, Kürtlerin tarihi, dilleri, yaşadıkları coğrafyalar, inanışları ve kültürünün varlığını gösteren çok çok özet bilgiler. Bununla birlikte bu görüşlere muhalif araştırmalar da bulunmaktadır ve hatta alıntıladığım çalışmalarda birden farklı görüş de bulunmaktadır. Şu kadar özet bir çalışma bile bile Kürtlerin varlığının delilidir. Bununla birlikte Hz. Ömer döneminden itibaren İslam’la tanışan, çeşitli isyanları Müslümanlarla birlikte bastırmaya destek veren ya da isyanlara destek veren Kürtler olmuştur. Alevi Kürtlerden de Müslüman dindar Kürtlerden de bahsetmek mümkündür hatta Kürtçe konuşan Yahudiler bile mevcuttur. “Şu tarihte Kürt yok, Kürtlerin şu konuya katkısı yok” demek artık safsata olmanın çok ötesinde aşırı bir yalan olarak karşımızda durmaktadır. Sosyal medya iletinizden tutun da yazılmış eserlerin hoşunuza gitmeyen bölümlerinden Kürt kelimesini çıkartmakla, Kürt varlığını bir takım üst kimlikler altında yok sayma amaçlı ele almakla da Kürtler yok olmayacaktır.

Türkiye’den Suriye’ye, İran’dan Irak’a kadar Kürtlerin asırlardır yaşadığı coğrafyalarda eşit vatandaşlık ölçüsünde haklarına dair iyileştirmenin gereğini konuşmaya çalıştığımız ve konuşmamız gereken dönemde, halen Kürtlerin varlığına dair ispatlara itilerek vakit kaybettirilirken, teşbihte hata olmaz, şeytan taşlamaktan tavaf etmeye vakit kalmıyor, “madem Kürtler yok, yok olan bir şeyin yokluğuna dair neden bu kadar çaba sarf ediyorsunuz” retorik sorusu tek cevap olarak belki de yeterli kalabiliyor ancak diğer yandan tarihte milattan öncesine, coğrafyada fizana kadar güçlü bir Kürt varlığı da yok sayıcıların aziz çabaları sayesinde kendisini yeniden yazıyor.