Oysa Hasan Öztürkmen’in sözleri bir belgeye dayanmıyordu; kime ve neden para verildiğini de açıklamadan muhalif medyayı karalama, töhmet altında bırakma hakkını görüyordu kendinde.
Kemal Kılıçdaroğlu yönetiminin muhalif medyaya yönelik salvolarını sürdüren CHP Gaziantep Milletvekili Hasan Öztürkmen, iddiaları daha da büyüttü:
“2024, 2025 ve bu yılın ilk 4 ayında birtakım TV kanallarına, gazetelere ve trol hesaplara 755 milyon lira ödenmiş. Sayman görevinde bulunan Genel Başkan Yardımcımızın (Bülent Kuşoğlu) verdiği bilgilere göre her gün Kılıçdaroğlu’nu eleştiren, gerçekleri çarpıtan, haber kanalı değil de propaganda kanalı haline gelmiş bazı TV, gazete ve trol hesaplara 755 milyon TL ödenmiş.”
Hasan Öztürkmen’in, MK TV’deki bu sözlerini Şamil Tayyar, “Parayı veren düdüğü çalmış” diye paylaşırken, iktidar medyası da “Trol ağına 755 milyon TL” (Akşam), “Kalemlerini 755 milyona satmışlar” (Yeni Akit), “Fondaş basına para yağdırmış” (Sabah) diye haberleştirdi.
Tabii sorgulamadan, doğruluğunu kontrol etmeden…
Oysa Hasan Öztürkmen’in sözleri bir belgeye dayanmıyordu; kime ve neden para verildiğini de açıklamadan muhalif medyayı karalama, töhmet altında bırakma hakkını görüyordu kendinde.
Peki ne oldu? Hasan Öztürkmen’in isim vermeden “propaganda kanalı” diye nitelediği kanallardan biri olan Sözcü TV, Kemal Kılıçdaroğlu’nu canlı yayına aldı. Hem de iki saat sürdü program. Son yıllarda TV’lerde görmeye alışıldığı gibi konuk ağırlama programı yapmadılar; “Efendim nasıl değerlendiriyorsunuz?” tipi, gazeteciyi edilgenleştiren sorular yerine Kılıçdaroğlu’nu sorgulayan, yer yer zorlayan sorular sordular.
Eksik kalan sorular olabilir, ama Barış Terkoğlu, Senem Toluay Ilgaz ve Aslı Kurtuluş Mutlu, CHP’deki saflaşmanın gazeteciliğe bakışı da olumsuz etkilediği bu ortamda başarılı iş çıkardılar doğrusu. Onları eleştiren kimi gazetecilerin soru sormayı nezaket gösterisi sandıkları, gazetecinin aklına gelen her soruyu soramayacağı gibi yanlış kanaat taşıdıkları ortaya çıktı. Bu gazeteciler, Oriana Fallaci gibi, gazetecinin muhatabıyla çatır çatır tartıştığı söyleşileri ya hiç bilmiyorlar ya da unutmuşlar. Bazı politikacıların gazetecilere gazetecilik öğretmeye kalkması ise trajikomikti.
Programda haklı olarak, Hasan Öztürkmen’in suçlamalarını da sordular. Kılıçdaroğlu, bu soruyu yanıtlarken, “CHP’nin geçmişte de bazı TV kanallarıyla protokol yaptığını, bunların meşru ödemeler olduğunu” ama Özgür Özel döneminde “sosyal medyaya büyük paralar ödendiğini” söyledi. Kılıçdaroğlu, bu sözleriyle CHP’nin Halk TV gibi kanallarla yaptığı ve daha önce de tartışılan “reklam, kampanya videoları ile grup ve basın toplantılarının canlı yayınlanması” protokollerini kastediyordu. O protokolleri de zamanında eleştirmiştim.
Kılıçdaroğlu, Hasan Öztürkmen’in, gazete ve gazetecilere de para ödendiğini öne sürdüğünün anımsatılması üzerine de CHP Sözcüsü Müslim Doğan’ın danışmanı Hüseyin Doğan’ı kastederek, “MYK üyemizin yanında çalışan birisi bunu dillendirdi. Onu partiden uzaklaştırdık. Öyle bir şey yok” dedi. Sonra da “Gazetecileri bilmiyorum. Siz söylüyorsunuz, ben bilmiyorum. Ödeme yapılırsa, eğer ödeme varsa meşru zeminde yapılması lazım” diye ekledi.
Şimdi söz sırası yeniden Hasan Öztürkmen’de. Eğer Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun bilmediği bir bilgisi varsa belgeleriyle isim isim açıklamalı, yoksa çıkıp özür dilemeli. Elbette sadece Öztürkmen de değil, Bülent Kuşoğlu başta olmak üzere kim ne biliyorsa belgeleyerek konuşmalı ya da tezvirat üretmemeli.

Persepolis ve Satrapi’nin anısına saygı
İran’daki baskıcı ve totaliter “molla” rejiminde büyüyen bir kız çocuğunun yaşamını anlattığı “Persepolis” çizgi filmiyle tanınan Marjane Satrapi’nin ölümüyle ilgili haberler gizemliydi.
Fransa’da olduğu gibi Türkiye’deki haberlerde de “aile üyelerinin” verdiği bilgiye dayanılarak, Satrapi’nin “üzüntüden öldüğü” belirtiliyordu. Üzüntü, ölümüne yol açacak kadar nasıl büyük bir tıbbi soruna yol açmıştı o konuda bilgi yoktu haberlerde. Sadece eşi ve “hayatının aşkı” Mattias Ripa'nın bir yıl önceki ölümünden çok etkilendiği vurgulanıyordu.
Elize Sarayı’ndan yapılan açıklamada da “Persepolis ile küresel bir izleyici kitlesini büyüledi. Fransız kültürünün önde gelen bir figürü ve özgürlüğe adanmış bir sanatçı; eserleri evrensel bir mesaj taşıdı ve kendisine büyük uluslararası ün kazandırdı" deniliyor, ama Satrapi’nin ölümüyle ilgili ayrıntıya girilmiyordu.
Merak edip, taradım. Le Figaro’nun Olivier Delcroix imzasıyla "kültür sayfasında" yayınladığı haberinin başlığında “Persepolis'in yaratıcısı Fransız-İranlı sanatçı Marjane Satrapi, 56 yaşında üzüntüden öldü” deniyordu, ama içerde iki kez kez “intihar etti” kelimesi kullanılmadan, onun eş anlamlıları "yaşamına son verdi, hayatını sonlandırdı" sözcüklerinin geçtiğini buldum. İntihar ile ilgili başkaca bir bilgi de verilmiyordu.
Le Figaro biliyorsa Fransa medyasının tümünün de Satrapi’nin intiharıyla ilgili bilgi sahibi olmadığı düşünülemez. Belli ki, Satrapi’nin anısına saygı göstermek, yakınlarını da üzmemek istemişler. Le Figaro, yine de satır arasında da olsa okurunu bilgilendirme gereği de duymuş.
Ben de bu yazıyı yazmak konusunda tereddüt ettim. Sonra da Satrapi gibi ünlü bir insanın intiharının, ülkemizde olsa tüm ayrıntılarıyla yayımlanacağını düşünüp yazmaya karar verdim.
Umarım Fransa medyasının Satrapi’nin ölümüyle ilgili gösterdiği bu özen, onca uyarıya rağmen intihar vakalarını yöntemine varana değin hiç sakınmadan yazan medyamıza örnek olur.

Kürtçe yazılı bez çantaya gözaltı!
Gazeteciler Tuğçe Tatari ve Rengin Azizoğlu’nun, CHP Grubu’nda gerginliğin yaşandığı gün Meclis girişinde gördükleri kötü muamele dikkat çekmedi; haber de olmadı.
Ben de olanları Tuğçe Tatari’nin, T24’deki “Meclis’e girmek için kötü muameleye razı olmak mı gerek?” başlıklı yazısından öğrendim. Rengin Azizoğlu ile birlikte Meclis’e girerlerken, polis, Azizoğlu’nun, üzerinde Dicle Fırat Gazeteciler Derneği logosu olan ve Kürtçe “Çapemenîya Azad Civaka Azad” (Özgür Basın, Özgür Toplum) yazan bez çantasına el koymuş.
İtiraz edince de arama kabinine sokup, bacaklar ayrık kollar havada, bluzlarını açtırarak “ince arama”ya tabi tutmuşlar. Tatari, “bir adım ötesi çıplak aramaydı” diye aktarıyor o aramayı.
Tatari’nin yazısının ardından bez çantasına el konulan Dicle Fırat Gazeteciler Derneği de açıklama yaptı. DFG, polisin davranışını “onur kırıcı ve hukuka aykırı uygulama” olarak nitelendirdi; TBMM Başkanlığı’nın sorumlular hakkında soruşturma açmasını istedi.
Gazetecilere reva gördükleri muamele çok vahim. Kürtçe yazılı bir bez çanta gören polisin gözlerinde alarm zilleri çalması daha da vahim… Bu çağda böyle polisler olması, hem de TBMM kapısında görev yapmaları demokrasi ve medya özgürlüğü bakımından büyük tehlike.

Beykoz Medya Okulu kardeşliği işbaşında
Gazeteci Dinçer Gökçe yakalamış, o paylaştı. Buket Aydın, Çağlar Cilara, Cuma Obuz ve Taha Hüseyin Karagöz, ortak paylaşımlarla AKP'ye geçen Beykoz Belediyesi Başkanı Özlem Vural Gürzel’in faaliyetlerinin reklamını yapmış. Neredeyse aynı sözcükler, aynı cümlelerle.
Aynı isimler daha önce de ortak paylaşımlarla dikkat çekmişti. İlk olarak Buket Aydın, Türker Akıncı, Çağlar Cilara ve Başak Şengül, “evlilik dışı ilişki” ile suçlanan AKP'li Adapazarı Belediye Başkanı Mutlu Işıksu’ya destek veren ortak paylaşımlarda bulunmuşlardı. Birbirinden habersizmiş gibi art arda yapılan paylaşımlardaki görsel ve sözler aynıydı.
Buket Aydın, Çağlar Cilara, Fulya Öztürk ve Türker Akıncı, yakın tarihin en karanlık isimlerinden biri olan Abdullah Çatlı’nın filmini de ortak görsel ve ifadelerle tanıtmışlardı.
Bu isimlerin ortak paydası, CHP’den AKP’ye geçen Beykoz Belediye Başkan Vekili Özlem Vural Gürzel’in kurduğu “Beykoz Medya Okulu”nun eğitmenleri olmaları. Acaba bu isimler, AKP’li Beykoz Belediyesi’nden “eğitmenlik” karşılığında ne kadar ücret alıyorlar? Açıklasalar da organize PR çalışmalarının altındaki çıkar ilişkisinin boyutlarını öğrensek.
Yalanlanan haber
Sözcü gazetesinin “İl yapılacak 25 ilçe için yasa teklifi hazırlanıyor” haberi, basılının yanı sıra internet sayfasında da yayımlandı.
Haberde kaynak verilmiyor, sadece “…kanun teklifi hazırlıklarına başlandığı” belirtiliyordu. İl olacak ilçelerin adlarını da içeren haber, hızla yayıldı haber sitelerinde. Fakat Dezenformasyonla Mücadele Merkezi, “25 yeni il kurulacağı iddiaları gerçeği yansıtmamaktadır” açıklaması yaptı.
DMM’nin yalanlamasının ardından yapılması gereken belli. Ya haberi, belge ve bilgiyle savunursunuz ya da özür diler, geri çekersiniz. Ancak Sözcü, “Türkiye haritası değişiyor: İşte yasa teklifiyle il yapılacak 25 ilçe” başlığının altındaki spota “Konu hakkında DMM’den açıklama geldi” cümlesi ekledi, o kadar. Basılı gazetede onu da yapmadı; hiç düzeltmedi.
Açıkça okuru kandırmaca oyunu bu. Açıklamanın haberi yalanladığını belirtmeden sadece “Açıklama geldi” diye spota ve haberin altına ek yaparak yanlış bilgi düzeltilmiyor, yalanlama içeriğinin tersine, okurun ilgisini çekmek için kullanılmış oluyor.
Bu tavır doğru değil. Eğer yalanlanan haberle ilgili yeni bir veri ortaya koyamıyorsanız açıkça düzeltmek durumundasınız. Okura saygı ve gerçeğe sadakat bunu gerektirir.

Futbol medyası atladı
Aziz Yıldırım’ın sekiz yıl aradan sonra yeniden Fenerbahçe Başkanı seçildiği gün, futbol medyasında Aykut Kocaman haberleri başladı:
“İşte Yıldırım’ın yol haritası” (Fanatik), “Kocaman bekleniyor” (Fotomaç), “Yüzde 99 Aykut Kocaman” (Sabah), “Kocaman hazırlık (Akşam), “Yıldırım öncelikle Aykut Kocaman’la anlaşacak” (Hürriyet), “Yıldırım’ın planı hazır” (Milliyet), “Yol haritası belli oldu” (Yeni Şafak), “Kocaman görev” (Nefes)”
Futbol yazarları çok emindi Aykut Kocaman’ın yeni teknik direktör olacağından. Öyle ki, 18 Haziran’da “Açıklanıyor” (Sabah) haberlerinde bile “Tek aday Kocaman” diye yazılıyordu.
Fakat Aziz Yıldırım, futbol yazarlarının tümünü atlatıp, İsmail Kartal’ın yeni teknik direktör olduğunu açıkladı. Futbol medyasına da “Büyük sürpriz” (Fanatik), “Kocaman kaosta üç senaryo” (Sözcü), “Aziz Yıldırım’ın Kocaman sürprizi” (Hürriyet) haberleri yazmak kaldı.
Anlaşılan futbol yazarları, perde arkasına tam olarak hâkim değil. Böyle bir durumda Aykut Kocaman’ı kesin bilgi gibi yazmamaları gerekirdi. Ama gözlüyorum da futbol yazarlarının çoğu, bir uçtan öbürüne savurulup duruyor. Milli Takım’ın, Dünya Kupası’na giderken yaptıkları yayınlar ile elendiğindeki yayınlar arasındaki fark da bunun kanıtı…
Tek cümleyle:
· Türkgün gazetesi GYY Mehmet Müftüoğlu’nun, Habertürk’te “Mansur Yavaş, Özgür Özel ekibiyle hareket etmeyecek. CHP’de kalacak” dediği sırada TV100 ekranın altında İsmail Dükel’in, “Mansur Yavaş, Özel’le hareket edecek” sözleri yer alıyordu.
· Yeni Şafak’ın “2001 krizi sonrası en kötü senaryo: Sanayicinin kârı faize yetmedi” manşetiyle çıktığı gün Hürriyet, “Sanayide toparlanma sinyali” haberi yayımladı.
· CHP Milletvekili Adnan Beker’in, Ankara’da Ulus Hali’nde hazırlanan masaya otururken “Esas gazeteciler yesin” diyen Özgür Özel’e, “Onları ben balıkçıya göndereceğim” yanıtı vermesi, gazeteciliğe hakaret niteliğinde gören, çarpık bir bakıştı.
· İktidar medyası, maden işçilerinin açlık grevini, özel okul öğretmenleri ve Kadın Platformu’nun Ankara’daki eylemine polisin müdahalesini görmezden geldi.
· Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Moskova gezisine Akşam’dan Mustafa Kartoğlu, Türkiye’den Sevil Nuriyeva ve Yeni Şafak’tan Yahya Bostan’ı da beraberinde götürdü.
· İnternethaber, “Medipol uzmanından güneş uyarısı” manşetinde hastane reklamı yaptı.
ELEŞTİRİ, ŞİKÂYET VE ÖNERİLERİNİZ İÇİN: [email protected]