Bu topraklarda yaşı kemale ermiş hemen herkesin yıllar boyu genç nesillere ilettiği en temel nasihattir bu. İşe yarıyor muydu, gençler bu nasihatlerden etkilenerek okumaya karar veriyor muydu bilinmez ama bir gerçeklik arz ediyordu, orası kesin.

Tazeyken yediğinizde size birçok fayda sağlayacak olan bir yiyeceği son kullanma tarihi geçtikten sonra tüketirseniz artık o faydayı sağlamayacağı gibi vücudunuza zarar da verecektir.

Toplum içerisinde kullanılagelen söylemlerin bazıları için de aynı şey geçerlidir. Vakti zamanında bir anlam ifade eden, motive edici bir güce sahip olan söylemlerin de miadı dolabiliyor, son kullanma tarihleri geçebiliyor.

Ve aynen yiyeceklerde olduğu gibi bir zamanlar topluma getirisi olan bu sözlerin, son kullanma tarihlerinin geçmesiyle birlikte artık kimseye bir faydası dokunmuyor, daha da acısı ise zarar veriyor ve bazen geri döndürülemeyecek devasa mağduriyetlere yol açıyor.

Oku adam ol!

Bu topraklarda yaşı kemale ermiş hemen herkesin yıllar boyu genç nesillere ilettiği en temel nasihattir bu. İşe yarıyor muydu, gençler bu nasihatlerden etkilenerek okumaya karar veriyor muydu bilinmez ama bir gerçeklik arz ediyordu, orası kesin.

Ne var ki dillere pelesenk olmuş ve çoğu zaman için bir iyi niyet göstergesi olan bu söylem artık geçerliliğini yitirdi. Ama biz onu kullanmaya, ezberlerimizden vazgeçmemeye devam ediyoruz.

Toplum olarak bir bütün halinde ısrarla gençlere okumaları gerektiğini, bunun nasıl kutsal bir eylem olduğunu, okumayan bir bireyin okuyanlar için tahsis edilmiş olan o yüce konuma hiçbir zaman ulaşamayacağını, okuyanlara ayrılmış statüyü hiçbir zaman elde edemeyeceğini empoze ediyoruz. Durmaksızın yüzlerine boca ettiğimiz bu söylemlerle muhtemelen etkiliyoruz da onları.

Okumaktan kastedilen de kitap okumak ya da 12 yıllık temel eğitim sürecini başarıyla atlatmak da değil. “Oku” kelimesini kullanan hemen herkesin aklından geçen şey aynı: üniversite eğitimi.

Göründüğü kadarıyla bir adım sonrası için hiçbir planımızın olmadığı tüm bu söylemler işe de yarıyor. Üniversitelerimiz ağzına kadar dolu. Daha somut bir ifade ile; üniversite öğrencilerinin nüfusa oranı bağlamında AB ülkelerinin tamamının önündeyiz ve hatta birçoğunu açık ara solluyoruz.

İlk duyuşta kulağa hoş geliyor. Ama sadece ilk duyuşta.

Nitekim bu verilerin hemen akabinde bu kez üniversite mezunlarının gözlerde bir ışıltı meydana getirecek istihdam oranlarını görmeyi umuyorsunuz ki oraya hiç girmeyelim bile. Travmalar meydana getirecek, uykularımızı kaçıracak istatistikler bekliyor bizi orada.

Evet, okumanın okumamaktan daha avantajlı olduğu, üniversite eğitiminin insanlara başka hiçbir şekilde elde edemeyecekleri olanaklar sunduğu zamanlardan geçtik.

Ama geçtik. Artık geçmiyoruz. O anlar mazide kaldı hem de uzun bir süredir. Dolayısıyla adeta DNA’larımıza kadar işlemiş ve ezbere bir şekilde dile getirdiğimiz bazı söylemleri masaya yatırmanın, bir analize tabi tutmanın zamanı geldi de geçiyor. Bu çok da derinlemesine bir analiz gerektirmeyen değerlendirmenin sonucunda ise bahsi geçen söylemleri rafa kaldırmanın zamanı geldiğini de fark etmemiz gerekiyor.

Ama bir türlü yapmıyoruz bunu. Yapamıyoruz. Nasihat edebilecek yaşa ulaşan hemen herkes nasihat alma yaşı içerisinde olduğuna karar verdiği her gence hala ısrarla okuması gerektiğini söylüyor.

Oysa olayın matematiği çok basit.

Türkiye’nin herhangi bir üniversitesinin herhangi bir bölümünde eğitim gören bir öğrencinin mezun olduktan sonra uzmanlık alanında istihdam edilme ihtimalinin ne düzeyde olduğunu noktasına virgülüne kadar öngörebiliyoruz. Ve tüm bu oranlar bazı üniversitelerin bazı bölümlerinin dışında üniversite eğitimi almanın neredeyse hiçbir getirisi olmadığını söylüyor, “Oku adam ol” söylemindense “İşini şansa bırakmak” söyleminin daha geçerli bir hal aldığını gösteriyor.

Toplum olarak eğitimi, bilhassa da üniversite eğitimini çikolatalı sosa bulandırma gibi bir alışkanlığımız olsa da hepimiz şu kadarının pekâlâ farkındayız ki; insanların büyük çoğunluğu eğitime verdiği değerden ötürü yıllarını üniversitelerde harcamıyorlar. İstihdam edilmek için, daha iyi, daha kolay bir hayata sahip olabilmek için okuyorlar.

O zaman dilimini de çoktan arkamızda bıraktığımıza göre çok da zorlamanın bir anlamı yok. Diğer tüm seçenekleri masadan kaldırmanın, daha iyi bir şekilde başarabilecekleri bir şeylerden onları mahrum etmenin bir manası yok.

Üniversite okumak bir seçenektir. Birçok seçenekten sadece biridir. Bazıları için en iyisidir bazıların için listeye dahi girmeyecek bir seçenektir.

Okuyana, okumak isteyene dur denmez tabii ki ama herkese aynı yolu gösteren; bu yolun en iyisi olduğunu mütemadiyen dile getiren; farklı yolları seçenleri, seçmek isteyenleri daha baştan alıkoyan, yollarından çeviren; gençlerine, çocuklarına seçme hakkı tanımayan bir kültür de kendini sorgulamalı, reforme etmelidir.