Onca özel üniversite içerisinden neden o üniversitenin seçilip programa alındığı da belirsiz. Somut bir kriter yok. Ama izleyen gençlerde o üniversitenin ya da fakültenin, alanının en iyisi olduğu algısı yaratılıyor.
Yine üniversitelerde tercih dönemi geldi ve haber televizyonlarında “tercih” programları başladı.
Başka kanallarda da var mı bilemiyorum ama ben Akit TV’de Êğitim Atlası”, CNN Türk’te “Tercih Zamanı”, Habertürk’te “Yolun Başındayken”, NTV’de “Doğru Tercih”, Sözcü TV’de “Tercih 2026” ve Ülke TV’de “Genç Vizyon” programlarına rastladım.
İlginçtir, bu programların tümünde sadece özel üniversitelerden yöneticiler ve akademisyenler katılıyor bu programlara. Açık açık bu üniversitelerin reklamı yapılıyor. Sunucu, en ufak eleştirel bir soru sormuyor, bir olumsuzluktan söz etmiyor; tam tersine özel üniversitenin tanıtılmasına yardımcı oluyor program boyunca.
Onca özel üniversite içerisinden neden o üniversitenin seçilip programa alındığı da belirsiz. Somut bir kriter yok. Ama izleyen gençlerde o üniversitenin ya da fakültenin, alanının en iyisi olduğu algısı yaratılıyor.
Halbuki sponsorlu programlar bunlar. Tıpkı sağlık programlarında özel hastaneler için olduğu gibi, tercih programlarında da hangi özel üniversitenin tanıtılacağını “reklam bütçesi” belirliyor. O yüzden de kimi haber kanalları, tercih dönemlerini gelir kapısı olarak görüyor. Olan gençlere oluyor, reklamı bilgi gibi sunan televizyon programlarıyla yanlış yönlendiriliyorlar…

Davutoğlu ve gazetecilerin etkileşim yarışı
Ahmet Davutoğlu’nun siyaseti bırakmaya ve Gelecek Partisi’ni kapatmaya karar verdiği akşam, gazeteciler arasında da paylaşım yarışı yaşandı. Gazeteciler, “Gelecek Partisi’nin kapanacağı” bilgisini, çalıştıkları medya kuruluşundan önce sosyal medyadaki kişisel hesaplarından paylaştılar.
Saptayabildiğim kadarıyla 29 Temmuz akşamı, ilk paylaşım, Sözcü TV muhabiri Balâ Ateş’ten geldi. Saat 17.48’de “Gelecek Partisi kapanıyor mu?” diye yazdı; Davutoğlu’nun kurucular ve il başkanlarıyla toplantı halinde olduğu bilgisini de ekledi paylaşımına.
Haber, Sözcü gazetesinin X hesabından 17.54’te paylaşıldı. Onun hemen ardından 18.01’de Habertürk’ten Mahir Kılıç, GP’nin kendini feshetme kararı aldığını ve akşam saatlerinde açıklama yapılacağını daha net ifadelerle paylaştı. Sonra haber ve paylaşımlar giderek hızlandı. GP Sözcüsü Ufuk Karcı, saat 18.30’da, Davutoğlu’nun, “ilerleyen saatlerde gerekli açıklamalarda bulunacağını” yazarak, bu haberleri doğrulamış oldu.
Sözcü TV, ancak bu gelişmeden sonra fark edebildi olayı. Saat 18.40’ta Ekrem Açıkel, “Davutoğlu siyasetten çekiliyor mu?” diye verdi haberi. Muhabirleri, Balâ Ateş’in X’teki paylaşımından 52 dakika sonra yani.
Artık durum açıklığa kavuştuğu için Evrensel 18.35’te, Gazete Pano 18.37’de, Halk TV’de 18.40’ta. ANKA 18.36’da kapanma haberini yayımladılar ve sonra da X’te paylaştılar. 18.48’de de İsmail Saymaz’ın “Gelecek Partisi kapanıyor. Ahmet Davutoğlu, bu akşam yapacağı açıklamada, GP’yi feshettiklerini duyuracak” paylaşımı geldi.
X’teki paylaşımlar içerisinde en çok İsmail Saymaz’ın -kendi kurumundan sonra- yaptığı paylaşım etkileşim aldı. Haberi sosyal medyada ilk paylaşan Balâ Ateş, 18 bin görüntüleme alırken, İsmail Saymaz’ın paylaşımı 1 milyondan fazla görüntülendi.
Sadece Davutoğlu ve Gelecek Partisi de değil, siyasi gelişmelerin çoğu önce sosyal medyadan dolaşıma giriyor. Son olarak, Sakarya milletvekili Ümit Dikbayır’ın, CHP’den AKP’ye geçeceği de Sözcü TV’nin haberinden değil, o kanalın sunucularından Serap Belovacıklı’nın X’teki paylaşımından öğrenildi.
Yanlış olan, gazetecilerin aldıkları bilgiyi sosyal medyadan paylaşma yarışına girmeleri. Biliyorum, bu tür paylaşımlar sıradanlaştı, çok da yaygın. Fakat gazeteciler, bilgi ve haberleri öncelikle çalıştıkları medya kuruluşlarına vermeli. Hem medya kuruluşunun önüne geçmemek hem de bilginin editoryal süreçten geçmesi için gerekli bu.
Gazeteciler etkileşim yarışını sürdürdükçe, çalışılan kurumlar, habercilikte gazetecilerden geride kalıyor; habercilik zarar görüyor.

RTÜK’ten yeni suç icadı
Medyada, RTÜK’ün Sözcü TV’ye ilişkin inceleme başlatıldığı açıklamasının üzerinde hiç durulmadı. O açıklamadaki asıl skandal, inceleme değil, incelemenin gerekçesiydi:
“Bir televizyon kanalında, komşumuz Suriye’nin meşru Devlet Başkanı’na yönelik asılsız ithamlar üzerinden, iyi komşuluk ilişkilerine zarar verebilecek, Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politika vizyonu, temel ilkeleri ve diplomatik doktriniyle bağdaşmayan ifadeler kullanıldığı tespit edilmiş olup, söz konusu yayına ilişkin olarak inceleme başlatılmıştır.”
Serap Belovacıklı’nın, Sözcü TV’de, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmet El Şara için “Burası El Nusra’cıya kravat taktığınızda, cumhurbaşkanı yaptığınızda bir katili herkesin alkışlayacağı bir milletten oluşmuyor” demesi devlet politikasına aykırıymış! Gerekçe bu.
Bu sözleri eleştirebilir, karşı çıkabilirsiniz, ama RTÜK’ün, suç olarak görüp inceleme başlatmak için yeni bir suç icat ettiğini gösteriyor. Bundan böyle televizyonlarda, “Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politika vizyonu ve diplomatik doktriniyle bağdaşmayan ifadeler” kullanmak yasak! Bütün haberciler, yorumcular, devlet politikası neyse onu seslendirecekler!
Elbette yasada böyle bir suç yok. Eğer demokrasinin varlığından söz ediliyorsa, “dış politika vizyonu ile bağdaşmak” gibi bir zorunluluk da olamaz. RTÜK, Sözcü TV’ye bu gerekçeyle ceza verirse bugüne değin yaptıklarından çok daha büyük bir yanlışa imza atmış, demokrasiye ve anayasaya ihanet etmiş olur. Bütün TV kanallarının siyasi iktidarın politikalarının yanında hizaya durmasını istemekle özdeş bir tavır bu.

Program sponsorları neden gizli?
“Konuk Değil, Ücretli Yayın: MBB’den Halk TV’ye 400 Bin TL” haberi, Halk TV’deki “Serhan Asker ile Görkemli Hatıralar” programını konu alıyordu.
Bodrum haber sitesinde yayımlanan bu habere göre, Muğla Büyükşehir Belediyesi, 11 Temmuz’da Dalyan’dan yayımlanan program için Halk TV’ye 400 bin TL, sanatçı Hüseyin Turan’ın şirketine de 705 bin TL ödemiş. Haberde, program için bu paraların ödendiğinin EKAP (Elektronik Kamu Alımları Platformu) kayıtlarından da doğrulandığı bilgisine yer veriliyordu.
Haber, yerel ve ulusal onlarca haber sitesinde alıntılandı, ama ilgili taraflardan itiraz gelmedi. Medyaradar sitesi, bu programla ilgili benzer iddiaların önce de gündeme geldiğini anımsattı.
Demek ki, “Görkemli Hatıralar”, “sponsorlu” bir pogram. Bir kültür sanat programının, ücret ödeyenlerin tercihlerine göre yer ve konuk seçmesinin yayıncılık ilkelerine uygun olduğu söylenemez. Ama madem böyle yapılıyor, hiç olmazsa gizlenmemeli.
Düşünsenize, izleyenler, “Görkemli Hatıralar” programının nerede yapılacağını, kimin konuk alınacağını, içeriğini Serhan Asker ve Halk TV’nin belirlediğini sanıyor. Oysa programın yerini ve konuklarını, ücret ödeyen belediyeler ya da başka kuruluşların belirlediği anlaşılıyor.
Ayrıca Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras ve Ortaca Belediye Başkanı Evren Tezcan’a “konuk” demek yanlıştı. Zira kenti ve faaliyetlerini tanıtmak için ücret ödediklerine göre, konuk değil sponsor o insanlar. Şeffaflık şart…
Gazetecilerin Uygur gezisi
Yeni Şafak’ta, Taha Kılınç, “Utandınız mı?” yazısında, Türkiye-Çin Dostluk Vakfı’nın, Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde (Doğu Türkistan) gezdirdiği gazetecileri eleştirdi.
Bir grup Uygur da bina önünde gösteri düzenleyerek vakfı ve geziye katılan gazetecileri protesto etti. Onlar da Kılınç gibi, gazetecileri, Çin’in propagandasına alet olmakla suçladılar.
İlkesel olarak, gazetecilerin habercilik faaliyetlerinin masrafları kendi kurumları tarafından karşılanır; haber kaynaklarıyla maddi ilişkiye girilmez. Çünkü sizi götüren kurum ya da kuruluşla aranızda maddi ilişki kurulmuş olur; daha önemlisi size gösterileni görebilirsiniz, tanıtım ve propaganda aracı haline getirilirsiniz.
Tek istisna, “gazetecilerin kendi olanaklarıyla gidemeyecekleri” hallerdir. Gazeteciler, başka türlü gitmeleri mümkün olmayan yerlere davetli gitmeyi kabul ederler. Bu durumda da geziye ilişkin haber ve değerlendirmelerinde davetli gittiklerini ve gezi masraflarını o kuruluşun karşıladığını okur ve izleyicilerine aktarırlar.
Sincan da gazetecilerin kendi başlarına gezemedikleri bir yer. O nedenle gazetecilerin davetli gitmeleri anlaşılır bir durum. Fakat Sincan, Uygurlar ve öbür Müslüman azınlıklara yönelik hak ihlalleri, zorla çalıştırma ve baskı iddialarının, Birleşmiş Milletler ve İnsan Hakları Örgütü raporlarına bile geçtiği bir bölge.
Vakfın düzenlediği geziye katılan gazetecilerin çoğunun yazı ve anlatımlarında bu ihlallerle ilgili inceleme ya da değerlendirme göremedim. Ağırlıklı olarak bölgedeki ekonomik ve sosyal kalkınma “hayranlık”la anlatılıyor, etnik sorunlara değinilmiyordu.
Aynı günlerde Karar’da Almanya’ya sığınan Çinli polis Zhang Yabo’nun, Uygur Türklerine sistematik baskı uygulandığını anlattığına dair haber yayımlanması dikkat çekiciydi.

Tek cümleyle:
· Türkiye gazetesi ve TGRT Haber, Cem Küçük’ün yazı ve programlarına son verdiğini okur ve izleyicilerine duyurmadığı gibi, gözaltına alınmasını ve tutuklanmasını da haberleştirmedi.
· Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in, Erzurum’da 20-45 bin liralık tablet hediye ettiği yerel gazetecilerden Sema Örs, “Mesleğimizin onurunu hissettik” diye yazdı.
· İskenderun Belediye Başkanı Mehmet Dönmez, gazeteci Akın Bodur’un, “Halk, sahile neden ücretle giriyor?” sorusunu özetle “İsteyen dava açsın” diye yanıtladı; “memnuniyetsizlikten beslendiğini” ve “zihniyet sahibi” olduğunu söyleyerek gazeteciye hakaret etti.
· Sabah’ın, “Aldatıcı reklamlara geçit verilmeyecek” haberinin altında “Globalleşen bir başarı hikâyesi” başlığıyla bir döner zincirinin örtülü reklamının yapılması çelişkili bir tutumdu.
· Yeni Akit, A Millî Kadın Voleybol Takımı’nın, FIVB Voleybol Milletler Ligi final müsabakasında Brezilya’yı yenerek tarihinde ikinci kez şampiyon olmasını haber yapmadı.
· Sabah, Hollywood yıldızı Ben Affleck’in, bir programda anlattığı Kapalı Çarşı’dan halı alma anısını “banyoda paspas olarak kullandığı” bölümünü silip, “Çalışanlar o kadar iyi ki eşime de benzer halı satmışlar” diye ekleme yaparak haberleştirdi.
· Ahbap Derneği soruşturması için ifadeye çağrılan rock müzik sanatçısı Hayko Cepkin, “Her şeyi köpürtün anasını satayım abuk sabuk haberlerinizle. Ortalığı kirletmekten başka bir b..k bilmiyorsunuz” diyerek gazetecilere hakaret etti.
· TV100’de, Ali Haydar Fırat, CHP İletişim Koordinatörü görevini yürüttüğü belirtilmeden “İletişim bilimci” olarak tanıtıldı.
· Milliyet, Türkiye ve Yeni Şafak, AKP’li Konya Büyükşehir Belediyesi’nin “Ağır Bakım’da büyük taşınma” başlıklı tanıtımını, “Reklamdır” uyarısı koymadan haber gibi yayımladı.
· İktidar medyasının “Türkiye, Kerkük petrolüne ortak” oldu haberlerinde TPAO’nun, yüzde 15’lik hisse karşılığında ne ödediği bilgisi eksikti.
ELEŞTİRİ, ŞİKÂYET VE ÖNERİLERİNİZ İÇİN: [email protected]