Eğitim sistemlerinin bir görevi de toplumun beklentilerine karşılık vermektir. Ne var ki toplum her zaman için insan hakları ile uyumlu taleplerde bulunmayabilir. Bulunduğu sürece talepleri karşılamak ise o ülkenin ne derece medeni olduğunu gösterir, halkına verdiği değeri gösterir.

Kız ve erkek öğrencilerin ayrı sınıflarda/okullarda eğitim görmesine ilişkin tartışmalar yer yer gündeme gelir. Konunun bu aralar tekrardan dolaşıma girdiğini, üzerine hararetli tartışmalar yaşandığını, safların belirginleştiğini görüyoruz.

Oysaki böylesine kritik bir meselenin daha farklı bir bağlamda ele alınmasını beklersiniz. Bilimsel bağlamda, evrensel insan hakları ilkeleri bağlamında.

Nitekim bu tarz bir konuda bireyin kendi ideolojisinden yola çıkarak, sadece kendi mahallesinin yaşam tarzını referans alarak bir karara varması, sonrasında ise doğruluğundan şüphe etmediği bu kararı kılıçları çekerek canhıraş bir şekilde savunması durumu olduğundan daha karmaşık bir hale getirmekten başka da bir işe yaramaz.

Bilim ne diyor?

Karma ve tek cinsiyetli eğitimin karşılaştırılması, uluslararası literatürde uzun zamandan beridir çalışılan, üzerine derinlemesine araştırmalar yapılan bir konudur. Bahsi geçen binlerce araştırmadan elde edilen sonuçları tek tek inceleyen bir kimsenin bu iki formattan herhangi birinin diğerinden bariz bir şekilde üstün olduğu sonucuna ulaşabilmesi ise mümkün değildir. Ne var ki karma eğitimin akademik başarı açısından daha iyi sonuçlar doğurduğunu ortaya koyan çalışmalar bulunduğu gibi tek cinsiyetli eğitimin daha işe yarar olduğu sonucuna ulaşan çalışmalar da bulunmaktadır. Konuya ilişkin yürütülen çalışmaların çok büyük bir çoğunluğu ise karma ya da tek cinsiyetli eğitimin akademik başarı açısından diğerine göre anlamlı bir farklılık meydana getirmediğini ortaya koymaktadır.

Yani karma eğitim ya da tek cinsiyetli eğitim istiyorum ve bunu çocukların başarıları için talep ediyorum diyen herkes bu savından bir an önce vazgeçebilir.

Tabii ki tek mevzu akademik başarı değil. Bahsi geçen iki modelden hangisinin çocukların kişilik gelişimi açısından daha avantajlı olduğu da büyük önem taşımaktadır ki bu konu üzerine de çok sayıda çalışma gerçekleştirilmiştir. Ne var ki orada da durum hemen hemen aynı.

Tek cinsiyetli eğitim politikasının uygulandığı öğrenme ortamlarında öğrencilerin derse daha fazla katılım sağladıkları, daha fazla söz hakkı aldıkları, özgüvenlerinin güçlendiği, liderlik yönlerinin daha fazla geliştiği, özellikle kız öğrenciler için okula devam oranının arttığı ve yine kız öğrencilerin matematik, mühendislik vb. fen bilimleri alanlarına daha fazla yöneldiği gibi olumlu sonuçlara ulaşan çok sayıda bilimsel çalışma bulunmaktadır.

Buna karşın tek cinsiyetli eğitimin karşıt cinsle iletişimi sekteye uğratması, cinsiyete ilişkin kalıp yargıları güçlendirmesi, erkek öğrencilerde saldırganlık ve zorbalığın artması gibi olumsuz sonuçlar doğurduğunu ortaya koyan çalışmalar da bulunmaktadır.

Kısacası durum fifty-fifty. Akademik başarı açısından, kişilik gelişimi açısından…

Tam olarak bu noktada devreye farklı bir faktör giriyor; kültür! Her insanın, her toplumun kendine ait bir kültürü vardır ve o kültürü yaşamak -başkalarının hakkını gasp etmediği sürece- onların en doğal hakkıdır.

Bir birey ben çocuğumun sadece kızların ya da erkeklerin öğrenim gördüğü bir okulda eğitim almasını istiyorum diyorsa, o bireye karşı gelebileceğiniz tek senaryo onun elde etmiş olduğu hakkın, başkalarının mağduriyetine yol açacağı bir durum için söz konusu olabilir.

Daha somut bir ifade ile; bir kimse ben Türkiye’deki tüm öğrencilerin kız ve erkeklerin ayrı eğitim gördüğü okullarda okutulmasını talep ediyorum derse ona talebinin bir hak gaspına yol açacağını söyleyebilirsiniz. Ama birey sadece ben kendi çocuklarımın bu hakka sahip olmasını talep ediyorum diyorsa eğer yapmanız gereken şey saygı duymaktır, beğenmeseniz de kabullenmektir.

Söz konusu şey eğitim olunca yüzümüzü Moğolistan’a, Kongo’ya, Bangladeş’e çevirmeyiz çoğunlukla. İngiltere’ye, Amerika’ya, Almanya’ya kısaca batıya çeviririz. Ne var ki daha rasyonel olan da budur. Eğitimin oralarda daha nitelikli bir formda işlediği bilinmeyen bir şey değil.

Yine öyle yapalım. Bahsi geçen ülkelerin eğitim politikalarını bu bağlamda inceleyelim…

ABD, İngiltere, İrlanda, Almanya, Avustralya ve daha birçok ülke vatandaşlarına kız ve erkek çocukların ayrı okutulması hakkını tanıyor. Birçoğu bu hakkı ilkokuldan itibaren tanıyor, ortaokul, lise ve hatta üniversitede dahi bu olanağı sunuyor. Bazıları buna sadece özel okullarda müsaade ediyor, birçoğu ise devlet okullarında bizatihi kendisi bu süreci yürütüyor.

Örneğin…

ABD’de sadece kız öğrencilerin kabul edildiği hatta sadece kız, Hristiyan, Hristiyanlığında Katolik mezhebinden olan öğrencilere kapısını açan çok sayıda örgün eğitim kurumu var, üniversite var.

Mantık şu; kimse sizin kafanıza silah dayayıp da çocuğunuzu sadece kızların okuduğu, sadece Hristiyanların kabul edildiği bir okula göndermenizi istemiyor. O zaman siz de meseleye burnunuzu sokmayın. Kendi yaşam tarzınızdan yola çıkarak genel bir hükme varmayın, kendinize ait fikirleri tek doğru buymuşçasına insanlara empoze etmekten vazgeçin.

Eğitim sistemlerinin bir görevi de toplumun beklentilerine karşılık vermektir. Ne var ki toplum her zaman için insan hakları ile uyumlu taleplerde bulunmayabilir. Bulunduğu sürece talepleri karşılamak ise o ülkenin ne derece medeni olduğunu gösterir, halkına verdiği değeri gösterir.

Toplum “Ben kız çocuklarının okula adım dahi atmasını istemiyorum” gibi bir taleple de gelebilir. Böylesi bir durumda çocuğun hakkını savunmak, toplumu geri çevirmek o ülkenin yasalarının en temel bir görevidir.

Ne var ki toplum başkalarının haklarına müdahale etmeden kendi kültürü çerçevesinde bir yaşam tarzını talep ediyorsa devlet bunu onlara vermelidir. Toplumun diğer kesimlerine düşense derhal kılıçları çekmeden önce meseleyi insan hakları bağlamında ele almak, tutarlı bir değerlendirmede bulunarak tavrını ona göre belirlemektir.