Bir insan durduk yerde neden 5 vakit elini-yüzünü, ayaklarını yıkar ki? Hatta sadece 5 vakit değil, bütün gün “abdest”li durmak nasıl bir şey?.

Abdest aslında Farsça bir kelime. “El suyu” demek. Aslı “Vudu”. “Namaz” da farsça, aslı “Salad”. “Oruç”un aslı “Savm”. Hac ve zekat’ı korumuşuz. Ramazan bayramı’nın adı nerede ise “Şeker bayramı” olacaktı, direkten döndük. O akılsızlıkla Kurban bayramı’nın da “Kebab bayramı” olurdu herhalde. Kelime anlam olarak böyle çarpıtılınca, bir de işin muhtevasına bakmak gerek.

Tamam, Allah’ın (cc) huzuruna çıkarken temiz, yani “tahir” olmamız gerek. Biz sürekli Allah’ın huzurunda değil miyiz? Burada anlatılmak istenen kulluk görevi olarak ibadet etmek, Allah’a yaşadığımız zamanın hesabını vermek, önümüzdeki zamanın sorumluluğunu ikrar etmek için Allah’ın huzuruna çıkar müminler. Buna “Necasetten taharet” diyoruz. Bunun anlamı üzerimizde, elimizde, yüzümüzde, ayağımızda, elbisemizin içinde ya da dışında maddi/fiziki olarak, Necis, pis, murdar olan bir şey var mı, ona bakarız ve pisliklerden temizleniriz.

Mesela çaldığınız elbise ile Allah’ın huzuruna çıkabilir misiniz? Cebinizdeki rüşvet parası ile mesela. Sahte diploma ile makam sahibi olmuşsanız ve hala o makamda oturuyorsanız bu şekilde Allah’ın huzuruna çıkabilir misiniz? Tamam üstünüzde Domuz kanı yok, eliniz yüzünüz temiz gözüyor da kir bundan ibaret değil ki! Bazan “Gusul abdesti” almak da gerekebilir.

Adını “Faiz”e çevirdikleri Riba da haksız kazanç ve bir pisliktir aslında. Cebinizdeki para hırsızlık olmasa da aslın da “Riba” damgası taşıyor. Hadi o konuya girmeyelim, “zaruret” filan diyelim. Dar-ul İslam’da yaşamıyoruz, Dar-ul Harb’de de yaşamıyoruz, yaşadığımız dünya Dar-ul Acaib. İşin kötü yanı, kimse de bu konuda arınmak için çaba göstermiyor. Riba konusu “Helal kesim tavuk” kadar bile itibar görmüyor. Her gün tavuk yemiyoruz ama, Riba bulaşmış para ile alışveriş yapıyoruz.!?

Bitti mi? Yok canım, biter mi, “Fıtrat” bahsine girersek içinden çıkamayız. “Toplumsal cinsiyet” paneline katılan ilahiyatçılar, panel öncesi-sonrası abdest alıp namaz kılıyorlar, onlar yapıyor, kendilerince o görevin yapıldığını düşünüyorlar.

(Ankebut 45)’de "Kitaptan sana vahyedileni oku ve namazı dosdoğru kıl. Şüphesiz namaz, hayâsızlık’tan (fahşâ) ve kötülükten (münker) alıkoyar. Allah'ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir." Hadislerde ne deniyordu "Her kim namaz kılar da o namaz onu fahşâ’dan (hayasızlıktan/haddi aşmaktan) ve münker’den (kötülükten) alıkoymazsa, o namaz ancak Allah Teâlâ'ya karşı gazabını artırır ve ondan uzaklaştırır." Namazı onu iyiliğe sevk etmez ve kötülükten menetmezse, Allah’tan uzaklaştırır. Eğer namaz kötülükten alıkoymuyorsa, o namaz doğru kılınmıyor demektir.

Bunun başlangıcı da Abdest’tir. Abdest bizi PİSlikten temizliyor mu? Bugünkü kimi “acar Müselmanlar” için sorun değil, ihaleye fesat karıştırıp büyük bir vurgun yaptıktan sonra günahlarını sildirmek için Mekke’ye koşuyorlar! Artık havanın, suyun, toprağın bile “tahir” olup olmadığı tartışmalı.

Abdest konusuna geri dönecek olursak, abdestle aslında bir Müslüman sadece “Necaset”ten arınmaz. “Hades”ten de arınır. “Hades” görünmeyen “manevi kir” demektir. Mesela elimizi yıkarken elimizle yaptıklarımızdan dolayı elimizdeki günahlardan arınmak isteriz. Ağzımıza su verirken, yediklerimiz, içtiklerimiz, lisanımızla ilgili günahlardan arınmaktır niyetimiz. Kötü söz, küfür, yalan, incitici bir söz, yalan, hakaret ve iftira ettiyseniz o pislikten dilinizi yıkamanız ve tekrar yapmamak konusunda Allaha bir yönelişi, yakarışı ifade eder. Burnunuza su verirken, haram kokulardan arınıyorsunuz. Yoksa burnuna Kokain çekenlerden misiniz? Yüzünüzü yıkarken, gözünüzle harama baktıysanız onu da temizliyorsunuz. Sahi böyle mi abdest alıyor, Müslümanlar bugün. Kötülükler karşısında yüzünüzün ifadesi nasıldı?. Görmezden mi geldiniz, öfkelendiniz mi, güldünüz mü, yoksa susmayı mı tercih ettiniz.?

Dikkat ederseniz 5 duyunuzu temizliyoruz, sadece elinizi yıkamış olmuyorsunuz. O ellerinizde hangi belgeye imza attınız, birine vurmuş ya da birinin malını çalmış olabilir misiniz? O ellerinizle zalimleri alkışlayıp, mazlumlara parmak sallamış olabilir misiniz?

Kulaklarınızdan kötü söz duymuşsanız, onu da oradan çıkartmanız gerek. Ayaklarınızla niçin, nereye gittiniz? Ya işte böyle! Abdest almak ne kadar zormuş!?

Daha namaza başlamadık. En çok yapılan ibadet dua ama aslında onu da bilmiyoruz. Bilmediğimizi de bilmiyoruz. Bakara 45 "Sabır ve namazla (Allah'tan) yardım dileyin. Şüphesiz namaz ağır bir iştir; ancak Allah'a derin saygı duyanlar için ağır gelmez." Bir ayette şöyle denir: ”Dualarınız olmasaydı ne işe yarardınız ki!” Rabbimiz şöyle buyurdu: Bana dua edin, size icabet edeyim. Dua etmeyi biliyor muyuz? Hani “bize hayır gibi gelen şeyde şer, şer gibi gelen şeyde hayır olabilir”idi! Yoksa siz “Ya Rab benim ellerimle cezalandır zalimleri, benim ellerimle yardım et mazlumlara” mı diyorsunuz. Harika, ne mutlu size! Biz genelde dua ettiğimizi zannederken Allaha akıl veriyoruz, bizim için ne yapmasını söylüyoruz, onu ikna etmeye çalışıyoruz, bir takım kişilerin yüzü suyu hürmetine bu şeyi yapmasını ve eğer yaparsa Onun için şu kadar Salati tefriciye okumaktan söz ediyoruz. İnsanların çoğu Allah’ın tayin ettiği Kader, rızık ve ecele razı değil. Onun değiştirilmesini istiyorlar (Tevbe estağfurullah) Ezel-ebed konusuna takılan akıl(!?) sahiblerine bunu anlatmak kolay olmasa gerek. Zaten birileri “bu kaderimiz değil” diyor, ötekisi “Kaderi değiştirmekten” söz ediyor. “Amentü”de bile dökülüyoruz. Günde 40 kez okuduğumuz Fatiha’nın anlamından bile gafiliz. “İnmemiştir hele Kur’an, şunu hakkıyla bilin / Ne mezar başında okumak, ne de fal bakmak için”.

Namaz zaten baştan sona Dua “Allahu ekber” diye başlıyoruz. O mutlak güç, iktidar ve kuvvet sahibi, sizi görüyor, duyuyor, biliyor. O yaratılmış hiçbir şeye benzemez, benzetilemez ve kıyaslanmaz. Bir sonra okuduğunuz Fatiha “Elhamdülillahi Rabbil alemin” diye başlar. “Alemlerin Rabbine hamdolsun”. Bütün şikayet ve taleblerinizin sona ermiş olması gerekmez mi? Siz işin evvelini, ahirini, zahirini batınını Allaha bırakacaksınız,, cahillerden ve zalimlerden olmayacak, işin esbabına tevessül edeceksiniz o kadar. Sanırım yeniden iman etmemiz gerekiyor. Bizim yaşadığımı din, yaşadığımız hayata ilişkin bir bir çok soruya cevab vermiyor. Gençler yapay zeka’dan arıyor sorularının cevabını. Oysa Allah’ın dini, yeri-göğü, ölümü ve hayatı açıklar. Hep söylüyorum rızgımızdan az ya da çok yemeyeceğiz, ecelimizden önce ya da sonra ölmeyeceğiz, Kaderimizden başka bir Kademimiz de yok.

Allah’ın huzuruna 12 Ay boyunca, Haftanın 7 günü ve 5 zaman diliminde çıkıp, yaşadığımız zamanın hesabı verip, önümüzdeki zamanın sorumluluğunu kuşanıyoruz. Bütün bu işler de, “şadidlik görevi” ile eş zamanlı olarak, “Allah’ın adı” ile Onun o konudaki hükmünün farkında olarak ve ona göre, ve ayrıca “Onun adına” yapma konusun ahidleşiyoruz. Aslında bizim Allah’tan istediğimiz şeyi, O, Onun adına, bizim Onun rızasının tecellisinin vesilesi olarak bizim yapmamızı istiyor. O zaman Allah (cc) bu iyiliğimizi 10 katı, yüz katı, 700 katı ile bereketlendirecek.

Ramazan geliyor, gelin “Yaşayan Kur’an” olmak için Kur’an-ı Kerime şahidliğimizi yenileyim.

Haram para ile saadet olmaz. Kem alat ile Kemalat olmaz. Haram para ile Hac ve Umre de olmaz. Hacca-Umreye giderek, Cuma ya da bayram namazları ile yetinerek, 30 ramazan camilerde teravi kılarak da varsa o günahlardan kurtulamazsınız. Üzerinizdeki haram edinimlerden kurtulmadan “Tevbe tevbe” diyerek, bir yerden tevbe alarak da kurtulamazsınız. İnanmıyorsanız zaten size engel olan yok, öbür dünyada görüşürüz. Bu dünyada tartışıp durduğumuz şeylerin hakikatinin bize gösterileceği bir gün var.

Kendimize, çevremize, Allaha yalan söylemeyelim. İtiraf edelim ki başımıza gelen felaketler, biri geldi, biri gitti diye değil. Her topluluk layık olduğu gibi yönetilecek, biz kendi hakkımızdaki hükmü değiştirmeden kendi hakkımızdaki hüküm de değişmeyecek Ya bir imtihan gereği ya da yaptıklarımızın karşılığıdır. Mescid-i Aksa’da Cuma namazı kılmak istiyoruz da, bu yönde ne yapıyoruz. Allah bizim ellerimizle zalimleri (İsrail) cezalandırıp, Mazlumlara (Gazze halkı)na yardım etmek istiyor, biz, Allah’ın bizden istediğini, dua diye O’ndan istiyoruz? İslam ülkeleri olarak? “Ey Musa Allah ve sen yetersiniz” diye İsrailoğullarına döndük. İtiraf edelim ki biz cahillerden ve zalimlerden olduk. Sahi “Şeriat gelecek vahşet bitecek” diyoruz da, Hz. Nuh, Hz.Lut döneminde ya da Hz. Ali döneminde Şeriat gelmemiş mi idi. Hz. Zekeriya ve Yahya’nı şehadet edenler kendilerinin Hz. Musa şeriatının takipçileri olduklarını söylemiyorlar mı idi?

Derin konulara daldık. Ne dersiniz, bugünlük bu kadar yeter mi? Selam ve dua ile..